ezgi karataş
Ara 21 2017

CHP'li Özel: 'Süleyman Soylu’nun finansmanını Cemaat sağladı'


Son dönemde yaptığı kritik açıklamalarla gündeme gelen CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Ahval’in sorularını yanıtladı.

CHP Meclis Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, gündeme ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Man Adası belgelerin siyaseten suç teşkil ettiğini söyleyen Özel, hükümetin vergi konusundaki tutumunu da eleştirdi. 

İktidarın zaman zaman vergi denetimini silah olarak kullandığını hatırlatan Özel, hükümetin vergi konusundaki hassasiyetinin gerçek olmadığını savundu.

Cemaat’in 12 Eylül 2010 öncesinde Süleyman Soylu’ya finansör olduğunu söyleyen Özel, Soylu’nun AKP’ye lansmanının ise Cemaat tarafından yapıldığını iddia etti.

Son günlerde Man Adası belgeleri ve Süleyman Soylu ile olan tartışmaları ile gündemde olan Özel’le bütçe görüşmelerinin yoğunluğu içinde vergi cennetindeki belgelerden cemaat tartışmalarına, MİT tırlarından seçim ittifakına kadar pek çok başlıkta konuştuk.

Man Adası Belgeleri ’ne ilişkin önemli bir açıklamada bulundunuz. Belgelerde ismi geçen şirketin kurucusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen olduğunu açıkladınız. CHP’nin belge açıklamalarına AKP içinden çeşitli yanıtlar da geldi bu süreçte. Belgeler için genelde sahte olduğu veya ticaret sınırları dahilinde savunması yapılıyor. Siz bu duruma ilişkin neler söylemek istersiniz?

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi içinde büyük bir tutarsızlık yaşanıyor. İlk önce, belgeler çıktığında yok dediler. Biz belgeyi çıkardık, sahte dediler. Komisyon kurun, sahteliğine baksın dedik. Bu sefer komisyonu kurmayı reddettiler ama basına dağıtın dediler. Basına dağıttık, fotokopi dağıtınız asıllarını savcıya verin dediler. Biz de asıllarını savcıya verdik.

 

özgür özel man adası belgeleri

 

Bugün geldiğimiz noktada elimizde iki tane somut durum var. Cumhurbaşkanı bu beş aşamayı söyledim ya, en son hani savcıya da verdik. Orada bir açıklama yaptı Mahir Ünal ve dedi ki; “Biz bundan sonra belge konuşmayacağız.”

Buna uyuyorlar. Ama Cumhurbaşkanı “Tutturmuş bir Man Adası. Herhalde bu mankafa olmaktan kaynaklanıyor.” diyor. Belgenin gerçek içeriğine girmiyorlar ve bir sıkıntıda oldukları belli. 

Meclis’te bütçenin açılış konuşmasında Başbakan söylemişti “Sayın Cumhurbaşkanımızın yakınlarının herhangi bir vergi cennetinde şirketi yok.” 

Süleyman Soylu, bu Man Belgeleri’ni ispatlamazsanız diyerek bir sürü hakaret sıraladı arkasına. Onun üzerine biz onlara bugün kendilerine de ilettiğimiz belgeyi yolladık.
Bu belge açık bir kaynaktan edinilebilen bir belge. Dolayısıyla açık kaynaktan edinilebilen bu belgeler,  FETÖ’cüler tartışmasını da ortadan kaldırıyor.

Çünkü bu belgeler, Man Adası’nın internet sitesine (https://services.gov.im) girdiğinizde karşınıza çıkıyor.  Siteye abone olduktan sonra 15 sterlin ödüyorsunuz ve istediğiniz, gerçek belgeleri alıyorsunuz. 

Bunu bizim Ticaret Sicil gazetemiz gibi düşünün. Bizim ticaret gazetesi de internet ortamından ulaşılabilir.

Şimdi, “Bumerz Limited" diye bir şirket var. Bu Bumerz; Burak Erdoğan’ın Bu’su, Mustafa Erdoğan’ın M’si,  Recep Tayyip Erdoğan’ın Er’i, Ziya İlgen’in Z’sinden oluşuyor. 
Tabii bu sadece bizim keşfettiğimiz bir şey değil. İstanbul’da da Recep Tayyip Erdoğan değil ama Burak Erdoğan, Mustafa Erdoğan ve Ziya İlgen’in ortaklığında Bumerz diye bir şirket var. 

 

özgür özel makamında

 

Bu şirket Ada’da da var. Tabi bu tesadüf olabilir mi derseniz de şöyle bir gerçeklik var. Ziya İlgen imzası burada, tarihi burada. 8 Mart 2009’da şirket müdürü unvanıyla bu belgeyi imzalamış. 

Bunun gibi onlarca belge var. Elimizde de var. Ben bir tanesini sadeleştirmek adına Bakan’a yolladım. “Bir tane bile belge bulamazsınız, birinin bile şirketi yok” deniyordu. 
Bu belge,  şirketin hem sahiplerinden biri olup hem imzaya yetkili kişi olduğunu ispatlayan bir belge. 

Bunu hem Başbakan’a hem de Süleyman Soylu’ya yolladık. Bence zaten tartışmanın esas noktası da bu. Çünkü burası bir vergi cenneti. Vergi cennetinde cumhurbaşkanı yakınlarının ne işi var? 

Bundan 11 yıl önce, taa 2016’da,  niye emekli öğretmen Ziya eniştenin isminin kısaltmasının da içinde olduğu böyle bir şirket kurulur? 2009’da orayı niye üstlenir? Bunları açıklamaları lazım.

Bu bile bütçe görüşmelerinden sonra başbakanın ve bakanın istifasını gerektiren bir belgedir.
Şimdi bunlarda suç unsuru var mı yok mu savcı bakacak. Çünkü suç da olabilir? Nasıl olabilir? Bu paranın kaynağı açıklanamıyorsa bu kara para hükmündedir. 

 

özgür özel röportaj fotosu

 

Dünyada kaynağını açıklamadığın para, illegal yollardan kazanılmış bir paradır. Buna örnek olarak, konuya özel olarak söylemiyorum, kara para örneğin uyuşturucu ticaretinden olabilir. İnsan kaçakçılığından olabilir. Rüşvetten olabilir. 

Yani bunların her biri ayrı suç. Bunlara bakmak lazım ve buna savcılık bakacak. Ama biz bunun Türk Ceza Kanunu’na göre doğrudan suç olduğunu iddia etmiyoruz. Buna savcı baksın diyoruz. Savcılar resen harekete geçmelidir diyoruz ki zaten bir tanesi de geçti.

Tabii amacı başkaydı ama biz bunun siyaseten suç olduğunu düşünüyoruz. Çünkü siz herkese dolarları bozdurun diyorsanız, 70 yaşındaki kadınlar karın kışın bir vaktinde emekli maaşından artırdığı 65 doları bozduruyorsa, dolar bulundurmak vatan hainliği diyorsanız, vergi binalarına “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” yazıp buna bir kutsiyet atfediyorsanız ve herkese, örneğin medya şirketlerine vergi denetimiyle had bildirecek kadar vergi konusunda hassassanız vergiden kaçmak ya da kaçınmak için vergi cennetlerinde işiniz olamaz.

Cumhurbaşkanı bunun neresinde? Cumhurbaşkanı güneş sisteminde güneş neresindeyse orada. Etrafta damat dönüyor, oğlu dönüyor falan ama Cumhurbaşkanının etrafında dönen ve vergiden kaçınan bir şirket var. 

Ayrıca damat Berat Albayrak’ın da eskiden CEO’luğunu yaptığı Albayraklar’ın vergi cennetlerinde, beş tanesi herhalde doğrudan kendilerine ait toplam 9 tane şirketin offshore hesaplarının olduğuna dair Paradise Papers’ta da, başka yerlerde de bilgiler vardı. 
Görevi vergi toplamak olan, vergi denetimini zaman zaman çok sert bir silah olarak kullanan, dolara savaş açmış bir hükümetin birinci derece yakınları yurtdışında dolar üzerinden ticaret yapıp vergiden kaçıyorlarsa bu siyasetin konusudur. 

Biz bunun siyaseten suç olduğunu söylüyoruz. Pis kokular geliyor. Bunun ceza kanunu açısından da suç olacağını düşünüyorum. Ama kesin bir şey söylemek için savcının bakması lazım.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Başbakan Binali Yıldırım’a, Ziya İlgen’in imzasının olduğu belgeleri gönderdiniz. Hatta “isteyene belge kampanyası” başlattık dediniz. Peki, bir yanıt var mı bu adımlarınıza karşı?

Belgelerin sahte olduğuna dair bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Ama bizim söylediğimiz sözün karşısında buna inanmayan biri varsa ve belgesini göster diyorsa, biz o kişilere belgeleri özel ulakla gönderebiliriz.

 

özgür özel röportaj

 

Gönderdiğimiz belgeleri arkadaşlarımız hem başbakanın hem de bakanın özel kalemine teslim ettiler. Numarasını da aldılar. AKP’den başka kimin belgelerin sahteliğine ilişkin iddiası varsa bu belgeleri adrese teslim onlara da yollayacağız.

Paradise Belgeleri yayınlandı. Bundan kısa bir süre sonra da Kemal Kılıçdaroğlu Man Belgeleri’ni açıkladı. Fakat bu belgelerin yansımasını sokağa baktığımızda pek göremiyoruz. Herkes çok sessiz... Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu birkaç şeye bağlamak lazım. Vatandaş açısından siyasi ahlak eşiği çok düştü. Bir eşik vardı ve bu gitgide düştü. Maalesef siyasilerden ahlaklı davranış beklentisi de düştü. 

Bu çıtanın ne kadar yukarda olduğu, o ülkenin demokrasisi açısından da itibarı açısından da çok önemlidir. Ne yazık ki bir zamanlar bu topraklarda “çalıyorlar ama çalışıyorlar” diye bir laf icat edildi. 

Şimdi çalıştıklarıyla ilgili de öyle çok fazla bir şey söylenmiyor. Diğer bir taraftan bu ahlak eşiği düştüğü gibi, vatandaşın kendiyle ilgili ağrı eşiği de çok yükseldi. O kadar çok uyaran var ki… 

Kanser hastalarını tedavi ederken, ilk günle hastalığın çok ileri safhasına yakın gün arasında ağrı kesicinin dozu arasında 10 kat artırsanız bile hastanın ağrısını çok kolay kesemezsiniz. Çünkü o şiddetli ağrıya karşı hastanın ağrı eşiği değişir.

Bugün geldiğimiz noktada da vatandaş o kadar çok yolsuzluk, o kadar çok hukuksuzlukla muhatap oldu ve bunların bir sonuç vermediğini öğrendi ki maalesef bunu kanıksadı.
İskandinav ülkelerinde 10 hükümet düşürecek belge, bugün burada bir bakanı bile yerinden oynatamaz duruma geldi. Bu bazı şeylerin siyasetin yapılış biçimiyle ve topluma hazmettirilmesiyle ilgili.

Sessizliğin bir diğer tarafını da OHAL’e bağlamak lazım. Bugün OHAL var ve OHAL KHK’sı sorgusuz sualsiz insanları işinden, aşından, çoluğundan çocuğundan, malından mülkünden edebiliyorken kimse böyle bir şeyi sokakta konuşmaya, tepki göstermeye cesaret etmiyor. 

Çünkü bir KHK’da isminizi görüyorsunuz ve hiçbir gerekçe olmadan işinizden atılıyorsunuz. Üstelik derdinizi anlatabileceğiniz kimse olmadığı gibi başvuracağınız bir adli makam da yok. 
Bütün yargı yolları da kapalı. Vatandaşın toplumsal tepkiyi de bu kadara az göstermesinin ikinci sebebi de bu diye  düşünüyorum.

Siyasette sertleşen ve yer yer tehdide varan bir üsluba geçilmiş durumda. Örneğin, Kılıçdaroğlu için “Biz onun boynuna ne takacağız görecekler” denildi. Bu sertleşen atmosferi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de iktidar siyaset diliyle değil; sokak diliyle, mafya diliyle, tehdit diliyle konuşuyor. Bu durum aslında 15 yıllık AKP iktidarında istikrarlı bir şekilde artıyor. 

Ama bu özellikle referandum sürecinden sonra geometrik olarak, çok hızlı şekilde artmaya başladı. Şu anda da en üst düzeyde. Bu içerikle ilgili bir şey söyleyemediğiniz için ortaya çıkıyor.

Referandumda “Hayır” diyenler bunun içeriğini konuşmak istediğinde “Terörist bunlar” demişlerdi. İçerik konuşmak işlerine gelmiyor. Şu anda da böyle. İçerik konuşmak istemiyorlar. Çünkü içerik konuşurlarsa belgeleri konuşmak zorunda kalacaklar. 
Sistemli olarak sürdürdükleri 15 günlük saldırıların sonucunda bugün ancak bu belgeyi merkez medya kanalları haberlerde kullanmaya başladılar.

O kadar çok gürültü yapıyorlar ki içeriği maskeliyorlar, örtüyorlar. Bir sis gibi kullanılan tehdit dili, ana muhalefet liderine “Bittin sen” denilmesi her şeyi unutturuyor. 

Son dönemde arka arkaya pek çok kritik açıklama yaptınız. Bunlardan biri de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Cemaat bağlantısına ilişkindi. Soylu’yu, FETÖ’den ilk ihraç olarak tanımladıktan sonra dün de Soylu’nun Gülen ile görüşüp görüşmediğini sordunuz…

AKP belgeleri konuşmama kararı almış. Herkes uyuyor bu kararlara. Erdoğan’dan tutun bir ilçe başkanına kadar. Ancak bir tek Süleyman Soylu bu karara hiç bağlı kalmıyor. Meclis’te. 
“Murphy Kanunu” gibi bir şey var. “En çok bağıran FETÖ’cüdür” diyoruz. Bu vekil niye bu kadar çok bağırdı diyorsunuz, bakıyorsunuz bir yakının FETÖ bağlantısı çıkıyor. 
Bu vekil niye bu kadar çok bağırıyor diyorsunuz, bakıyorsunuz eşinin FETÖ bağlantısı çıkıyor. Bu tip durumlarda kazıdığınızda FETÖ çıkıyor. 

Biz de bu vesileyle Süleyman Soylu’nun geçmişini kazıdık. 2008 Ocak’tan 2009 Mayıs’a kadar çok sert AKP muhalefeti yaptığı bir dönem var. 

Sonra Hüsamettin Cindoruk’la Demokrat Parti’de yarıştığı bir dönem var. O dönem Cindoruk FETÖ’cülükle suçluyor Soylu’yu. Partiyi FETÖ’ye teslim etmekle suçluyor. Soylu da darbecilikle suçluyor, o günkü FETÖ ağzı. 

Sonra partiden ihraç ediliyor. İhraç edilme nedeni 12 Eylül 2010 referandumunda partisi “Hayır” demesine rağmen kendisinin “Evet” demesi. 

12 Eylül Referandumu’nda AKP’nin en büyük destekçisi Cemaat’ti. Hatta Cemaat’in lideri, ölüleri kaldırın oy verin demişti. Bu iki uçlu bir şeydi. Hem usulsüzlük içeriyordu, hem de çok istediklerini gösteriyordu. 

O dönemde Süleyman Soylu, 60 günde 50 kent gezdi. Bunun finansmanı da çok tartışmalı. Hemen arkasında Cemaat’le birlikte olan kişilerle birlikte AKP’ye girmesi… 

Süleyman Soylu’nun 12 Eylül 2010 öncesi finansmanı ve AKP’ye lansmanı Cemaat tarafından yapıldı. Hem finansmanı hem lansmanı Cemaat tarafından yapıldı. 

Bugün çılgınca itiraz ederken bir bakıyorsunuz ki, Süleyman Soylu Cemaat tarafından yıllar önce desteklenen bir lider. AKP ile Cemaat arasında kavga yokken getirilen bir isim AKP’ye. Süleyman Soylu’nun o dönem en yakınındaki isimlerden olan Vedat Demir, 15 Temmuz’da darbeye açık destek verdi. 

Demir, ihraç edilmesi ve tutuklanması sonrası Süleyman Soylu bakan olduktan sonra serbest bırakıldı. Bu da oldukça dikkat çekici bir başlık.

AKP’nin Man Belgelerinin rövanşını CHP’li belediyeler üzerinden alacağı ve Ataşehir Belediye Başkanı’nın görevden alınmasını takiben yeni operasyonlar yapılacağı ileri sürülüyor. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha çok şeyler gelecek” dedi. Yine basına yansıyan haberlere göre soruşturmaların kapsamına “teröre destek” de eklenecek. CHP’ye yönelik böylesi bir operasyon hazırlığı olabilir mi sizce?

Kaliteli mafya filmlerinde kaliteli övgüler vardır Üçüncü sınıf mafya filmlerinde bile mafya bir şeyden rahatsızsa imgelerle, simgelerle yapar. İmge ve simge ile gider bu işler. 

Süleyman Soylu, Ataşehir’le ilgili Genel Başkanı tehdit ettiği konuşmasında dedi ki, “Seni gözlerinden öpüyorum, doktorunu yanına aldın mı?” Bu Sayın Genel Başkan’ın Man Belgelerini açıklarken Cumhurbaşkanı’na karşı söylediği sözlerdi. 

Bu şu demek, bu misillemektir. Bu tehditten öte şantaj siyasetidir. Bu devam edecek mi? Recep Tayyip Erdoğan’ın “Devam edecek” demesi, Süleyman Soylu’nun “Turpun büyüğü heybede” demesi ortada. 

Ama hukuk devletinde turp da olmaz heybe de olmaz. Ataşehir’de başlayan işin devam edebileceğini düşünüyoruz. Biz belediyelerimize güveniyoruz. Ancak bir belediyemizin suçu ispatlanırsa, CHP buna “Benim suçumu örtün, ben de seninkine sessiz kalayım” demez. Kanun dışı ne varsa üstüne gidilmesini savunuyoruz biz.

CHP’li vekil Enis Berberoğlu MİT tırları soruşturması kapsamında hala tutuklu. Hem MİT tırları soruşturması hem de Enis Berberoğlu’nun tutukluluğuna ilişkin neler söylersiniz?

Enis Berberoğlu bozulmuş bir kararın tutukluluğunu yaşıyor. İstinaf Mahkemesi 4 baba gerekçeyle kararı bozdu ama tutuklamaya devam dedi. Burada şöyle bir şey var. Karar bozuldu, esasa girildi ve karar darmadağın edildi. 

Berberoğlu yeniden istinaf eliyle bu suçlardan beraat etti. Şimdi yeniden yargılanıyor, nasıl bir karar gelecek göreceğiz. Ama şöyle bir durum var. Belki hukukçular da bazı kararlar veriyor ama Türkiye’de tutukluluğa ve tahliyeye Erdoğan karar veriyor. 

MİT tırları davası kapandı mı?

MİT tırları davası Türkiye’de henüz görülmüyor ama günün birinde bu dava görülecek. Bugün o davanın savcısı gibi davrananlar o davanın sanığı durumuna da gelebilirler.

Erken seçim iddiaları iyice yüksek perdeden dillendirilmeye başladı. Kılıçdaroğlu ekonomik koşullar kötüleşmeden seçime gitmek isteyebilirler dedi.  Meral Akşener ise 15 Temmuz’u seçim tarihi olarak söyledi. Bununla birlikte referandumda “Hayır” cephesinde buluştuğunuz İYİ Parti ile ittifak olabilir mi?

İyi Parti sağda bir seçenektir, sağ siyaset üreten bir seçenektir. Sağda bir seçenek ise Türkiye’nin ihtiyacı olan bir seçenektir. İyi Parti’nin siyasette kendini nerede konumlandırdığı kadar, rejim değişikliğinde nerede konumlandırdığına bakınca Saray rejimine itiraz etmesi kıymetlidir. 

Mevcut pozisyonlarını korurlarsa aynı tarafta olacağımız görünüyor. Bahçeli Cumhur ittifakı diyor, ortada bir cumhur iktidarı varsa o 16 Nisan’da hayır diyenler tarafından kuruldu. Bahçeli’ye bu durumda S ittifakı, yani sadece Saray kalmış oldu.