Fehmi Koru
Tem 04 2018

CHP veya Kılıçdaroğlu ile yollar ayrılabilir

Görenlerden, ya da şimdi sizlerle paylaşacağım gözlemin öznesi olanlardan karşı çıkanlar olabilir, ama ben yine de bildiğimi yazayım: Şimdiye kadar bürokraside bulunduğu konumda mutlu olan biriyle hiç karşılaşmadım.

Memur dediğin kişi hep bir yukarıyı kendisi için münasip görür ve oraya gelemeyen de mutsuz olur.

Oysa hedeflenen makamların sayıları yükseklik kazandıkça azaldığı için yukarılara doğru mutsuzluk oranı daha da fazlalaşır.

En mutsuzlar müsteşar olmayı bekleyen müsteşar yardımcıları, genel müdürlerdir…

İşin doğası böyledir.

[Dr. Laurence J. Peter ve Raymond Hull tarafından 1968’de geliştirilen bir teoriye göre de, hiyerarşik düzenlerde yer alanlar yetersizlik gösterecekleri noktaya kadar yükselir; o teoriye göre, dünyamız bu yüzden yetersizler tarafından yönetilmektedir. Buna ‘Peter Prensibi’ deniliyor. Henüz bir isim kazanmamış benim teorim ‘Peter Prensibi’ni tamamlayıcı mahiyette.]

Benzer bir durum siyasette de kendini belli eder. Orada da hemen herkes bir yukarıdaki konumda bulunmayı arzu eder. İl ve ilçelerde görevli olanları başkanlık da kesmez, milletvekili olmak ister; milletvekili olur bakanlığa göz koyar, bakan olan da başbakanlık tacını başında görmek ister.

Artık başbakanlık koltuğu yok; özel seçimi olmadan gelinen en önemli makam bakanlık…

Seçim sonrasında tam anlamıyla yürürlüğe giren yeni sistem bakanlıkların gradosunu hayli yukarıya çekti; gazete haberlerine göre o koltuklara halen değişik bakanlıklarda görevli bürokratların da getirilmesi düşünülüyormuş…

Haklarıdır, getirilebilirler.

İktidar partilerinde durum böyledir de muhalefetin hali daha farklı mıdır?

Kesinlikle hayır. Orada da bir siyasinin gelebileceği makamlar vardır ve muhalefet partilerinde de siyasiler bulundukların yerlerin daha yukarılarına tırmanmaya göz dikerler. Parti kademelerinde, Meclis’te grup yönetimlerinde ‘önemli’ yerler vardır. Her öne çıkan muhalefet üyesi önünde sonunda partisinin başına gelmeyi arzular, bunun için ittifak arayışlarına girmesi gerekirse, onu da yapar.

Geçmişte bakanlık sözü verilerek ayartılmış ve partisinden kopartılmış muhalefet milletvekilleriyle de karşılaşıldı.

Makamların tuhaf bir cazibesi olduğu muhakkak.

İşte bu sebeple, partisi -bunu genel başkanı olarak anlayın- kendisini cumhurbaşkanlığına aday gösterdiğinde, Muharrem İnce‘nin ağzından çıkan “Seçimi kaybedersem Sayın Kılıçdaroğlu’nun karşısında aday olmam, vefasız bir insan değilim” cümlesini başkaları gibi kesinlik arzeden bir irade beyanı olarak görmemiştim.
 
Daha önce iki kez Kılıçdaroğlu karşısına çıkmış bir CHP’li Muharrem İnce, onun koltuğunda gözü olduğunu ilân etmiş biri; neden eline fırsat geçerse üçüncü kez şansını denemesin ki?

Nitekim deneyeceği anlaşılıyor.

Partisinin lideriyle eşli bir yemek ortamında bulundu, hemen ardından genel başkanlık yarış sürecini başlatmış görünüyor.

Onun da hakkıdır. Seçimde partisinden 10 puana yakın daha fazla oy almış olması ona bu hakkı veriyor.

Yalnız unutulan bir nokta var: İnce‘nin karşısında da yenile yenile yenmeyi öğrenmiş biri bulunuyor.

Kemal Kılıçdaroğlu öyle bir lider…

İnce‘yi aday olarak öne sürdüğünde, adları İnce ile geçen partisinden bazı siyasilerin milletvekili adaylığını engellemişti Kılıçdaroğlu. Muharrem İnce, cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmekle Meclis-dışı kalmayı göze almıştı ve artık milletvekili değil.

Geçmiş deneyimlerden CHP’liler iyi biliyor: Milletvekili olmayan birinin partiye genel başkanlık yapabilmesi Türkiye’de çok zor. (Meral Akşener için de durum farklı değil.)

Hükümet ortağı SHP’ye genel başkan seçilen Murat Karayalçın bunu anlayınca ara seçimle Adıyaman’dan adaylık macerasını göze almıştı.

Tayyip Erdoğan da ilk ara seçimde Meclis’e girerek genel başkanlığı üstlenmemiş miydi?

Henüz yeni seçimden çıkmış bir ülkede ara seçim pek kolay değil. Tayyip Erdoğan için yol Abdullah Gül tarafından açılmıştı, ama CHP’de İnce‘ye bunu sağlayacak biri var mı, kuşkuluyum.

Muharrem İnce‘nin seçim oyu ile CHP’nin seçimde aldığı oyun farklı oluşu için öne sürülebilecek çok sayıda -hemen hepsi de makul- gerekçe de var.

Ancak Muharrem İnce gibi hırslı bir siyasetçinin beş yıl bir köşede oturup bir dahaki cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday gösterilmeyi bekleyeceği de düşünülmemeli.

Çıkılan yolun bir süre sonra CHP veya Kılıçdaroğlu ile yolları ayırmayı getirebileceği de hesaba katılmalı.

Hele CHP’nin içerisinden daha önce de Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Güven Partisi gibi partiler çıktığı da düşünülürse…

CHP’yi sıkıntılı günler bekliyor.

Gözleri bakanlık koltuklarında olan AK Partili siyasiler ile aynı koltuklara layık görülen bürokratlara gelince…

Onlara da “Yollarınız açık olsun” diyorum, başka ne diyeyim?

*Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.