Yahya Madra
Oca 05 2018

Cumhuriyetçiler! Eğer sosyal demokrat olmak istiyorsanız, son bir gayret daha!

 
CHP, karmaşık bir oluşum. Uzaktan, benim durduğum yerden, sosyal demokrat eğilimleri olan Kemalist cumhuriyetçilerden oluşuyor gibi gözüküyor.

Kendisini sarsılmaz bir şekilde laik bir parti olarak sunuyor, fakat kapılarını Kürt (örn: Sezgin Tanrıkulu) ve mütedeyyin (örn: Mehmet Bekaroğlu) politikacılara da açma çabasında.
 
CHP’nin, adaletli ve çevre dostu bir kapitalist kalkınma modeline dayanan sol-liberal bir ekonomik programı var. Yargı sistemini ve bunun yanı sıra ekonomiyi yöneten kuruluşları (örn: Merkez Bankası, BDDK) yeniden bağımsız hale getireceğini vaat ederek kendisini AKP’den ayrıştırıyor.

Rekabet gücünü artırıcı politikalar uygulayarak ülkeyi, AKP’nin inşaat sektörüne dayanan ve borç finansmanlı hafriyatçı birikim rejiminin altında sıkışıp kaldığı orta düzey gelir tuzağından çıkarmayı vaat ediyor.

Birinci vaat, hesap verebilirliği geri getirmek ve daha öngörülebilir bir iş ortamı yaratma iddiasındayken, ikincisi bilgi-odaklı sektörleri destekleyerek, ekonominin bileşimini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.

Burada şaşırtıcı bir durum yok –CHP devrimci bir parti değil, hatta HDP gibi radikal demokrat bile değil. Hiç kimse, merkez soldaki bir partiden kapitalizm karşıtı ya da kapitalizm sonrasına işaret eden programlar beklememeli.

Hatta, piyasacı, merkez sağ görüşlü, ortalama bir seçmen, CHP’nin ekonomik ve politik programını okuduğunda, büyük bir olasılıkla şikayet edecek hiçbir şey bulamaz. Program, sanki zaten böyle bir okuyucu için yazılmış gibi.

Programın seçmenlere vadettiği ülkenin CHP iktidarı altında, AKP ve Erdoğan’ın denetimden çıkmış hallerine göre, daha öngörülebilir ve hesap verebilir bir tutum içerisinde yönetilecek olması.

Fakat tüm bu mülayim haline rağmen, CHP %25’lik (kabaca 550 milletvekilinden 135’ine denk geliyor) seçmen tabanının ötesine geçemiyor.

Dahası, son yapılan anketlere göre, siyaset sahnesinin en yeni aktörü, Meral Akşener’in İYİ Parti’si, AKP ve MHP’li seçmenler kadar CHP’nin kimi merkez-sağ seçmenini de cezbetmiş durumda.

CHP, 2002’de merkez-sağ çöküp, mirasının çoğu AKP tarafından devralındığında kazandığı laik merkez-sağ seçmenleri İYİ Parti’ye kaybediyor.

O erken döneminde AKP, İslamcı söylemlerini geri plana çekerek kendisini “muhafazakâr demokrat” bir parti olarak sunmaktaydı. Bugün ise emperyalist güçlere karşı “bağımsızlık savaşı” veren Sünni-Türk milliyetçi çoğunluğun hamisi olduğu iddiasında.

Kısacası, AKP, İyi Parti ve Devlet Bahçeli’nin MHP’sinden artık geriye ne kaldıysa, siyasi yelpazenin sağ kanadı bu milliyetçi aktörler tarafından tamamen parsellenmiş durumda.

Daha da önemlisi, nüfusun bu yaklaşık olarak %70’lik kısmına bu aktörlerin sunduğu tek şey milliyetçilik temasının çeşitlemeleri.

CHP bir seçim ile yüz yüze: Ya bu milliyetçilik tellallarıyla kendi oyunlarında rekabet etmeye çalışacak, ya da kendini, HDP’yi siyaset zemininden dışlayarak olağanüstü hâlin meşruiyetini yeniden üreten “Yenikapı” mutabakatından kurtaracak.

Halihazırda birçok hakiki seçenek varken (Erdoğan, Bahçeli, Akşener) CHP’nin milliyetçi demografi içinde kendine alan açma şansı düşük.

Hele hele seslendiği kitlelerde tutkulu bir bağlılık yaratma konusunda kifayetsiz, steril ve mahcup bir milliyetçilikle fazla bir başarı kazanması pek mümkün görünmüyor.

Dahası, sahnelediği steril ve inandırıcı olmayan milliyetçi söylemiyle, demokratik Kürt seçmenler ve kendisi arasına bir duvar örüyor.

Hatta, kendisini milliyetçi uğultudan ayrıştırma konusunda ayak sürüdükçe, savaş yerine barışı ve tek adam yönetimi yerine demokrasiyi tercih eden dindar Müslümanlar için makul bir adres olarak ortaya çıkmayı da başaramıyor.

(Tabii bu ikinci seçmen grubunun var olduğunu ve hatırı sayılır bir miktar olduğunu varsayıyoruz.) Bu yüzden, milliyetçilerle kendi oyununda rekabet etmek CHP için bir çıkmaz sokak.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ergin Yıldızoğlu, bu kriz konjonktüründe CHP’nin, AKP’nin toplumsal tabanına hitap etmeyi bırakıp, toplumsal muhalefetin farklı kesimlerini bir araya getirmeye çalışarak, onları sağlam bir siyasi yapıda örgütleyip, eşgüdümlü ve tutarlı bir tavırla birlikte hareket etme kapasitelerini geliştirmesi gerektiğini savunuyor.
 
Yıldızoğlu adını koymasa da hepimiz CHP’nin bu çıkmaz sokaktan çıkması için tek şansının “Yenikapı” milliyetçiliği denen deli gömleğinden kurtulup, herkes için barış, adalet ve demokrasi adına, HDP ile birlikte yürümesi olduğunu biliyoruz.

Bunu başarabilmek için CHP’nin, HDP’yle hemfikir olması gerekmiyor. Örneğin, CHP, anadilde eğitim konusunda HDP ile hemfikir olmayabilir.

Bulunduğumuz noktada CHP’nin, HDP’yi meşru bir siyasi aktör olarak tanıdığını kamuoyu nezdinde açıkça dillendirmesi bile yeterli olacaktır. Ki bu CHP’nin HDP’yle beraber hareket etmeye başlayabilmesi için asgari gerekendir.

Açık konuşmak gerekirse, bugün, 10 milletvekili ve binlerce üyesi hapiste olan HDP’nin toplumsal, siyasi, kültürel ve iktisadi hak taleplerini dillendirme ve siyasi olarak savunma hakkını savunmak, zaten kendi içinde demokratik bir eylemdir ve tüm siyasi zeminin çehresini—ve CHP’nin kaderini—radikal bir şekilde değiştirecektir.

Bir diğer deyişle, CHP ve HDP yekpare bir cephe olarak birleşmek zorunda değil. Ama birbirleriyle konuşabilmeli ve bu konuşmayı kamuoyu önüne taşıyabilmelidirler.

Ancak bu yolla toplumsal muhalefet, artık iyice şirazesinden çıkmış olağanüstü hâl rejimini yeniden üreten “Yenikapı” milliyetçiliğine seçenek olacak yeni bir meşruluk zemini inşa etmeye başlayabilir.