ezgi karataş
Şub 25 2018

Çocukların evlendirilmesi münferit değil, politik bir konudur

Türkiye gün geçtikçe muhafazakârlaşıyor ve toplumsal yaşam dini kurallara göre şekillendiriliyor. Bununla birlikte dinselleşme de hedefine kadınları ve çocukları alıyor. Skandalların ardı arkası kesilmiyor, ülke çocuklara yönelik taciz, tecavüz vakalarıyla sarsılıyor.

Bütün bu dehşet verici olaylara rağmen, çocuk istismarı vakalarında yargılananlar ağırlıklı olarak cezasızlıkla ödüllendirilirken, devlet kanalından gelen açıklamalar ise çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştıran bir zemin yaratıyor.

Geçtiğimiz aylarda “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir” açıklamasında bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı sitesi toplumun çok farklı kesimleri tarafından eleştiri yağmuruna tutulmuştu.

Bir yanda Karaman’da cemaat yurdunda tecavüze uğrayan çocukların ailelerine para karşılığı davadan el çektirilmeye çalışılıyor diğer yanda hastaneye gelen hamile çocukları kayda geçirmediği için bildirimde bulunan bir genç bir sosyal hizmet uzmanı görevden alınıyor.

Tüm bu yaşananlar kamu vicdanında onarılmaz hasarlar bırakmaya devam ederken, tepkiler sosyal medya ile sınırlı kalıyor. Hükümet ise hem söylemleri hem de uygulamalarıyla yaşananların önünü açıyor. Yapılan araştırmalara göre artık erken yaşta evlilik toplumdan daha fazla onay alıyor.

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezinin son üç yıldır yaptığı araştırmaya göre, Türkiye küçük yaşta evliliği giderek normalleştiriyor.

2015’de (kız) çocuk evliliklerine karşı olanların oranı yaklaşık yüzde 84 iken, bu oran 2016’da yüzde 76.8’e, 2017’de ise yüzde 69’a düşmüş durumda. Bugün ülke genelinde yapılan her dört evlilikten biri, bazı bölgelerde ise her üç evlilikten biri çocuk evliliği.

Çocuk evliliklerinde kültürel faktörlerin olabileceğini ve dolayısıyla her erken yaşta evliliğin istismar sayılmayacağını iddia eden çalışmalara rağmen 18 yaş altındaki evlilikler uzmanlar tarafından istismar olarak değerlendiriliyor.
Erken yaşta evlilikler konusunda uzun yıllardır çalışma yürüten Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği üyesi Selen Doğan, “Kaygı verici olan toplumun çocuk istismarını normalleştirmeye bu kadar meyilli, hevesli olması” diye konuşuyor.

Selen Doğan
Selen Doğan

Resmi söylemin çocuk yaşta evlilikte sakınca görmediğini ve bu sebeple çocuk evliliklerinin bir tür mahalle baskısı ile onaylandığını aktaran Doğan, “Kız çocuklarını sevmeyen bir toplumda bu çocuklar birey değil, mülk olarak algılanıyor” diyor.

Ülkenin çocuk politikasının olmadığına da dikkat çeken Doğan, hükümetin uygulamalarına atıfta bulunarak çocukların evlendirilmesinin politik bir konu olduğunu vurguluyor.

Türkiye’nin gündeminden düşmeyen ve kız çocuklarını hedef alan küçük yaşta zorla evlendirmeler, en son İstanbul’da 115 hamile çocuk haberleriyle toplumda infial yaratmıştı.

Erken yaşta evlilikler konusunda çalışma yürüten Selen Doğan’la Ahval için konuştuk.  
 

Geçtiğimiz ay İstanbul’da bir devlet hastanesinde yaşanan ve 115 hamile çocuğun kayıtlara geçirilmemesiyle ilgili skandal erken yaşta evliliği yeniden gündeme getirdi.  Uzun yıllardır bu konuda çalışan ve kamu politikaları oluşturulmasına yardımcı olan biri olarak bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

Beni şaşırtan, durumun kendisi değil, böyle bir vakalar serisinin sayı 100’lere ulaşana kadar bir problem olarak görülmemesi, oradaki ihlalin, ihmalin ve istismarın ciddiye alınmaması.

 

Hak temelli çalışmalarda “1 bile çok fazla” yaklaşımı vardır, örneğin, evlendirilmiş bir kız çocuk bile çok fazladır. Çocuk evlilikleri diye bir sorundan söz edebilmek için sayının yüzlere, binlere çıkmasını bekleyemezsiniz.
 

O hastane için de aynısını söylemeliyiz. Orada gerçekleştiğini öğrendiğimiz vakaların daha ilkinde hastane polisinin, hekimlerin ve diğer personelin harekete geçmesi gerekirdi. Bu mekanizmanın işlerliği her yıl zayıflıyor.
 

Beni yine şaşırtmayan ama bir kadın yurttaş olarak kaygılarımı daima artıran bir başka nokta da, toplumun çocuk istismarını normalleştirmeye bu kadar meyilli, hevesli olması.
 

Kız çocukların evlendirilmesinin, para karşılığı satılmasının, bir kişi veya ailenin kullanımına sunulmasının, emeğinin sömürülmesinin, bedeninin yağmalanmasının, kişilik hakları ve onurunun çiğnenmesinin bizimki gibi kültürlerde meşru adı ‘gelin gitmek’. Bu sonsuz döngünün meşruiyetini sağlayan, kültürün ve yanlış öğrenmelerin ta kendisi.
 

Çocuk istismarlarının ortaya çıkmasında okul ve sağlık kuruluşlarının kilit bir role sahip olduğu bir gerçek. Ancak “bu mekanizma zayıflıyor” dediniz; ki yaşananlar da bunu doğruluyor. Bu suskunluk nereden besleniyor?

Bu suskunluğun bence birçok nedeni var ve hepsi de çok vahim. Hastaneleri düşünelim; hekimler bu gibi vakaları bildirmeye çekiniyor çünkü bunun başka çocuklar ve aileleri açısından caydırıcı olabileceğini düşünüyorlar.

Meslek etiği bunu böyle düşündürüyor olabilir. Sonuçta önlerine gelen vakadaki ‘sözde evliliği’ bildirdiklerinde, bir başka çocuğun hamilelik ve doğum nedeniyle hekime görünmesini engellediklerini, bunun da o çocuğun yaşamını riske attığını söylüyorlar. Bunu duyduğum hekimler var. Veya korkutuluyorlar, tehdit ediliyorlar aileler tarafından.

Bir başka sebep; mahalle baskısı. Çevrenin kanaatini yasa sayan bir kişiler toplumuyuz ne yazık ki. Herkesin üzerinde mutabık olduğu veya öyle göründüğü durumlara siz itiraz ediyorsanız haklıyken haksız, dertsizken dertli olursunuz, damgalanırsınız. Bazı meslek profesyonelleri bunu göze almıyor.

Türkiye kültürünün en harika argümanlarından biridir ya “ben mi düzelteceğim!”; bilinçli suskunluk burada başlıyor.

Bir sebep daha var: Egemen öğretilere, devlet otoritesine karşı çıkmanın bedelleriyle sınanmış olmak. Resmi söylem çocuk yaşta evlilikte bir sakınca görmüyorsa –ki görmüyor-, hizmet sunanlardan devletin beklediği bu evliliklere karşı ayağa kalkmak değil, düzeni sürdürmek üzere yerinde oturmak.

Ayrıca, toplumun genelinde tarihsel olarak bir kadın düşmanlığı, derin ve katmanlı bir cinsiyet ayrımcılığı var. Kızlarını sevmeyen bir çoğunluğun yurdunda kız çocukların insan haklarından söz ettiğimizde sözcüklerimizin anlaşılmamış bir şaka gibi havada asılı kalması bu yüzden. Kızlarından kurtulmak istiyorlar. Kızlar birey değil, mülk olsun istiyorlar.

Kadın nefretini “kadınlar çiçektir, annelerin yeri cennettir” gibi bayağı ve din soslu romantik klişelerle örtecek kadar marifetli bir toplumun, çocuk istismarını önleyecek, çocukların yaşam hakkını savunup koruyacak basirete sahip olduğuna inanıyorum. Mesele kudretten ziyade niyet zaten!

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezinin geçtiğimiz sene yaptığı araştırmaya göre çocuk evliliklerine karşı olanların oranı son üç yılda giderek gerilemiş. Sivil toplum örgütlerinin çocuk evliliklerine karşı yürüttüğü pek çok kampanyaya karşın bu düşüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suskunluğun nedenini sormuştunuz, onu konuşurken dediğim her şey galiba bu sorunuz için de geçerli. Bu oran daha da gerileyecek emin olun. Giderek daha çok kişi, egemen söylemin peşine takılıp, kendi özgün değerlerini ve yorumlarını bir kenara bırakıp, çoğunluk neyi seslendiriyorsa onu söyleyecek.

Düşünün evrensel bir değeri bir ovadan bir başka ovaya götürmeniz yüzyıllar alabiliyor fakat insanların diline yapışmış bütün itici klişeler bir günde ülkenin batısından doğusuna yol kat ediyor, yerleşiyor, sakızlaşıyor. Bu sizce de inanılmaz değil mi? Vasatın iktidarı bu işte. Yayılmacı, içeriksiz...

Hükümet “erken yaşta evlilikle mücadele ettiğini söylüyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da hazırladığı bir eylem planı var. Peki, hükümetin yeterli çaba gösterdiğini düşünüyor musunuz?
 

Aile Bakanlığı geçen yıl hazırladığı erken evliliklerle mücadele strateji belgesi ve devamındaki eylem planında ‘toplumsal cinsiyet’i hiç telaffuz etmedi.

Bu sorunun bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusu olduğunu bilmeden yola çıkmak, şiddet yapan erkekleri ‘hasta’ kabul edip “tedavi edince geçer” temalı mesajlar vermek gibi bir şey. Yani yanlış. Üstelik uluslararası sözleşmelere, evrensel yaklaşıma, hak temelli bakış açısına da aykırı.

Çocukların evlendirilmesi münferit değil politik bir konudur. Çoklu ve karmaşık nedenleri vardır. Çözmeye kalkışmak için önce bu katmanları anlamak gerekir, bunu anlamak için de toplumsal cinsiyete dair bilgi ve farkındalığınızın, önyargısızlığınızın olması gerekir.

Üretime değil yurttaş sömürmeye dayalı ekonomilerde çocuk yaşta evliliklerin de pazarda bir değeri var tabii. Bu nedenle de önlemeye dönük mantıklı, kararlı eylemler pek olmaz.

Çünkü çözümün değil sorunun kendisinin sürdürülebilirliği özlenir. Ve aleni olarak yapılamazsa çevre yoldan dolaşılır, eğitim sistemini uygun hale getirmek, yasal olmayan dinsel töreni yasallaştırmak gibi.

Dörder yıllık üç dönem sistemi eğitimde çok işe yaradı biliyorsunuz, binlerce kız çocuk okuldan uzaklaştı! Kadınların tırnaklarıyla kazıyarak 2002 yılında değiştirilmesini sağladıkları medeni yasadaki kazanımlar çeşitli yasal düzenlemelerle geriye götürüldü.

Bunların topluma yansımaları, çarpan etkileri daha da kötü oldu; kişiler çocukların haklarının ne kadar küçümsendiğini, simgesel olarak yok edildiğini gördü. Bu, önümüzdeki yıllarda çocuk ihmali ve istismarının katlanarak artacak olması demek. Bir cezasızlık repertuarı demek.

Külçe gibi eylem planları varsa, bunların arkasında koruyucu ve önleyici destek hizmetlerinin olması lazım. Ülkenin bir çocuk politikası bile yok.

Selen Doğan

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın eylem planına geri dönmek istiyorum. Taslağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fizikte eylemsizlik diye bir şey vardır; yani maddenin konumunu koruma hali. Eylem planı başlıklı çoğu metin, eylemsizliği bolca içerdiğinden dolayı ürkütücü geliyor bana. Kelime oyunu yapıyorum tabii ama çok da yersiz değil galiba (gülüyor)...

Çocuk evlilikleriyle mücadele için “kamu spotu yapılmalı”dan, “aileler bilinçlendirilmeli”den öteye geçilmesi lazım. Bu sorunla mücadele, aynı zamanda hak okuryazarlığı ihtiyacının en temel göstergesi bana kalırsa.

Neden? Çünkü bilinçlenmesi beklenen ailelerin küçük yaşta evliliğe öyle iki günde ikna olmasını beklemek biraz saflık olur, temelinde çok karmaşık motivasyonlar var çünkü, ama örneğin cezasızlığı ortadan kaldıracak bir hukuk sisteminin yanında, o hukuku ve haklarını bilecek yurttaşların var olması çocuk evliliklerini süreç içinde önleyecektir.

Çocuklarınızı küçük yaşta evlendirmeyin telkinine yanıtı biraz zor alırsınız, ama hak bilinci kazanmış bir yurttaşın önünde duramazsınız. O nedenle karar ve uygulama mekanizmalarında idari sistemi bilmek kadar önemli olan bir başka şey de sosyoloji bilmektir. Ayrıca, toplumsal normları dönüştürmeden hak ihlallerini tek başına önlemek de kolay değil.

Bir kadının tek başına yaşamasını, ev tutmasını, kamusal alanda dolaşmasını zorlaştıran bir toplumsal düzen, kadınları daha büyümeden evliliğe mecbur bırakan düzen işte! Mahalle baskısı derken de bunu kastetmiştim az önce.

Evlilik bir statü sembolü haline getirildi. Doğduğu ailede değersizleştirilen, mahremiyetine özen gösterilmeyen ve seçme hakkı elinden alınan kız çocuk, evlenip kendi evinde yaşamaya başlarsa değer göreceğini zannetti. Birçok evliliğin sebebi kanımca budur.

Evet, erken yaşta evliliği meşru kılan bir toplumsal düzen var. Buna karşılık hukuki kurallar bu konuda neden bu kadar etkisiz kalıyor?

Yasal düzenlemelerin önemli bir kısmı yaptırımdan yana zayıf. Çünkü uygulama zayıf. Çünkü yasa yapılırken uygulamaya dair yaptırım güçlendirilmediği için yasa da zayıf! Kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi. Fasit daire. Uygulayıcılar örneğin Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden habersiz.

Çocuk Koruma Kanunu var ama hâkimlerin kanaati onun önüne geçebiliyor vs. Her yıl binlerce ebeveyn çocuklarını yasal yaşın altında evlendirebilmek için mahkemeye başvuruyor. Hukukun görevi, o izni vermek değil, izin talep eden aileye ceza vermek olmalı.

Erken yaşta evlilik dediğimizde aklımıza ilk gelen kız çocukları oluyor. Peki, erkek çocukları için durum nedir?

Bu da önemli bir konu. Oğlan çocuklar da evet evlendiriliyor. Fakat karşılaştırıldığında oranları çok düşük. Özellikle Roman yurttaşlar arasında erkeklerin çocuk yaşta evliliği sıklıkla görülüyor. Fakat kız çocukların evlilik adı altında maruz bırakıldığı hak ihlalleri öyle yaygın ki oğlanlara sıra gelmiyor.

Çocuk evliliği konusunda pek çok saha çalışması yaptınız. Peki, çocuk evlilikleriyle mücadelede hangi uygulamaların geri dönüşü daha fazla?

Bu gibi konularda, yapılan çalışmaların olumlu yansımalarını ancak uzun vadede görebiliyoruz. Ama şu kadarını söylemeliyim ki, biz karar vericileri, yasa koyucuları, çocuklar adına konuşan kişileri hedefliyoruz, onları değiştirmeye çalışıyoruz ama en iyi geri dönüşleri yine çocukların kendilerinden alıyoruz.

Yaşadığımız ülkede kız çocukların çok bilinçli, çok akıllı olduğunu düşünüyorum. Edirne’den Şırnak’a kadar binlerce kız çocukla çeşitli buluşmalarda bir araya geldim, zihinlerinin berraklığına, kararlılıklarına, farkındalıklarına ve eşitsizliğe kafa tutmalarına hayranım.

Kamu yönetimini cinsiyet eşitliği perspektifinden dönüştürmek çok zor ama kadınların değişim inadı değiştirecek bu dünyayı. Ben buna inanıyorum.