Şub 09 2018

CHP’de ‘sola dönüş’ manifestosu: Bu şirretliğe teslim olmamak lazım

3 Şubat'ta gerçekleşen CHP Kurultayı öncesi CHP milletvekilleri Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner’in imzasını taşıyan bir manifesto yayımlandı. Manifestoda Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday belirlenmesi sürecine, savaş tezkerelerine destek veren tutuma, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki tavra, Yenikapı Mitingi’ndeki tutuma, 16 Nisan referandumu gecesinde gayri meşru sonuç karşısında tepkisiz kalınmasına kadar uzanan farklı konulara dikkat çekiliyor.

CHP genel merkezine yönelik eleştirilerin, partinin evrensel sol değerlerini ve Atatürk’ün Cumhuriyet değerlerinin üzerinde yeniden inşa edilmesini sağlamak üzere yapıldığını savunan Böke ve Cihaner, manifesto üzerine Cumhuriyet gazetesine konuştu.

CHP kurultayına birkaç gün kala beklenmedik bir çıkış olan bu manifesto, CHP Genel merkezine sert eleştiriler yöneltiyor.

Manifesto, Türkiye’nin ve CHP’nin geleceğine ilişkin ciddi ve temel politikaları kapsayan öneriler sunmasına rağmen kurultayda önemli bir karşılık bulmadı.

İlhan Cihaner, manifesto aracılığı ile dile getirdikleri düşüncelerinde sadece iki kişi olmadıklarını ve CHP’de çok sayıda milletvekilini temsil ettiklerini ifade ediyor.

Manifestoya şaşırılmasına şaşırdığını ifade eden Böke, ‘’Tüm baskıya rağmen toplumun iradesiyle yüzde 50’nin üstünde bir “hayır” oyu çıktı. Adalet Yürüyüşü keza. Gayrimeşru bir sonucun dayatılmasından doğan toplumsal rahatsızlığın yükseldiği bir süreçti. Bu açıdan bizim çıkışımız hiç de şaşırtıcı değil. Belki de bu çıkışı Gezi’den beri toplumda belirginleşen tepkinin, ihtiyacın parti içerisindeki sesi olarak kavramak gerek. O yüzden bizim için şaşırtıcı değil, ben başkalarının da şaşırmaması gerektiğini düşünüyorum,’’ ifadelerini kullandı.

CHP üstünden Türkiye’nin dönüşüm ve değişim talebiyle yola çıktıklarına vurgu yapan Böke, Türkiye’de siyasi tartışmaların şahıslar üzerinden yapılmasının sancılarının yaşandığını anlatıyor.  

Cihaner, manifestonun zamanlamasına ilişkin, ‘’daha önce yayımlansaydı, genel merkez, Afrin bahanesiyle hükümet bu kadar yaygın gözaltılar yaparken, Afrin operasyonu bir iç politika argümanı olarak kullanılıyorken hemencecik “Hükümetin arkasındayız, operasyonu destekliyoruz” demezdi,’’ diyor.

Manifestolarında “muhafazakâr hassasiyetler, güvenlik, millilik, konjonktür” gibi mazeretlerin ardına saklanılmaması gereğinin altı çizilen ikiliye partinin Afrin operasyonuna destek vermesi soruluyor.

‘’CHP yönetimi kendi özünün, kendi esasının dayandığı siyasi değerleri ve onun ortaya çıkardığı siyaseti savunmak yerine AKP’nin iktidarını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu ve toplumun tümünün iradesiymiş gibi dayattığı bir pencereden okuyor olup biteni,’’ diyor Böke.

Bugünkü CHP yönetiminin olayları AKP’nin dayattığı pencereden okuduğunu söyleyen Böke, partinin gayri meşru olanı meşrulaştıran bir araca dönüşmüş olduğunu paylaşıyor.

Türkiye’de CHP’nin şu anki yönetim anlayışının olağanüstü koşullar yaşanıyor tespitiyle bir siyaset ortaya koymak olmadığını ifade eden Böke, ‘’her şey olağanmış gibi bir siyaset ortaya konduğu için de meşrulaştırıcı bir araç haline dönüşüyor,’’ diyor Böke.  Böke’ye göre olağanüstü bir durum tespiti yapıp buna uygun bir yol haritası çizmemek önemli bir eksik.

İktidarın Afrin operasyonu için Amerika’dan izin aldığını öne süren Cihaner ise, Rusya’dan izin alan, İran’la görüşen, el altından Suriye rejimi ile görüşen yönetimin bir tek Türkiye işe görüşmediğini savunuyor. Cihaner, sözlerine şöyle devam ediyor:

‘’Yani çocuklarını ölüme yolladığınız insanlarla görüşmüyorsunuz, ötekilerden izin alıyorsunuz. Karşımızda bir milliyetçi cephe var. Bu yaygaraya, bu şirretliğe teslim olmamamız lazım. Oysa…’’

Böke ve Cihaner, bildirgelerinde asgari bir demokratik ortama geçilene, OHAL rejimi sona erene, adil ve güvenli bir seçim ortamı sağlanana kadar Meclis’te aktif boykot gibi caydırıcı bir muhalefet yöntemleri öneriyor.

Bunun üzerine konuşan Böke, şunları kaydediyor:

‘’Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği koşulların olağanüstülüğünü kabul ederek olağanüstü bir muhalefet örgütlemenin yükümlülüğü CHP’nin omuzlarında duruyor. Olağanüstü muhalefetin tanımının da Meclis içinde sanki her şey normalmiş gibi yasama faaliyeti sürdürmek olmadığı gerçeğini tespit ederek başlamamız gerekiyor. Yeter ki demokratik, meşru araçların hepsini, ama hepsini kullanabilecek cesareti ve özgüveni ortaya koyalım. Bunun başlayacağı yer de önce parti kurullarında bunun tartışılmasının önünün açılmasıdır.’’

Şimdiye dek Kürt meselesini bir tabu olarak algılamış bir CHP’den söz edilirken, ikilinin manifestosu bu meseleyi de ele alıyor.

‘’HDP şu anda legal bir parti. Kürt hareketinin parlamentoda temsilinin olağanüstü avantajları var. 6 milyon civarında oy alan bir partiden söz ediyoruz. Bu milliyetçi cephe HDP’yi topyekûn kriminalleştirdi. Bakın, çözüm süreci yapaydı. Çözüm sürecinde samimi olan bir hükümet kalekol yapmaz, samimi bir çözüm süreci savunan Kürt hareketi de hendek kazmazdı. Sonuçta Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin birikimini de sıfırladılar,’’ diyor Böke.

CHP’nin 36. Kurultayın önemli bir adım olduğunu ifade eden ikili, yaptıkları çağrının Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki bir değişime ve dolayısıyla Türkiye’deki değişimin ilk adımı olabileceği bilinci ve kararlılığında.