Ay… Ben de inanmıyorum!

12 Eylül günleri. Yargılamalar devam ediyor. O dönemde genç kadınlar henüz adet dönemlerinden dolayı tutucu ve utangaç. Yan yana yürüyen iki kız arkadaştan biri biraz geride kalıp sonra arkadaşına yetişiyorsa, adetten dolayı elbisesine bulaşan bir leke olup olmadığını kontrol için olurdu. Mahrem bir durumdu. Kadın dayanışmasıydı.

Genç kadınların bu hassasiyeti gözaltlarında, tutuklamalarda, mahkemelerde işkenceye dönüştürüldü. Bu durumlarından dolayı ihtiyaçları karşılanmadı, özellikle baskı gördüler, utandırıldılar, aşağılandılar. Bu, direnişi de beraberinde getirdi. Geç kadınlar gizlemeye gerek duymadan elbiselerindeki kan lekeleriyle, başları dimdik çıktılar duruşmalara. 

Ve bir kuşak adet dönemleri üzerinden maruz kaldıkları işkenceye böyle direndi.

12 Eylül döneminin pek sözü edilmeyen önemli direnişlerinden biridir. “Tek tip” dayatmasına karşı iç çamaşırlarıyla mahkeme heyetinin karşısına çıkan o tek kare siyah beyaz fotoğraftan bildiğimiz insanların direnişi gibi.

***
Üzerinden geçmiş 40 yıl. Bu kez çıplak arama iddiaları var. Adet dönemlerinden dolayı mahremiyet ve utanma duyguları içinde olan 12 Eylül'ün genç kadınlarına yönelik tacizden farklı değil.

Çıplak arama bugünün konusu değil. 12 Eylül uygulamalarından biridir aslında. Son yıllarda zaman zaman gündeme gelmekle birlikte geçiştirilip, üstü örtülen ama sürekli bir uygulamadır. Kadın, erkek, genç, yaşlı, bebek, çocuk demeden her kese her kesime uygulanıyor. Hapishaneye ziyarete giden annelere, babalara, eşlere, çocuklara, bebeklere… Hatta hapishaneden hastaneye giden mahkûmlara ve hatta bir cezaevinden bir diğerine nakledilen mahkûmlara kadar her kese, her fırsatta.

Son olarak Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından genç üniversiteli kadınların Uşak Emniyetinde çıplak aramaya maruz kaldıkları iddiasıyla konu yeniden gündem oldu.

Tabii AKP Grup başkan vekili Özlem Zengin buna inanmadı. “Çıplak aramaya inanmıyorum” dedi.

Ay vallahi ben de inanmıyorum.

Sanki konu olgunun değil de inanç alanının konusuydu. Hâlbuki araştırılabilir doğrumu yanlış mı anlaşılabilirdi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun çağrısı üzerine çıplak aramaya maruz kalmış insanlardan yüzlerce belki binlerce mesaj veya yaşadıklarını anlattıkları video görüntüler paylaşıldı.

Konunun oldukça yaygın olduğu, çıplak aramaya maruz kalanlarda travma oluşturduğu, kişisel pek çok soruna yol açtığı anlaşıldı.

Ve Özlem Zengin’in yaşadığı toplumdaki bütün bu olup bitenlerden de haberi olmadığı anlaşıldı. Yoksa çıplak arama olduğuna niye inanmasın.

***
Bugün medyada Isparta Valisinin servis ettiği emniyet kamera görüntüleri üzerinden “Gergerlioğlu utanacak mı? Çıplak arama iddialarını yalanlayan görüntüler” diye haberler vardı. Görüntülerde emniyet koridorlarında birileri gidip geliyor. O kadar. 

Fıkra gibi.

Mahkemede hâkim, suçüstü yakalandığı cinayeti inkâr eden zanlıya sorar:
- İyi de… Seni gören iki kişi var, buna ne diyeceksin?
Zanlı :
- Ben de beni görmemiş 200 kişi gösterebilirim hâkim bey, der.

Ve biz çıplak arama olmadığına emniyetin koridorlarını gösteren kamera görüntülerinde çıplak arama görmeyerek ikna oluyoruz. 

Belki de Özlem Zengin’in “Türkiye’de çıplak arama yoktur” kanaati bu emniyet görüntülerini izleyerek oluşmuştur.

***

Konu çok ses getirince, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden 'çıplak arama' üzerine: Makul ve yoğun şüphe varsa detaylı arama yapılır, açıklaması yapıldı.

Belli ki Özlem Zengin’in bu mevzuattan da haberi yoktu. Yoksa “Çıplak arama yapıldığına inanmıyorum” demezdi, “Yapılıyor ama sor hele niye yapılıyor? Makul ve yoğun bir şüphe var ki yapılıyor. Yoksa niye yapılsın?” gibi bir açıklama yapardı.

Muhtemelen AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın da cezaevi mevzuatındaki bu uygulamadan habersiz. Yoksa meseleyi 5. Kol faaliyetine bağlamaz, mevzuat üzerinden açıklardı.

Çıplak arama meselesin FETÖ’ye bağlayanlar da oldu. Öyleyse eğer, bu mevzuattan FETÖ’nün de haberi olmadığı anlaşılıyor. Yoksa mevzuatta yer alan bir durum için niye böyle bir eylem tertiplesin.

***
Bugünkü “FETÖ’cülerin çıplak arama iddiaları neden etkili olamıyor? Başlıklı yazısından anlaşıldığı üzere Ahmet Hakan çıplak aramanın bir FETÖ iddiası olduğunu sanıyor ve başarılı olmadığını varsayıyor.

Hâlbuki Gergerlioğlu’nun çağrısına verilen ses, paylaşılan mesajlar, videolar böyle söylemiyor.

***
Hamza Yerlikaya’nın durumu farklı. Onun inanmadığı şey diplomasının olmadığı. Mahkemede ispatlanmış olmasına rağmen “Diplomamın olmadığı ispatlanırsa özür diler siyaseti bırakırım” dedi.

Niye “Siyaseti bırakırım” dediğini anlaşılmıyor. Şimdi siyasette değil ki, memur. Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı, bir memuriyet. “Memuriyeti bırakırım” deseydi keşke.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.