Deniz Öz
Kas 25 2017

Çocuk kitabında ‘denetim’ sansürün kapısını açar!


Çocuklar için yayımlanan iki masal kitabında akıl ve ruh sağlığını etkileyecek ifadelerin ortaya çıkmasının ardından gelen tepkiler üzerine “Çocuk yayınları psikologlar tarafından kontrol edilsin” şeklinde kampanya başlatıldı. Ancak bu kampanyanın ardından çocuk kitapları dünyasında tartışma başladı.

Söz konusu kitaplardan ilki “Kahkaha Gülleri” adındaki masal kitabıydı. Kitapta babası tarafından başı kesilen çocuğun kazanda kaynatılması ve ardından bu görüntüyü gören kız kardeşin hikâyesi anlatılıyordu. 

Nar Yayınları’ndan çıkan ve İhsan Büyükçolak’ın derlediği kitap sosyal medyada tepkilere neden olunca piyasadan toplatıldı. Kitabı yayımlayan Nar Yayınları da “2009 yılında yayınlanmış ve yayın kurulumuzca çocuklarımıza uygun olmadığı fark edilir edilmez derhal yayından kaldırılmıştır” diyerek kamuoyundan özür diledi.

Bir diğer tepki toplayan yayın da “Masalcı Dede” olarak bilinen ve “Türk Kültürünü Araştırma” ile “Türk Dünyasına Hizmet” ödüllerinin sahibi Yücel Feyzioğlu’nun yazdığı “Açıl kabağım açıl” isimli kitap oldu.

Bu kitapta da “Kızım büyüdün artık, güzel bir kız oldun. Ne yazık ki annen öldü. Ölen ile ölünmüyor, yaşam sürüyor. Benimle evlenir misin?” şeklinde ifadeler yer alıyordu. 
Sosyal medyada tepki toplayan kitap hakkında toplatılma kararı verildi.

Bu kitapların gündeme gelmesinin ardından bir psikolog “Change.org” acılığıyla “Çocuk yayınları için uzman şartı kanunu” getirilmesini öneren bir kampanya başlattı. 

Söz konusu kampanya içeriğinde “Çocuklar için hazırlanan bu kitaplarda verilen sublimal, dehşet verici mesajlar çocukların bilinçaltına ekilmektedir. Bu kitaplarla büyüyen çocuklar şiddete meyilli, sapkın davranışlar gösteren, ruh sağlığı bozuk bireyler olacaktır” denildi. 

Kampanyanın 0-18 yaş arası basılan her türlü yayını (öykü, masal, hikâye kitabı, soru bankası, ders kitabı, vb.) kapsadığı belirtilen açıklamada, “Bu yayınlar için çocuk psikolojisi ve gelişimi alanında uzman bir Klinik Psikolog-Psikolojik Danışman tarafından kontrol edilmesi şartı getirilmelidir” ifadeleri yer aldı. 

Kampanya en son 214 binin üzerinde destek gördü. Ancak çocuk yazarları ve çocuk kitabı yayıncıları bu talebe tepkili.

 

açıl kabağım açıl

 

Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni Mine Soysal, çocuk kitaplarının denetlenmesinin “oto sansüre hizmet edeceği” görüşünde:

“Bir edebiyat kitabının eleştirmenler ve ilgili akademik çalışmalar dışında, ölçütleri edebiyat ve yayıncılık olamayacak farklı disiplinlerce değerlendirilmesi, birtakım onay ya da denetleme kurullarından geçirilmesi, günümüzde endişe verici boyutlara varan otosansürün daha çok yaygınlaşmasına ve meşrulaşmasına hizmet eder.” 

Edebiyat için “denetleme”nin değil, “eleştirinin” esas olduğunu belirten Soysal, şunları söylüyor: 

“Bu, çocuk edebiyatı için de geçerlidir. Edebiyatın çok. sesli, çok katmanlı zengin evreninde belirleyici olan dil estetiğidir. Çocuk edebiyatında dil ve anlatım özellikleri, uzman editörler tarafından ‘çocuğa görelik’ yaklaşımıyla değerlendirilir. 

İşlenen konu ve temaların, hedef yaş grubunun duygusal ve düşünsel düzeyine uygun, yazınsal ve görsel estetik algılarını geliştirici bir bütünlükle kitaplaşması amaçlanır. Çocuk edebiyatı alanında uzmanlaşmış editörlerce özenle seçilen ve yayına hazırlanan kitapların en doğru yaş grubu için üretilmesi ve sunulması, yayınevlerinin sorumluluğudur. Metnin gerektirdiği yerde farklı disiplinlere danışmak, yazarın ve editörün en olağan işidir.”

Çocuklukta okunacaklar için iki önerenin belirleyici olduğunu ifade eden Soysal, “Biri, çocuğun entelektüel gelişiminden sorumlu olan öğretmenler; diğeri, çocuğun insani değerlerle donanarak büyümesinden sorumlu olan ailedir. Dolayısıyla hangi nedenle olursa ‘denetleme’, her koşulda sansür anlamına gelir” diyor.

Soysal, masalların çocuklar için dillendirilmiş metinler olmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: 

“Ancak bazı masallar, çocuklar için de uyarlanabilecek kaynak metinler olabilir. Masalların çocuk kitabı olarak yayımlanması apayrı bir yaratıcı yazarlığı ve uzman editörlüğü zorunlu kılar. Ne yazık ki, ülkemizde bu türde böyle kitaplaşan olumlu örnekler çok çok az sayıdadır.”
Can Çocuk Yayınları’ndan editör Mehmet Erkurt da “Konu edebiyat olduğunda, pedagojik, psikolojik bir uzmanlık onayının uygulanabilirliği son derece kuşkulu” ifadelerini kullanıyor.
 “Her psikoloğun ve pedagogun sağaltıcı ve zenginleştirici katkıları şüphesiz olacaktır” diyen Erkurt, şu sözlere dikkat çekiyor:

“Ancak bu yeni bir ‘onay-sansür’ mekanizması kurarak gerçekleşemez. Çocuk psikolojisinde uzman bireylerin çocuk ve gençlik edebiyatına katkısı, edebiyatın her türünde olduğu gibi, ancak okurluk ve eleştiri yoluyla sağlanabilir. Onay ve sansür, sadece korktuğumuz türde problemleri ortadan kaldırmaz, beraberinde ölçüsüz bir tahakkümü de getirir.

Edebi metinleri genel anlamda tek tipleştirip, özünden yani hayatın kendisinden koparabilir. Edebiyatın insana, özellikle de çocuğa doğal olarak verebileceği ne varsa önüne geçebilir. Bunun sadece edebiyata, yazara ve yayıncıya değil, pedagojiye ve pedagoga da haksızlık olacağı açık.”

Çocuk edebiyatı konusunda yazar ve yayınevi işbirliği çerçevesinde doğal bir uzman denetimi olduğunu ifade eden Erkurt, mu noktalara dikkat çekiyor:

“Bu işbirliğini sağlıklı bir biçimde yönetmesi beklenen kişi de editör aslında. Yayınevi dediğimiz yapı, yayın yönetmeniyle, editörleriyle, eserlerin seçiminde pek çok kıstası göz önüne alan yayın kuruluyla ciddi bir uzmanlık faaliyeti gerçekleştirir. 

Bugün ikinci bir uzman kontrol noktasından söz etmemizin nedenlerinden biri de galiba bu. Yayınevi nedir, nelerden sorumludur, bunu bilmiyor olmamız. 

Burada suçu okurlara attığımız düşünülmesin, bizzat yayıncılık faaliyetini yerine getiren yapılarda da görülen bir eksiklik, bilgisizlik bu. Ne yazık ki bugün uzman bir editörlüğün ihtiyacından ve edebiyat okurluğundan bihaber ticari kurumların da çocuk kitabı yayıncılığına körü körüne daldığını görüyoruz. 

Buradaki uzmanlık eksikliği ve bunun yol açtığı sonuçlar, bizi yayıncılığın ve edebiyatın dışında bir uzmanlık arayışına itiyor ki, bu, hem atılacak öncelikli adım değil, hem de edebiyat yayıncılığı açısından son derece tehlikeli.” 

Peki yayınevlerinde, çocukların akıl ve ruh sağlığını bozacak ifadelerin önüne geçmek için ne tür bir süreç işletiliyor? Bu konuda Mehmet Erkurt şunları söylüyor: 

“Sürecin ilk aşaması, zaten eserin seçimi. Eserin seçimi, yeri geldiğinde de yazarın seçimi. Yayınevi, belirttiğiniz türde ilişkilerin ve durumların normalize edildiği, hatta daha da beteri, teşvik edildiği metinleri ve bu metinlerin yazarlarını seçmemekle, yayın programına almamakla yükümlü öncelikle. 

Yayın kurulları bunun için oluşturulur. Yalnızca dediğiniz berraklıkta ifadeleri değil, ırkçılık, ayrımcılık, cinsiyetçilik, nefret körükleme potansiyeline sahip, görece örtülü ifadelere karşı da uyanık olmakla yükümlüdür. En belirleyici aşama, bu seçim aşamasıdır. 

Metinde bu türde temel bir yaklaşım, kavrayış, sağduyu sorunu yoksa, yazar ve editörün ortak çalışması başlar. Kurguda, öyküde, duyguda ve davranışta nedensellik, dil kullanımı, sözcük seçimleri masaya yatırılır. Kitabın yayınından sonra gelecek eleştiriler ve okur yorumları da, yayınevinin attığı ve atacağı adımlara güncellenmiş bir özeleştiriyle bakmasını sağlar.”

Erkurt, “Bir editörden ve yayıncıdan beklenen, hem yetişkin dünyanın çocuğa karşı sorumlu, bilinçli aktörlerinden biri olduğunu, hem de mesleğinin her aşamasında edebiyata ve çocuğa sadık kalması gerektiğini unutmaması” diyor.

Çocuk kitabı yazarı Seran Demiral’ın da denetim konusunda şunları söylüyor: 
“Bir metnin ‘kontrol edilmesi’ talebini sadece çocuk kitapları üzerinden değil, genel olarak çocukların gündelik hayatlarında, bilhassa okul ve eğitim hayatlarında karşılaştıkları benzer vakalar açısından ele almak gerektiği düşüncesindeyim.

Yani eğitimin bunca dinselleştiği, her şeyin günah, ayıp ve yasak olduğu memlekette, hayatın karşısında ölümün güzellenmesiyle, ölmeyi bekleyen ve ölmek isteyen ufacık çocukların varlığına dair haberler okuduğumuz şu günlerde; eğer bir denetim talebi varsa, bu edebiyattan önce eğitim alanında olmalıdır.”

Demiral, “Biliyoruz ki, çocuklar kendi çevreleri içerisinde, öğretmenlerinin, okullarının istekleriyle bu kitapları edinip okuyorlar ve dahası çeşitli gerekçelerle belirli yayınevi ve yazarların belirli okullarda faaliyet gösterebildiğini görüyoruz.

Dolayısıyla çocukların psikolojik sağlıkları, cinsel bilinç ve eğitimleri, mevcut eğitim müfredatıyla, okul ve öğretmenlerle doğrudan bağlantılı, haliyle pedagogların daha ziyade bu alanlarda çalışmaya yönelmelerinin anlamlı olacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullanıyor.

Psikolog kontrolünün bir akademik dokunuştan ibaret olmayacağını söyleyen Demiral, “Tıpkı editörün beğeni faktörünün subjektifliği gibi, pedagogun kendisi fark etmese dahi keyfi denetim uygulama ihtimali söz konusudur. Yazar ve sanatçıların halihazırda otosansür uygulayarak üretim yapmasının ne yazık ki bunca yaygın olduğu bir dönemde, yazarın özgürce üretmesi her şeyden önce gelmeli.

Bu özgür yazma hususunun suistimal edilmemesi, yazarın, bilhassa çocuk edebiyatını, şahsi fikirlerini çocuk zihinlere nüfuz ettirme amacıyla araçsallaştırmaması içinse asıl sorumluluğun yayınevlerine düştüğünü zannederim” diyor. Demiral, bu konuda da bazı önerilerde bulunuyor: “Çocuk edebiyatı alanında çalışacak editörlerin pedagojik eğitim almaları sağlanabilir. Yayınevlerinin danıştıkları ya da görüş aldıkları bir uzman kadrosunun varlığıyla çözüm arayışı bir yana, yayınevi bünyesinde çocuk alanında halihazırda aktif olarak çalışan kadronun bu alanda eğitim almalarını sağlamak makul bir çözüm olabilir. Aynı çözüm, yazarların seçilimini de sağlayacaktır.”

 

kahkaha gülleri

 

Çocuk kitabı yazarı ve Bir Dolap Kitap projesini yürüten Yıldıray Karakiya ise çocuk kitaplarının uzman tarafından kontrol edilmesi talebini “abesle iştigal” olarak değerlendiriyor.
Karakiya, “Kampanyayı başlatanlar son dönemde gündem olmuş ve hak ettiği yanıtı almış içerikler üzerinden yürüyerek çocuklara yönelik bütün yayınları mahkûm etmeye çalışıyorlar. Bunun ifade edilen sözde nedeninin arkasında sıkı bir rant arayışı olduğunu düşünüyorum” diyor. 

Karakiya, çocukların psikolojisini bozan ifadelerin önüne nasıl geçildiğini ve sorumluluğun kimde olduğu sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: 

“Çocuklara yönelik nitelikli içerikler hazırlamak ve sunmak çok uzun zamandır ilke sahibi, bilgili yazar, çizer, yayıncı, eleştirmen ve anne babaların sorumluluğundadır. Gerekirse bir psikolog ya da pedagogdan ya da konuya göre bir başka alanın uzmanından, örneğin bir pilottan, nalburdan, fizik mühendisinden, bakkaldan vs. görüş ya da bilgi de istenir.”

Yazarın öncelikli sorumluluğunun yazmak olduğunu belirten Karakiya, “Çocuklara yönelik içerik hazırlayan her kişi için en büyük mesele, konuyu çocuklara aktaracak uygun dili kurabilmektir. Bunu, çocuklara yönelik bir içerik hazırlamaya karar verdiğiniz anda sorgusuz sualsiz imzaladığımız bir sözleşme olarak görmek gerekir. İçerik bir kere üretildikten sonra editörden yayın yönetmenine, işin takibini yapan herkes aynı sorumluluğun altındadır” diyor.
“Sistemin sağlıklı işlemesi için bireylerin işinin ehli olması ve ilkeli duruş sergilemesi gerektiğini belirten Karakiya, şöyle devam ediyor: 

“Örneğin bir yayın yönetmenin yayınlanması için ısrar ettiği bir içerikte bu sözleşmeye aykırı bir durum varsa, editör itiraz eder. Yazar, çizer, grafiker, fotoğrafçı vs. gereken düzeltmeyi yapar. Abes bir kampanyanın bahanesi olan türden içerikler bu anlattıklarımın dışında kalan örneklerdir ve kısa süre içinde hak ettikleri tepkiyi almışlardır. 

İşi yazara, çizere, yayıncıya yükleyip sorumluluktan kaçmak da olmaz. Anne babalar zamanlarını ayırıp çocuklarına aldıkları kitapları bir zahmet okumalı ve içeriğin çocuklarına uygun olup olmadığı üzerine düşünmeli, eğer gerekliyse uzman görüşü almalıdırlar.”
Son olarak Türkiye Yayıncılar Birliği bir basın açıklaması yaptı. Uzman denetimi talebini “endişe verici” olarak nitelendiren Birlik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: 

“Ülkemizin çocuk edebiyatının tüm birikiminin böyle bir tepeden inme denetime mahkûm edilmesi, çocuklara verilecek en büyük zararlardan biri olacaktır. 

Edebiyatın özgürlüğünü elinden almak, yeni bir baskı mekanizmasıyla zihinleri daha da karartmaktan başka bir sonuç getirmez. Bu nitelikte kitapların üretilmesi öncelikle yayıncıların, çocuklara sunulması ise öğretmenlerin ve ailelerin doğal sorumluluğudur.”