Ergun Babahan
Şub 05 2018

CHP dün ne yaptı, yarın ne yapar?

Meslek ve yaş olarak büyüğümüz Aydın Engin, Cumhuriyet’teki yazısında kestirmeden söylemiş, ‘Eski hamam, eski tas’ diye:

‘‘Başlıkta yarım bıraktığım halk deyişini kolayca tamamlamışsınızdır. Hemen belirteyim, bunu söyleyen ben değilim. Kıdemli bir CHP’li, kurultayın ilk gününün akşamında biraz da kederli bir sesle böyle söyledi:


- Engin Abi, kurultay sonucunu bana sorarsan eski hamam eski tas... Bakalım ikinci günde tellaklarda ne kadar değişiklik olacak; hatta olacak mı?’’

Filmi geri sararsak, Deniz Baykal’ın 7 Haziran seçimi ertesinde koşarak Saray’a gitmesinin asıl nedeninin Meclis Başkanlığı koltuğuna oturmaktan çok, muhtemel bir koalisyon ortağı adayı haline gelen Kürtlerin önünü kesme stratejisi olduğu daha net anlaşılıyor.

Devletin bekası, CHP için halkın huzur ve mutlusundan önce gelen bir kavram. Örgütlenmiş Kürtlerin iktidar ortağı olabilme ihtimali ise, devletin bekasını tehdit eden bir gelişme.

Baykal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sonra CHP lideri Kılıçdaroğlu ile görüştü ve bakın ondan sonra neler yaşandı:

  • CHP, AKP’nin 7 Haziran seçimlerini yok saymasını kabullendi.
  • Ülkenin kanlı bir savaş ortamına sokulmasına seyirci kaldı.
  • 16 Nisan şaibeli referandumunu kabul etmez gibi görünüp sahiplendi, meşruiyet kazandırdı.
  • Dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyerek, Kürt siyasetinin Meclis’ten temizlenmesinin yolunu açtı. Belediye başkanlarının görevden alınmasına sessiz kalarak destek oldu.
  • Ne olduğu belirsiz 15 Temmuz Darbe girişimini sorgulamadı, faşizmin yol taşlarını döşeyen Yeni Kapı ruhunun Temsilcisi oldu.
  • Afrin dahil, tüm sınır ötesi operasyonlara destek verdi.

Dün bunu yaptı, yarın da aynısını yapacağından kuşkunuz olmasın. Hürriyet nasıl, ‘Türkiye Türklerindir’ gazetesi ise, CHP de onun parti versiyonudur. Bugün AKP ile hayata geçirilen politikaların gerçek babası kurucu CHP çizgisi ve uygulamalarıdır. Sonuç itibariyle CHP, Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözümünü savunan erkanın yanında hizaya geçti.

Ertuğrul Günay, 3 Ağustos 2017’de Artigercek.com’da kaleme aldığı ‘Yığınakta yapılan hata’ başlıklı yazısında bu hususa dikkat çekmişti.

‘‘Burada yüzeysel bir bakışla insanı şaşkınlığa uğratan, hayatın olağan akışına  aykırı bir durum var. Bu durumu sorgulamak, irdelemek gerekiyor.Ana muhalefetin -geç de olsa- onbinlerce insanla birlikte haftalarca yollara düşmesi, ardından milyonu bulan bir toplulukla taleplerini paylaşması, gerçekten neden sonuç alıcı olamıyor? 

Toplumun yarısı iktidarın tutumuna açıktan karşı, öteki yarısının içinden de önemli bir kesim rahatsızken, muhalefetin hiç bir adımı, sözü, eylemi neden etkili olamıyor. 

Durumu açıklamak için galiba askerlerin çok kullandığı bir erkan-ı harp deyişinden yardım almak gerekiyor: Harbin başında yapılan yığınak hatası, harbin sonuna kadar etkisini devam ettiriyor. İktidar ve muhalefet arasındaki siyasal mücadeleyi bu kurmay özdeyişinin ışığında irdeleyince, muhalefetin bütün çabalarına karşın yaşanan etkisizliği ve işlevsizliği anlamak kolaylaşıyor.

En vahimi, ana muhalefet, kendi terim ve kavramlarıyla değil, iktidarın terim ve kavramlarıyla konuşuyor. İktidar, karşıtlarıyla ilgili gergin, önyargılı, ötekileştirici, suçlayıcı tanımlar ve tarifler yapıyor, kendince bir dil üretiyor. Algı yönetiminde başarılı. 

Muhalefet de buna karşılık iktidarın yargılarını ters yüz eden yeni bir dil üretemiyor;  onun kavram ve tanımlarıyla konuşuyor. Bu söylem, bütün yıpranmışlığına karşın, iktidarın düşünsel hegemonyasını sürdürmesine, fikren ve fiilen ayakta durmasına yardım ediyor.’’

Sayın Günay’dan ayrıldığım nokta, CHP’nin bunu bilinçli yapıyor olmasıdır.

Türkiye’nin bugün temel meselesi Kürt meselesidir. Demokrasinin, Batı standartında hayatın, kalkınmanın, barışın, huzurun gerçekten inşası için bu meselenin çözümü şarttır. CHP’nin yeni bir şey söyleyemediği alan da budur. Burada yeni olmadan, farklı olamaz.

Listeye dönersek…

CHP’yi bilen bir dostun irdelemesiyle tablo şöyle:

- Muharrem İnce, siyasetin konuşulmadığı kurultayda siyasi birkaç cümle söyledi. Sonra da listesine Balbay, Özkan gibi söylediklerinin tam karşıtı kişileri aldı.

- 1200’den fazla oy kullanılan seçimde 300 küsur oyla PM’ye seçilmek, Kurultayda bir ortak irade olmadığının gösterdi.

- İnsan Hakları savunucuları Sezgin Tanrıkulu ve Mehmet Bekaroğlu, muhtemelen biri Kürt, diğeri Müslüman kimlikleri öne çıktığı için seçilemedi.

- Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Kılıç da, uydurma bir ‘Fetö’ suçlamasıyla bir süre tutuklu kaldığı için aynı akıbete uğradı.

- Dış politikasızlığın sözcüsü Öztürk 400 küsur oyla seçilirken, Büyükelçi Çeviköz listenin eteğine zor tutundu.