Ağu 13 2019

Çözüm sürecinin 'Balıkçısı'ndan 'Eylül'de PKK silah bırakabilir' iması

Çözüm sürecinde 'Balıkçı' lakabıyla bilinen İlhami Işık devlet ile Kürt hareketi arasında bir tür arabuluculuk yapmış ve sürecin sona ermesinin ardından iktidara yakın medyada yorumculuk yapmaya başlamıştı.

AKP'yi eleştirmeye başlayan Işık, son olarak 31 Mart seçimlerinde Saadet Partisi'nden Batman Belediye Başkanı adayı oldu. Işık, Batmanyön isimli sitede yer alan yazısında Eylül ayında PKK'nin silah bırakabileceği imasında bulundu.

İddia ilk olarak eski HDP Milletvekili Altan Tan tarafından ortaya atılmıştı. Avukatlarıyla görüşen PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Çözüm için hazırım” dediği belirtiliyordu. Eski HDP Milletvekili Altan Tan, Öcalan’ın PKK'ye silah bırakma çağrısında bulunacağını söylemişti.

Bir dönem İmralı Heyeti’nde de yer alan deneyimli siyasetçi Hatip Dicle ise Öcalan’ın açıklamalarıyla Türkiye’ye can simidi attığını ve Türkiye'nin bunun kıymetini bilirse bütün sıkıntılarından kurtulacağını ifade etmişti.

Çözüm sürecinde kritik kulisleri 'Balıkçı' rumuzuyla basına sızdıran İlhami Işık'ın yazısı şöyle:

"Kabul etmek gerekir ki Türkiye, jeopolitiğini, sosyolojisini ve devlet örgütlenmesini askeri bir diplomaside iyi bir stratejiye dönüştürüyor. Bunun bir çok nedeni var ve ince bir dil ile ifade edilen ‘dik duracağız ama diklenmeyeceğiz’ duruşu, her ne kadar çapsız medya tarafından sürekli diklenme olarak okunuyorsa da, olup bitenler bize siyasi ve askeri diplomasinin ‘dik durma’ ile sürdürüldüğünde sonuç almada iyi bir yol olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin, ‘birileri ile çatışmadan, uzlaşarak sahada olma’ stratejisi 2015 yılından bu yana kendisine uygun zeminler yaratmış görünmektedir.

Rusya’nın hem düşman gördüğü yapılardan kurtulma hem de NATO üyesi bir ülkeyi Suriye’ye sokarak kendi meşruyetini artırma siyaseti, Türkiye’nin Carablus, El Bab ve Afrin’e girmesini sağladı. Bu aynı zamanda Türkiye’nin bundan sonra atacağı adımlarda, çok daha dikkatli davranmasına neden oldu.

Bundan sonrası artık ne Rusya ne de ABD açısından feda edilebilecek bir bölgenin kalmaması demek ki bu Türkiye’nin elini kolunu bağlayan bir durum demek.

Uzun bir zamandır Fırat’ın doğusuna bir askeri operasyon yapılacağına dair yazılan ve söylenenlere baktığımızda bunun neden mümkün olamayacağını geçen yazımızda biraz açmaya çalışmıştık. Fakat gelen eleştirilerin ortak noktası Türkiye Afrin’e girdiğine göre Fırat’ın doğusuna da girer saptamasıdır.

Afrin birçok nedenden ötürü feda edilebilecek bir bölge olduğu için Türkiye Afrin’e girdi…

1- Afrin Rus hava sahasında ve kontrolünde bir bölgeydi. Ruslar açısından Türkiye’nin Afrin’e girmesi kendisine Suriye’de daha fazla avantaj sağladığı için de feda edilebilir bir bölgeydi. Afrin’den sonra da zaten hiçbir bölgeye Türkiye’nin girmesine izin vermedi Ruslar.

2- ABD açısından; Kürtleri kendisine daha çok mecbur kılmak açısından Afrin feda edilebilecek bir bölge olduğundan ve kendi kontrolünde olan bölgelerde Türkiye’ye izin vermeyerek Kürtleri koruma stratejisini kalıcı bir ilişkiye dönüştürerek Afrin’e sesiz kaldı.

Tıpkı 2012 Temmuz’unda İran ve Suriye yönetiminin Esad gitmesin diye sesiz kaldıkları Rojava hamlesi gibi…

Eğer bugün Suriye olup bitenleri doğru okumak gerekiyorsa bir çatışmanın değil bir uzlaşmanın olacağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor.

İki NATO üyesi savaşmayacağına göre ve ABD Suriye’den çıkmayacağına göre ve Suriye’de ABD varlığını Kürtler üzerinden sürdürdüğüne göre bu tablodan bir savaş beklentisi içerisine girmek ancak bir akıl tutulması olabilir.

O halde uzlaşmayla sonuçlanacak olan bu girişimleri fırsata dönüştürmek için ne yapılıyor sorusuna cevap aradığımızda; ABD, Türkiye ve Öcalan üçgeninde yaşananlara bakmakta fayda var diye düşünüyorum…

1- ABD cephesi: Uzak bir zamana kadar Suriye’de Kürtlerle beraber olmak dışında bir seçeneği görünmediğine göre, genel çıkarları içerisinde Kürtleri kollaması ayn zamanda kendini de kollaması demek…

2- Türkiye cephesi: Türkiye’nin ne Rusya ve ne de ABD’nin izni olmadan Suriye’ye yeni bir operasyon yapamayacağını bildiğinden ve Rusya’nın da, ABD'nin de feda edilecek yeni bölgeleri olmadığına göre, ortada ‘kendisi dışında kimsenin terörist olarak görmediği Kürtlerle’ barışmak dışında bir şansının olmadığını en iyi devlet aklı bilmektedir.

Bunun için ‘Öcalan ile tekrar görüşme’ yapılmaktadır…

3- Öcalan cephesi: Artık bir kırılma noktasına gelmiş olan Suriye’deki Kürtlerin ne olacağı sorununun bir çözüme kavuşmasının anahtarı olan ‘PKK üzerinden, Suriye Kürtlerini düşman gören ve onları nefessiz bırakan ablukanın ancak PKK'nin Türkiye’ye karşı silahtan vazgeçerek’ sağlayacağını en iyisini kendisi bilmektedir.

Devlet aklı Öcalan’ı muhatap alarak PKK nin silahtan vazgeçmesini ve Türkiye’nin tıpkı Irak Kürdistan Kürtlerine baktığı gibi Suriye Kürtlerine de öyle bakmak istediğini ortaya koymuştur…

Anahtar sözcük; ‘Eylül ayında Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleden vazgeçmektir…"

Yazının orijinali için tıklayın