ezgi karataş
Oca 16 2018

CHP’nin soru önergesine cevap: Cümleler çok uzun, iadesine...

ANKARA- Muhalefet partilerinin hükümeti denetleme için en önemli araçları yazılı-soru önergeleri, meclis araştırması ya da soruşturması. Ancak AKP’nin Meclis’teki 316 koltuk sahipliğinde denetim görevi de tam anlamıyla yerine getirilemiyor.

CHP ve HDP’lilerin verdiği soru önergeleri uzun süre yanıtlanmazken, vekiller Meclis Başkanlığı'nın keyfi tutumundan şikâyet ediyor. Zira uzun cümleler ya da bazı terimler dahi önergelerinin reddine sebep oluyor.

Cumhuriyet Halk Partisi Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, Meclis’te en fazla soru önergesi veren vekillerin arasında geliyor. 

İktidarın hemen bütün uygulamalarına karşı bir soru ya da meclis araştırma önergesi veren Biçer, yürütmenin Meclis’e karşı sorumluğu ilkesinin AKP’liler için bir şey ifade etmediğini savunuyor. 

Biçer, denetim mekanizmasının AKP’nin demokrasi anlayışına uygun olmadığını söylüyor.

“Parlamenter sistemin en önemli mekanizması yani yürütme üyelerinin tek tek ve topluca Meclis’e karşı sorumluluğu ilkesi AKP için bir şey ifade etmiyor. 

Bu, yeni OHAL dönemiyle birlikte çerçevesini kendi çizdiği bir rejim yaratarak sistemi kendi gereksinimlerine uygun kullanma pişkinliği. Başka bir şey değil.”

AKP’nin ve Erdoğan’ın sıkıştığı için korku ve panikle hareket ettiğini iddia eden Biçer, son KHK’nin de bunun göstergesi olduğunu söylüyor.

“Öyle bir kaosun, öyle bir çıkmazın içindeler ki sıkışmışlıklarını topluma bu şekilde yansıtıyorlar. Bu yaşananlar çözümsüzlüklerin ve ne kadar kenara sıkıştıklarının göstergesi.”

Erken seçim iddialarına temkinli yaklaşan Biçer, OHAL koşullarında yapılacak seçimin ülkeye daha büyük sıkıntılar yaşatacağını söylüyor. Buna karşın seçime hazır olduklarını da vurguluyor.

“Ancak seçimin ne zaman olacağı CHP’nin sorunu değil, AKP ve MHP’nin sorunu. Çünkü onlar kaybedecek. Ülkeye yaşattıklarının bedelini biri iktidarı kaybederek diğeri Meclis dışı kalarak ödeyecek. Korkması gereken onlar.”

Manisa Milletvekili Tur Biçer gündemi Ahval için değerlendirdi.

Meclis’te en çok soru önergesi veren vekillerden birisiniz.  Ancak muhalefetin verdiği soru önergeleri yanıtlanmıyor, araştırma önergeleri ise sürekli reddediliyor. Buna ilişkin ne söylemek istersiniz?

AKP’nin demokrasi anlayışı bu. Parlamenter sistemin en önemli mekanizması yani yürütme üyelerinin tek tek ve topluca Meclis’e karşı sorumluluğu ilkesi AKP için bir şey ifade etmiyor. Bu, yeni OHAL dönemiyle birlikte çerçevesini kendi çizdiği bir rejim yaratarak sistemi kendi gereksinimlerine uygun kullanma pişkinliği. Başka bir şey değil.

Ve evet, neredeyse sorduğumuz hiçbir soruya yanıt alamıyoruz.  Ancak şöyle bir durum da var. Soru önergelerine yanıt vermiş olmak için zorlama cevaplar veriyorlar. 

Bir tane örnek var. O çok komik.

Cumhurbaşkanının diploması ile ilgili bir soru önergesini Meclis Başkanı, “Soru önergesindeki soru cümlelerini uzun bulduk. Ancak daha kısa cümlelerle sorarsanız yanıt vereceğiz.” şeklinde cevapladı. Biz bunun üzerine soru önergesindeki cümleleri kısaltıp, gönderdik. Ancak hala yanıt verilmedi.
Peki, bunu niye yaptı? Bunu sisteme “yanıt verildi” şeklinde girsin diye yaptı. Yanıt verdin mi? Verdin. Yanıtta ne diyorsun? Bir şey yok. Cümleleri kısalt demek bile bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Yani sorduğumuz hiçbir soruya elle tutulacak bir cevap vermiyorlar. Bazı sorulara “İçtüzüğü ihlal ediyorsunuz” diyorlar. Bazı sorulara “Bu bilgi şu kişinin bilgisi dâhilindedir” diyorlar. Bazı sorulara ise “İlgili kuruma ilettik. İnşallah cevap vereceğiz” şeklinde yanıt veriyorlar. 

Ama sonuçta hiçbir şekilde yanıt vermiyorlar. Meclis’in çalışmasına izin vermiyorlar, sistemi bloke ediyorlar.

Biçer

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Uyuşturucu satıcısının ayağını kırmaya polis görevlidir” sözleri için suç duyurusunda bulundunuz. Bununla birlikte devlet dilinde ciddi bir dönüşüm söz konusu. Meclis kürsüsünden sıklıkla şiddetli ve tehditkâr söylemler duyuyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mikrofonu ellerine aldıklarında “Şiddete karşıyız” diyorlar ama şiddeti tetikleyici rolü yine kendileri oynuyorlar. Şiddeti tetikleyen söylemlerin tamamı AKP’nin yetkili makamlarında oturan kişilere ait. Dolayısıyla devlet yetkililerine bakıp da hareket eden sokaktaki vatandaş şiddete karşı cesaretlendiriliyor. Bu konuyu düşünmemiş insanlar teşvik ediliyor.

İçişleri Bakanı bu açıklamasıyla hukuku ve yargıyı baypas ediyor. Bakan, en başından yargıya güvenmediğini ve sistemden bir şey çıkmayacağını ifade etmiş oluyor.

Kendi emrindeki kolluğun uygulayacağı şiddetle tırnak içinde söylüyorum adaleti sağlayacağına inanıyor.
Bu konuyla ilgili olarak aslında Adalet Bakanı’nın açıklama yapması gerekiyor. Çünkü Bakan, adalete güvenmiyor. İşte demek ki biz boşuna dağlarda taşlarda yollarda adalet aramamışız. 

Bakın, o adalete İçişleri Bakanı’nın bile ihtiyacı oluyor. İçişleri Bakanı, adaletin olmadığını baştan kabul ediyor ve “Bulduğunuz anda bacağını kırın” diyor. Oysa adaletin varlığına ve yargının bağımsızlığına güvense böyle konuşmaz.

Bu konuda bir şey daha söyleyeyim. Tüm bunlarla birlikte hem Soylu hem de AKP 15 yıllık iktidarı boyunca yarattığı hukuksuzluk kültürünün eseri ve esiri olmuş bir kitlenin bundan hoşnut olduğunu biliyor. 

Nefret ve hukuksuzluk dili AKP ürünü kitlenin besin kaynağı. Anlama ve empati yok. Süleyman Soylu bu yüzden alkış alıyor.

Hukuk onlar için bir şey ifade etmiyor. Devlet ciddiyeti anlamsız, uluslararası ilişki monşerlik. Her yerde bu dilin ekmeğini yiyorlar. Çünkü nefretin büyüttüğü kutuplaşma onlar için var oluş biçimi.

Kim uyuşturucu ile mücadele edilmesin diyor? Kim çocuklar zehir tüccarlarına terk edilsin diyor?  

Eğer bunu hukukun dışına çıkarak yaparsanız adınız Soylu değil, makamınız bakan değil, Sedat Peker ve çete reisliği olur. Soylunun kalibresi bakanlık için yetersiz, büyük patronun ayak işlerini yapan vasat bir mafya figüranı.

Konuştuğumuz “hukuku yok sayan algı”nın somut halini son 

KHK’de “milis güçlenmesi” olarak tanımlanabilecek düzenlemede gördük. Pek çok kişi bunu iç savaş hazırlığı olarak okurken, sosyal medyadan yayılan tehdit içerikli paylaşımlar da bu algıyı besliyor.

Sanırım bunun tehlikesini ilk fark eden ve sosyal medya üzerinden duyuran benim. Bu tehlikeyi bugünden de söylemiyorum. SADAT’ı Meclis’e ilk taşıyan vekil benim.  

SADAT gayri resmi bir ordu ve iktidar tarafından besleniyor, kollanıyor.  Kurucusu Adnan Tanrıverdi ise Erdoğan’ın danışmanı. SADAT gayri nizami savaş unsuru.

Şimdi bu da yeterli gelmemiş olmalı ki İstanbul’da bazı belediyelere zabıta adı altında eski özel harekâtçılar alındığı, onlara silahlar dağıtıldığı bilgileri var. 

Konya ve Tokat’taki silahlı eğitim kampları hafife alınır şeyler değil. IŞİD militanlarının cirit attığı, Türkiye’de yargılanmak istiyoruz dediği yerde ciddiye alınması gereken çok önemli şeyler bunlar.

Ankara’da 15 Temmuz gecesi dağıtılan kontrolsüz silahlarla sonradan cinayet işlendiği basına yansıdı. Hatırlarsınız, AKP Manisa İl Yöneticisi “İç savaşa hazır olun” demişti. 

Yine AKP binalarında yöneticiler uzun namlulu silahlarla poz verip sosyal medyada paylaştılar. AKP Küçükçekmece İlçe Başkanı ve Belediye Başkanı buna örnek.

Yine Melih Gökçek “Çoluk çocuk pompalı tüfek aldı. Artık asker darbe yapamaz” diye açıklama yaptı. Son verilere göre ülkede 25 milyon silah satılmış. Asker, polis, bekçiye indirimli satılması planlanan “glock” marka silahlardan söz ediliyor.

İç savaş fetvaları veren sözde din adamları var bu ülkede. İşkence taktiği, yargısız infaz kutsayıcıları,”Beyaz Toros” hatırlatıcıları oldu bu ülkede.

Tüm bunların üstüne hukuksuzluğa suça teşvik eden İçişleri Bakanı’nın sözleri İbrahim Kalın tarafından “kararlılık” ifadesi olarak yorumlanıyor. 

Kararlılık kelimesini bilmiyor mu Soylu? Kararlılıkla, hukuk çerçevesinde mücadele edeceğiz desin o zaman. Buna kim hayır der. Ama dert bu değil ki, dert hukuk değil ki.

Ülke AKP ekiyle uçuruma sürükleniyor. Buna engel olmalıyız.

Sadece biz değil, AKP içinde hala bir şekilde var olduğuna inandığım sağduyulu insanlar da bu durumdan hoşnut değil.

KHK’de yer alan ‘darbe girişimi ve terör eylemlerinin bastırılması için hareket eden' sivillerin yargı dokunulmazlığı zırhına girmesi tepki topladı. Ancak Cumhurbaşkanı başka söylüyor, Bakan başka. Siz bu maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Düşünün bir KHK maddesine imza atan bakanlar bile o kanun maddesini farklı farklı yorumluyor; bundan büyük rezillik olabilir mi?

AKP sözcüsü başka, Adalet Bakanı başka, Grup Başkanvekilleri başka şeyler söylediler. Sonuç ne oldu? Erdoğan kendi ikbali ve rejimi için gerekli gördüğü bu madde kalacak dedi ve herkes sesini kesti.
Bu az önce konuştuğumuz uçuruma sürüklenme dediğimiz şeyin adımı. İç savaş yasası. Kim ne derse desin. Durum bu. Bize iç savaş çığırtkanlığı yapıyor diyenler iç savaş yasası çıkarıyor.

Kim için, ne için? Bilmeden imzaladıkları şey eminim onları da rahatsız ediyor. Fikirleri sorulsa ya da fikir beyan edecek cesareti gösterseler onlar da bu tehlikenin boyutunu görür diye düşünüyorum.

Yine son KHK ile birlikte cezaevlerine tek tip elbise zorunluluğu getirildi. Bunun için ne söylersiniz?

Büyük bir sıkışmışlık ve panik içerisindeler. Çözümsüzlük ve çaresizlik duygusuyla olmayacak yanlışlar yapıyorlar.  Aslında kendi iplerini kendileri çekiyorlar.

Bir fotoğraf vardır hatırlar mısınız? Erdoğan ve Kenan Evren.  Mehmet Ağar’ın oğlunun nikâh töreni. Evren nikâh şahidi, Erdoğan ise nikâh memuruydu. İşte o karede görülenler ülkenin özeti.

Evren o gün için “Tayyip Erdoğan bana; Ahh Paşam Ahh, dedi. Sizin zamanınızda ben olacaktım ki Belediye Başkanı. Neler neler yapar, Sizin desteğinizle İstanbul'u uçururdum.” ifadelerini kullanmıştı.

İşte “Tek tip” uygulaması 1980 darbesinin ürünüydü. Bugün Erdoğan, Evren’in o günkü icraatı ile ülkeyi “uçuruyor”. Savunmasını da Amerika’nın işkence üssü Guantanamo üzerinden yapıyor. 

Erdoğan, dünyanın lanetlediği, kınadığı, anti demokratik bulduğu ve işkencehaneleriyle ünlü bir yeri örnek gösterdi.

Başka söze hacet var mı?

Gazeteciler hapiste, akademisyenler yargılanmaya devam ediyor. Biz de sizi sürekli olarak mahkemede görüyoruz. Peki, OHAL’de yaşanan hak ihlallerini sistematik mi yoksa münferit olaylar olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor?

Münferit demek mümkün mü? Az önce de söyledim. AKP uzun süredir kendi rejimini inşa ediyordu. 15 Temmuz “Allah’ın lütfu” oldu. Ve rejim inşası hız ve sistematik bir ivme kazandı. Türkiye’deki hiçbir hukuksuzluk bu sistematiğin dışında düşünülemez.

15 Temmuz kimin eseri? 

Bizi kimin 15 Temmuz koşullarına getirdiği belli. Suçlu kim belli. Ama bunu telafi etmeleri mümkün değil. Öyle bir kaosun, öyle bir çıkmazın içindeler ki sıkışmışlıklarını topluma bu şekilde yansıtıyorlar. Bu yaşananlar çözümsüzlüklerin ve ne kadar kenara sıkıştıklarının göstergesi.

Bu yüzden hiçbir yanlışlarını kabul etmeyecek, geri adım atmayacaklar. İlk geri adım onlar için söylüyorum çöküşü hızlandırmak demek. Tabanın kafasının karışması, inancın zedelenmesi demek. 

Öfke örgütlemek zorundalar. Öfkeden ve yarattıkları gerilimden, hukuksuzluğu meşrulaştıracak radikal söylemler bulmak zorundalar. O yüzden hiçbir şey rastlantısal değil, ajandanın sayfaları bir bir çevriliyor ve hayata geçiriliyor notlar...

Bahsettiğiniz sıkışmışlık pek çok kişi tarafından dile getiriliyor.

OHAL sürekli olarak yenileniyor. Siz önümüzdeki günleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu şartlar altında bir erken seçim Türkiye için ne anlama gelir?

Biliyorsunuz Genel Başkanımız açıkladı ve “Hodri meydan!” dedi. Ama konu bu değil. Çünkü OHAL koşullarında bir erken seçim ülkeyi nereye götürür ona bakmak lazım.

OHAL koşullarında bir referandum gördük. Orada YSK’nın hukuksuzluğunu da gördük. Dolayısıyla OHAL koşullarında seçim bu karanlığı, bilinmezliği, çatışmayı ve kutuplaşmayı artıracaktır.

Ancak seçimin ne zaman olacağı CHP’nin sorunu değil, AKP ve MHP’nin sorunu. Çünkü onlar kaybedecek. Ülkeye yaşattıklarının bedelini biri iktidarı kaybederek diğeri Meclis dışı kalarak ödeyecek. Korkması gereken onlar.

Ama yine de ekonomik veriler 2018’i kayıp yılı olarak göstermeye başladı. AKP kontrolsüz bir ekonomik süreci gördüğü an seçim kararı alacaktır diye düşünüyorum. 

Ama ‘erken’ ama ‘zamanında’ bir seçimin kaybedeni iktidar ve müştemilatı MHP olacak bu kesin.
MHP’ye ve Bahçeli’ye bakarak bile bu sonucu çıkarmak zor değil. Kaybedecekler düşünsün çünkü biz kazanacağız. Halk kazanacak.

Peki, Başkanlık seçimlerinde AKP- MHP ittifakı karşısında diğer partilerle bir ittifak arayışınız olur mu?

İttifak meselesi bugünün gündemi değil kanımca. Onu seçim kaygısı olanlar düşünsün derim.

CHP’nin demokrasi güçleriyle, yoksul halkla, elinden hakları ve geleceği alınmış yurttaşla, kadınlarla, çiftçiyle, esnafla, işçiyle, gençle ittifakı var ve gayet güçlü. Bu güç AKP’nin iktidarına sandıkta son vermeye muktedir bence.

İttifaka ihtiyacı olan Bahçeli’nin MHP’si Erdoğan’ın AKP’si. Zaten onların cenahta hararetle konuşuluyor bu mesele. Bahçeli her Salı, Erdoğan her ankette bunu anlatıyor, düşünüyor. Demokrasi güçlerinin içi rahat birbirlerine güveniyorlar; hesap kitap yapmak AKP’nin ve MHP’nin işi...

Gündem belgelerle, seçim iddialarıyla, OHAL uygulamalarıyla birlikte çok yoğun. Ancak toplumsal alanın dini referanslarla yeniden düzenlendiği bir dönemden de geçiyoruz. Kadınlara, çocuklara yönelik ciddi saldırılar var. Bu tür söylemler ise bitecek gibi görünmüyor. Bunlar için ne söylemek istersiniz?

Yeni rejim inşası demek Erdoğan İslam Devleti demek. Abartı gibi geliyor olabilir bu cümle ama durum bu.

Okullar imam hatipleştiriliyor, nikâhı imam kıyıyor, hastanelere imam atanıyor.

Kadınlar çocuklar için Diyanet fetva veriyor, Bekir Bozdağ çıkıp “Diyanet istediğiniz gibi bugünün fetvasını vermez, Allah’ın emirlerinin fetvasını verir” diyor. Daha ne olsun?

Başlarda herkes bunları AKP’nin sıkışan iç dış gündemi değiştirme hamleleri olarak görüyordu. Ama ben en başından beri tüm bunları laikliğe saldırı olarak değerlendiriyorum. Bunlar, gündem değiştirme değil gündemin kendisi.

Devlet vatandaşına karşı din söz konusu olduğunda kör olmak zorunda. Yani devlet, vatandaşına dinle ilgili herhangi bir yorum yapmayacak. Aksi takdirde ayrışmayı ve kutuplaşmayı çözemez.

Bu bir süre sonra iç barışı da zedeleyen bir noktaya gelir. Bu kendilerine oy vermiş kitleyi de rahatsız eden bir noktaya gelir ki, bence kendi kitlesi de bu söylemlerden rahatsız olmuş durumda.

Laiklik dışında nefes aldığımız ve alacağımız başka bir alan yok. Bu problemler ancak devletin vatandaşına eşit mesafede davranmasıyla çözülecek. Bunun için de anayasayı uygulamaları yeterli.

Müftülük yasası epey tepkiyle karşılandı ancak Meclis’ten geçti. 

Yine harem-selamlık uygulaması otobüslerden okullara kadar artık pek çok yerde karşımıza çıkıyor. Sizce Türkiye bu değişimi benimseyecek mi?

Bugüne gelinen noktada, laikliğe yeterince sahip çıktık mı noktasında hepimizin bir özeleştiri vermesi gerekiyor.

Ancak AKP, Erdoğan’ın kurtuluşu için inşa ettiği İslam rejimini hayata geçiremeyecek. Buna izin vermeyeceğiz. En azından biz kadınlar bunun önündeki en büyük bariyeriz.

Kadınlar AKP’nin her hukuksuzluğuna ilk tepki verenler; toplumda bir öfke birikiyor, bize düşen bu öfkeyi demokratik siyasetle AKP iktidarını yıkacak seçim sonuçlarına dönüştürmek olmalı.

15 Temmuz’un ardından kamudan tasfiye edilen Gülen Cemaati kadrolarının AKP’ye yakın cemaat ve tarikatlar arasında bölündüğü iddia ediliyor. Sağlık Bakanlığı’nın Menzil tarikatının, Milli Eğitim’in Süleymancıların elinde olduğu iddia ediliyor. Bunun için ne söylemek istersiniz?

AKP, yeni paydaş aramaktan vazgeçemez. Erbakan imam hatipler bizim arka bahçemiz diyordu.  

Erdoğan tarikat ve cemaatleri ön bahçeye hatta evin içine aldı. Bu durum her iki tarafın işine geliyor. Birbirine benziyor birbirinden besleniyor.
Biz hepsini evden de bahçeden de atacağız. Cumhuriyet tecavüzcü, katil, hırsız, darbeci cemaat ve tarikatlara terk edilmez.

Eğitim alanının dinselleşmesi uzun zamandır gündemde. Değişen müfredat kamuoyunda tepkiyle karşılanırken ardı ardına Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokoller ortaya çıkıyor. Peki, CHP’nin bu konuya dair bir çalışması var mı?

Değerler eğitimi adı altında ve kimi yasa ve yönetmeliklerle, protokollerle bu dinselleşme hız kazandı. Her şey Erdoğan’ın bekası için. Ülkenin bekası Erdoğan’ın bekasına eşitlendiği için gelecek nesiller heba ediliyor.
Partimiz bu konuda “Laik Eğitim Kurultayı” yaptı ve dinselleşme ve piyasalaşmanın hızla geriletilmesi için çözüm önerileri sundu. Ama her şeyin başı yine de AKP iktidarına ve gerici saltanata son vermek.