Zülfikar Doğan
Tem 04 2018

İnce, 24 Haziran’da kalamadığı ikinci tura CHP’de kalacak mı?

Enflasyon yüzde 15,39 ile Haziran ayında 15 yılın zirvesine oturdu. Üretici fiyatları endeksindeki artış ise yüzde 23,71.  Yani daha perakende fiyatlara yansıtılmayı bekleyen 8 puanlık bir enflasyon farkı var. Bunun anlamı enflasyon zincirlerinden boşaldı. Yüzde 20 ya da üzerindeki enflasyonları görmemiz sürpriz olmaz.

2018 başında 129 milyar TL olan emisyon hacmi, yani kullanımdaki banknot miktarı seçim öncesi 13 Haziran haftasında 160 milyar TL’yi geçti. 5,5 ayda 30 milyar TL nakit para piyasaya sürülmüş.

Geçmişte banknot matbaasına fazla mesai yaptırılan günleri anımsatan bir tablo bu. Ekonominin en basit kuralı, emisyon hacminde bollaşma, cebimizdeki paranın değersiz bir kâğıda dönüşmesi ve tabii yüksek enflasyon demek. Gerçeği söylemek gerekirse, bunlar daha henüz iyi günlerimiz…

Merkez Bankası’nın açıkladığı Haziran ayı Reel Kesim (imalat sanayii) Güven endeksi verileri,  ağır bir karamsarlığı ve umutsuzluğu yansıtıyor. Merkez Bankası yaptığı yazılı açıklamada şu tespite yer veriyor:

“İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 7,6'ya, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 23,4'e yükselirken, aynı kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 69,0'a gerilemiştir."

Verilerde, gelecek üç ve 12 aya ilişkin beklentilerinde kötümserlerin oranı iyimserlerin üç katına yükselmiş durumda.

Seçim öncesi kamu bankalarına talimatla aylık yüzde 0,98’e indirilen 60 ay vadeli konut kredisi faizleri, 1 Temmuz’dan itibaren aylık 1,50-1,95’e yükseltildi.

Ekonomi ve ihracatın diğer lokomotifi otomotiv sektöründe ise Haziran ayında satışlar yüzde 39 düştü.

Ancak iktidar medyasının manşetlerine, iç sayfalarına baktığınızda bunların hiç birisini görmek olanaklı değil.  Ne enflasyon, ne peş peşe gelen zamlar, ekonomi sayfalarında yer bulamamış.

Asıl sürmanşetleri CHP süslüyor. CHP’de yaşananlar, Muharrem İnce - Kemal Kılıçdaroğlu buluşmasından sonra İnce’nin yaptığı açıklamalar, Kılıçdaroğlu’na olağanüstü kurultayı toplama önerisi, Kılıçdaroğlu’nun da buna verdiği “siyasi nezaketsizlik” yanıtı,  iktidarın can simidi olarak her şeyin üzerini örtecek şekilde ilk sayfalardan yansıtılıyor:

“CHP’de koltuk kavgası, CHP’de kılıçlar çekildi…”

Muharrem İnce, “benim ağzımdan kurultay sözcüğünü duymayacaksınız, bir daha Kılıçdaroğlu’na rakip olarak olmayacağım” demişken neden şimdi böyle bir öneride bulundu. Aslında İnce “çağrıda” değil, “öneride” bulunuyor.

Kılıçdaroğlu’ndan inisiyatif almasını, 24 Haziran’da CHP tabanının yanı sıra kısa sürede ülke genelinde esen, meydanlara yansıyan rüzgârın kaçırılmaması gerektiğini söylüyor.  Kendisinin delegelerden imza toplamak gibi bir girişimde bulunmayacağını ancak “olayı örgütün çözebileceğini” ifade ediyor.

Kılıçdaroğlu ve çevresi ise “Gündemde olağanüstü kurultay yok. İnce’yi aday göstermemiz, Millet İttifakı’nı kurmamız, İYİ Parti’yi seçim dışına itilmekten kurtarmamız yanlış mıydı?” teziyle İnce’nin önerisini geri çeviriyor.

Ancak sonuca bakarsanız ortada bir başarı, kazanım yok.  İnce ile CHP oyu arasında fark 9 puan. CHP’nin “kalesi” olarak nitelendirilen yerlerde (İzmir, Ankara 1. Bölge, Eskişehir, Ege illeri, Trakya, İstanbul’da CHP’nin güçlü olduğu ilçeler ve seçim bölgeleri vs.) CHP-İnce makası daha da açılmış durumda.

Bunda Kılıçdaroğlu-Tezcan tarafından belirlenen milletvekili listelerinin etken olduğu, adayların tepkiyle karşılandığı öne sürülüyor. Yaklaşan yerel seçimlerde bu tablonun CHP’ye şu anda sahip olduğu belediyeleri de kaybettirebileceği, İnce rüzgârının kaçırılmaması gerektiği dile getiriliyor.

2004 yerel seçimlerinde CHP’de Mustafa Sarıgül rüzgârı esmişti. Deniz Baykal’ın, “Çok dinamik, alev topu gibi, kabına sığmayan, pırıl pırıl, çok sevilen bir belediye başkanı” dediği Sarıgül, seçim sonrasında parti içi muhalefete geçince hava değişti.

İstanbul ve ülke genelindeki bu rüzgâra direnen Deniz Baykal, 29 Ocak 2005’te olağanüstü kurultayı toplayıp Sarıgül’ün yolunu kapattı. Ardından da kurultayda yaşananlar gerekçe gösterilerek, Sarıgül Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildi. CHP’den ihraç edildi.  Sonrası malum, CHP Baykal’la yıllarca yüzde 20’lere takılıp kaldı. Koltuğu devrettiği Kılıçdaroğlu’nun başlangıçta estirdiği “Gandi Kemal” rüzgârı, kısa sürede dindi ve patinaj devam etti.

İnce’nin bu hamlesi, “24 Haziran’da kaçırılan ikinci tur ur fırsatının CHP’de bir değişim rüzgârına dönüştürülerek, yerel seçimlerde yeni bir dip dalganın yakalanmasına olanak sağlanması” şeklinde değerlendiriliyor.

CHP uzun bir aradan sonra ilk kez kritik bir seçimde kendi özüne dönüp, kendi içinden bir adayı sahaya sürerek,  41 yıllık yüzde 30 çıtasını aşmayı başardı. Baykal’ın başlattığı CHP’yi sağa açma stratejisinde, hatırlanacağı gibi Gürsel Tekin çarşaflı kadınlara CHP rozeti takıp, üye yaparak muhafazakâr kesimden CHP’ye oy kotarılacağı mesajları vermişti.

Kılıçdaroğlu ve kurmayları, sağa açılma siyasetini daha ileri boyutlara vardırdılar. 2014’teki yerel seçimlerde MHP’den Mansur Yavaş transferi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Devlet Bahçeli aklıyla Ekmeleddin İhsanoğlu vakası, genel seçimlerde vitrine Mehmet Bekâroğlu açılımı, hep bu amaca dönüktü ama bir getirisi olmadı. Aslı varken ve iktidarda otururken, aykırı yamalarla ona benzemeye çalışana seçmen itibar etmedi.

24 Haziran’da da Cumhurbaşkanlığında İnce’nin estirdiği rüzgâra karşın, milletvekili seçiminde Bekaroğlu, Abdüllatif Şener, SP’ye açılan kontenjan CHP oylarında elle tutulur bir katkı sağlamadı.

İnce belki de tamamıyla Erdoğan’a yanıt vermek, eleştirmek, itham etmek, diplomasını, eğitimini, şiirden anlamadığını öne çıkartan “cahil adam” nitelemesi üzerine kurulu bir söylem yerine, Erdoğan’ı yok sayan tümüyle kendi yapacaklarını anlatan bir söylemi benimseseydi daha da başarılı olabilirdi.

Millet İttifakı’nda CHP’nin “fedakârlık partisi” konumunda olduğunu, ittifakın hemen tüm yükünü sırtladığını, görüyoruz.  CHP ilk 10-15 günü yine bir sağ çatı aday bulma, Abdullah Gül pazarlıklarıyla yitireceğine, İnce’nin adaylığını hemen açıklayıp, Millet İttifakı’nın çatı adayı olarak önerseydi iki yönlü bir başarı elde edilebilirdi.

Diğer yandan İYİ Parti’nin AKP ve MHP’den oy koparamadığını, aksine Ege ve Trakya’da, büyükşehirlerde CHP’den oy aparttığını tespit etmek durumundayız. Aylar önce yazdığım “İYİ Parti kime iyi gelecek” yazımda dile getirdiklerimin hemen hepsi gerçekleşti.

Nitekim şimdi, MHP’ye alternatif olarak Erdoğan’a destek sunmayı vaat eden İYİ Parti’nin, CHP ve ittifaka getirisini, gerçekte bir AKP-Erdoğan projesi olup olmadığını sorgulamak gerekmez mi?

CHP’nin 2015 ve 24 Haziran 2018 seçimlerindeki projeleri, vaatleri içerik olarak çok doluydu. AKP çoğunu birebir kopyaladı ve bazılarını da uyguladı. Peki CHP neden bu çarpıcı yeni Türkiye projelerinden, vaatlerinden, geniş kitlelere dönük önerilerinden umduğu karşılığı alamadı?

Hemen söyleyeyim, söylenenlerin hepsi yeni, somut ve ilginç olsa da söyleyenler, yıllardır aynı isimler ve kişiler olduğu, adeta demir atmış şekilde değişmediği için toplumda umulan karşılığı bulamadı, inandırıcı olamadı.

İsmi açıklanmamak kaydıyla Ahval’e konuşan Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarından birisi “24 Haziran gecesinin iyi yönetilemediği açık. Genel Merkez’de süreç iyi yönetilemediği gibi, İnce’ye de aynı yönde telkinler yapıldı ve kendilerinden haber beklenmesi söylendi. Hatta hatırlayacaksınız, seçim 2. Tura kaldı açıklaması yapılarak, beklentiler ve heyecan yükseltildi. Ardından bu iş bitti denilerek kitlesel moral çöküşe neden olundu. Sırf bu yüzden İnce yıprandı, eleştirilere, tepkilere maruz kaldı. Medyada liğme liğme edildi. Şu anda da Muharrem İnce hem iktidar hem de muhalif medyanın hedef tahtasına konmuş durumda. İktidara yakın medyanın bir anda sayfalarını, ekranlarını böylesine CHP’ye açması, kampanya boyunca İnce ve CHP’yi yok sayan TRT’nin bile saatlerce CHP yayını yapıp, parti yöneticilerini canlı yayınlara çıkartmasını doğru okumak ve yorumlamak gerek. Neden? Bunlar siyasi mücadelede dürüstlük, şeffaflık adına doğru değil. Fatura ödemesi gerekenler ödemiyor ve yerlerinde duruyorsa, o zaman tepki oklarının hedefine Kemal bey konulmuş oluyor. Diğerleri onun arkasına saklanıyor. Oysa bu bir İnce-Kılıçdaroğlu çekişmesi değil. CHP’yi el birliğiyle, ortak enerji ve akılla nasıl daha yukarıya, ileriye nasıl taşıyabiliriz dayanışması olmalı” dedi.

CHP kurmayı, olağanüstü kurultaya gidilmese bile en azından örgütün, partililerin taleplerini karşılayacak, İnce’nin enerjisini partiye ve örgüte doğrudan katacak bazı üst yönetimsel adımların atılmasının şart olduğunu, aksi halde yerel seçimlerin, aday belirleme süreçlerinin, kırılmaları derinleştireceğini, yakalanan rüzgârın yitirilmesiyle ciddi kayıplarla karşılaşılabileceğini söyledi.

Genel Merkez ağırlıklı delege yapısından olağanüstü kurultay için 600’ü aşkın imzanın toplanması oldukça zor. Adaylıkları doğrudan Genel Başkan ve Bülent Tezcan’ın belirlediği TBMM Grubu’ndan, milletvekillerinden de İnce’ye destek çıkması güç.

Şimdi siyasi kulislerde CHP’de 2. Tur’un yaşanıp yaşanmayacağı, şayet yaşanırsa nasıl sonuçlanacağı, İnce’nin akıbetinin de Sarıgül gibi olup olmayacağı tartışılıyor.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Muharrem İnce açısından, meydanlarda umutlarını yeşerttiği kitleler için YENİ PARTİ kurma dışında bir seçenek görünmüyor.