CHP’nin 1989 travması nüksetti!

12 Eylül darbesiyle yasaklanarak kapatılan CHP’nin yerine kurulan Halkçı Parti (HP) ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SODEP) birleşmesiyle ortaya çıkan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), 26 Mart 1989 yerel seçimlerinde, dönemin güçlü lideri Turgut Özal’ın tek başına iktidardaki Anavatan Partisi’ni (ANAP) ağır bir yenilgiye uğratmıştı.

Tıpkı 31 Mart ve ardından yenilenen 23 Haziran İstanbul seçimlerinde AKP’nin ve güçlü lideri Erdoğan’ın, yerel yönetimlerdeki 25 yıllık iktidarının CHP tarafından alaşağı edilmesi gibi.

1989 seçimlerinde SHP İstanbul, Ankara, İzmir’in de aralarında yer aldığı 39 büyükşehir ve il belediyesini kazandı. CHP de 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya, İzmir’in de aralarında yer aldığı 11 Büyükşehir ve 200 dolayında il-ilçe belediyesini kazandı.

Erdoğan’ın seçimi kazanan CHP’li başkanlar için “topal ördek” benzetmesi yaparak, AKP dışında seçilen başkanları çalıştırmayacakları mesajıyla seçmene şantaj yapması gibi, O dönemde de Özal’ın ANAP’ı, benzer bir tehdit kampanyası yürütmüştü.

ANAP’ın bastırdığı seçim afişlerinde bir sandalyede oturan eli-kolu bağlı bir adam posteri her yeri kaplarken, seçmene iktidardan farklı bir partinin adayını seçerlerse, o başkanının iş yapamayacağı mesajıyla şantaj yapılmıştı.

Ancak seçmen buna aldırmadı ve adeta sandıklarda SHP oylarını patlattı. ANAP’ın önde gelen isimlerinden Oltan Sungurlu seçim sonuçlarını “Üzerimizden silindir geçti” sözleriyle değerlendirmişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yıllar sonra gelen bu seçim zaferine rağmen gerek seçilen belediye başkanlarıyla yaptığı toplantılarda gerekse son olarak Afyonkarahisar’da düzenlenen Yerel Yönetimler Çalıştayı’nda temkinli bir söylemi tercih ediyor. Sıklıkla “1989 travmasını yaşamak istemiyoruz, çok dikkatli hareket etmek zorundayız” deme ihtiyacını hissediyor.

Kılıçdaroğlu’nun “1989 travması” dediği, yerel yönetimlerde yukarıda aktardığım olağanüstü seçim zaferinin ardından gelen yönetim başarısızlıkları ve beceriksizlikleriyle, SHP’nin bir sonraki 1994 yerel seçimlerinde ağır bir hezimete uğrayarak, neredeyse tüm yerel yönetimlerden silinmesi.

Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyükşehirlerin o dönemde aralarında Tayyip Erdoğan’ın da yer aldığı Refah Partili başkanlara kaptırılması. 

O günden bu yana, Erdoğan ve arkadaşlarının adım adım yerel yönetimlerden merkezi yönetimde iktidarı ele geçirerek, kesintisiz şekilde 17 yıldır Türkiye’yi tek başlarına yönetecekleri yolun açılmış olması. 

1989 travmasını ortaya çıkartan nedenlerin birincisi ve en büyüğü SHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde patlak veren ve siyasi tarihe “İSKİ Skandalı” olarak geçen dev yolsuzluk ve rüşvet, olayıydı. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel’in karıştığı ve sonrasında yargılanarak yıllarca hapis yattığı paravan şirketler üzerinden gerçekleştirilen rüşvet-yolsuzluk organizasyonu, 1994’te SHP’ye en ağır darbeyi vurdu.

Öyle ki, İSKİ’deki yolsuzluk dalgası aralarında oldukça başarılı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın’ın da yer aldığı pek çok SHP’li başkanı gölgeledi ve seçimi kaybettirdi.

1989’daki yerel seçim başarısı, 1991 genel seçimlerinde SHP’yi ikinci parti ve iktidar ortağı yaptı. Süleyman Demirel’in DYP’si ile koalisyon ortağı olan Erdal İnönü’nün SHP’si bu hükümette de ilk darbeyi devlet bakanlığına getirilen kadın bakan Güler İleri’den yedi.

SHP’li İleri’nin bakanlığına tahsis edilen temsil ödeneğini, şahsi giderleri için “çiçek-çelenk parası” adıyla eşine, yakınlarına harcayıp dağıttığı ortaya çıkınca sadece iki buçuk ay bakanlık yapabildi ve istifa etmek zorunda kaldı. 

O nedenle CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “1989 travması” kaygısı boşuna değil. Nitekim daha seçimlerin üzerinden dört ay geçmesine karşılık, CHP’li belediyelerde art arda patlak veren eş, dost, oğul, gelin, damat, akraba kayırmacılığı olayları, belediye şirketlerine dolgun maaşlarla hısım-yakın atamaları, bu kaygının hiç de haksız olmadığını ortaya çıkarttı.

Özellikle CHP’nin kalesi olarak nitelendirilen ve aday belirleme sürecinde İzmir’deki başkanların büyük bölümünün belirlenmesinde etkili olan Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan’ın seçtiği isimlerin skandalları peş peşe patlak verdi. İzmir’in Karaburun, Torbalı, Menderes ilçelerinde CHP’li başkanların atamaları, kendilerine ve yakınlarına birden fazla yerden gelir, maaş sağlama uygulamaları, iktidar medyasının manşetlerine taşındı.

Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı ve tüm başkanların makamlarına asarak uymak zorunda oldukları yedi maddelik ilkelerin mürekkebi kurumadan ortaya çıkan bu olaylar, hem partiyi karıştırdı hem de AKP’nin eline çok önemli bir siyasi koz verdi.

Her ne kadar Kılıçdaroğlu skandal uygulamalara bizzat müdahale ederek işlemleri iptal ettirip, atananların istifasını, geri adım atılmasını sağlasa da, iktidar medyasının yaygın şekilde yürüttüğü karalama kampanyasıyla CHP ilk darbeyi ve ilk yarasını aldı. 

Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, tüm CHP’li başkanlara atanan, işe alınan, belediye şirketlerine ya da danışman kadrolarına getirilen yakınların-akrabaların derhal işlerine son verilmesi talimatının iletildiğini açıklarken, CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel de belediyelerde akraba, aile bireyleri vb. görevlendirmelerin yapılamayacağı yönünde bir yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na iletti.

Aslında AKP’nin yıllardır pervasızca yaptığı benzer uygulamalar, kayırma, usulsüzlükler, ihalesiz verilen milyonlarca liralık işler, alımlar söz konusu. Ancak yıllardır bunları sürekli eleştiren CHP’nin, seçimi kazandıktan hemen sonra aynı yönde tutum içine girmesi, oldukça sıkıntılı ve eksi puana yol açan bir görüntüyü ortaya çıkarttı.

Şimdi CHP, bir yandan başkanları sıkı bir kontrol altında tutup arkasına aldığı olumlu rüzgârı sürdürerek iktidar alternatifi olma yolundaki umutları tüketmemek diğer yandan da yaklaşan olağan kurultayda ortaya çıkartacağı yeni yönetimle, toplumdaki umutları ve iktidar olma talebini yükseltmek zorunda.

Son Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında genel başkan yardımcılarının ağırlıkla olağan kurultayın bir yıl ertelenmesi, muhtemel bir erken seçime karşı hazırlıklı olunması yönündeki önerilerini geri çeviren Kılıçdaroğlu, kurultayın zamanında yapılması, hazırlıkların da bu çerçevede başlatılması talimatını verdi.

Dolayısıyla, Ekim başından itibaren il ve ilçe kongrelerinin başlayacağı CHP’de, parti içi iktidar mücadelesi, kurultay delegelerinin seçimi ve kurultayda genel başkanlık ve CHP’nin en üst yönetim organı Parti Meclisi (PM) için mücadele start alacak.

Şu anda seçim başarısının sağladığı zırhla, Kılıçdaroğlu’na yönelik muhalefet dozu düşük. Ancak bu, kurultayda Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip çıkmayacağı, yönetim için rekabetin olmayacağı anlamına gelmiyor.

Aksine şimdiden Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun başını çektiği “10 Aralık Hareketi” olarak adlandırılan ekip çalışmalarına hız vermiş durumda.

CHP’yi daha sola çekme, HDP ile ittifak ve Kürt siyasetinde daha aktif olma çizgisindeki 10 Aralık’çılar, Oğuz Kaan Salıcı’nın örgütlerden sorumlu olmasının avantajını da değerlendirerek il-ilçe kongrelerinde seçilecek yönetimler ve kurultay delegelerinde çoğunluğu sağlayarak, Genel Merkez’e hâkimiyeti hedefliyor.

Bunun yanı sıra genel başkan yardımcısı Tuncay Özkan’ın başını çektiği ekip de kurultayda parti üst yönetimi için iddialı şekilde ortaya çıkmayı planlıyor. İzmir’in kritik ve stratejik belediye başkanlarının belirlenmesinde etkin rol oynayan Tuncay Özkan, İzmir’deki gücünü ve ağırlığını, parti içi iktidar avantajına dönüştürmek peşinde.

Kılıçdaroğlu’na karşı iki kez Genel Başkan adayı olup kaybeden Muharrem İnce de büyük kurultayda mücadeleye hazırlanan bir başka grubun başını çekiyor. CHP adayı olarak girdiği 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’den daha fazla oy alan İnce, seçim gecesi genel başkan yardımcıları Bülent Tezcan-Tuncay Özkan-Onursal Adıgüzel-Muharrem Erkek dörtlüsünün taktikleriyle içine itildiği stratejik hatalar sonrası, hem partideki etkinliğinde hem de siyasi kariyerinde önemli kayba uğradı.

Tezcan’ın medya karşısına çıkıp seçimin ikinci tura kaldığını açıklaması yanında, Onursal Adıgüzel’in kurduğu Adil Seçim Platformu’nun çalışmaması, sistemin çökmesi ve İnce’nin gazeteci İsmail Küçükkaya’ya attığı “Adam kazandı” mesajının ekranlardan yansıması, İnce’nin siyasi hasarını büyüttü.

İnce’ye yapılanları gören İmamoğlu-Kaftancıoğlu’nun bu nedenle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde kendi bilişim altyapılarını, sandık ekiplerini kurarak birebir bilgi akışını kontrollerine aldıkları kaydediliyor.

CHP içindeki dördüncü grup ise Selin Sayek Böke-İlhan Cihaner’in başını çektiği sol kanat oluşumu. CHP’yi sosyal demokrat-demokratik sosyalist çizgide konumlandırmak isteyen Böke-Cihaner ekibi, önceki kurultaylarda da çıkarttıkları PM listesiyle Kılıçdaroğlu’nun listesini delmeyi başarmışlardı. 

Şu andaki tablo, parti içi iktidar mücadelesine girişecek dört grubun, daha çok kurultay delegelikleri ve PM’de ağırlık elde etme çabasında olacaklarını gösteriyor. Kurultay yaklaştıkça bu gruplar arasında parti içi ittifakların oluşabileceği ortak PM listesi çıkartılabileceği kaydediliyor.

Buna karşılık Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa adaylığını yeniden ilan etmesi durumunda Salıcı, İnce, Böke ya da Tuncay Özkan’ın genel başkanlığa aday olup olmayacakları tartışmaları başlamış durumda. Şayet bir genel başkanlık mücadelesi yaşandığı takdirde bu kez gruplar arası ittifakların oluşması ve ortak aday çıkarılmasının söz konusu olacağı dile getiriliyor.

Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun art arda iki kez ve ikincisinde farkı 806 bine çıkartarak İstanbul’u kazanmasının ardında Canan Kaftancıoğlu ve Salıcı’ya büyük pay çıkartılırken, Kaftancıoğlu’nun ağırlığının arttığı, dolayısıyla kurultaya İstanbul’un ağırlığını koyacağı öne sürülüyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.