May 31 2019

Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal: ‘Cumhur İttifakı çökmedikçe yeni bir çözüm süreci olmaz’

Kongra-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, İmralı’da yapılan avukat görüşmeleri ve açlık grevlerinin son bulması üzerine ortaya atılan  “Öcalan-AKP anlaştı” iddialarına ilişkin, “Faşist AKP-MHP ittifakı çökmeden çözüm yok” dedi. Kartal, Öcalan dışında, Kuzey Suriye dâhil, Kürt hareketinin herhangi bir devlet kurumu ile görüşmediğini de açıkladı.

PKK lideri Öcalan’a uygulanan görüş yasağına karşı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan ve daha sonra bir grup tutuklu tarafından da ölüm orucuna dönüştürülen açlık grevi eylemlerinin kritik aşamaya geçmesi ardından, Öcalan’ın avukatları ile görüş yasağı kaldırılmış ve Öcalan,  2 ve 22 Mayıs tarihlerinde avukatları ile görüşme yapmıştı.

Yapılan görüşmeler 31 Mart seçimlerinden sonraya denk gelirken, Öcalan’ın avukatları tarafından okunan ilk mesajında, Öcalan’ın çözüm konusunda pozisyonunu koruduğunu belirtmesi, Kuzey Suriye konusunda Türkiye’nin hassasiyetlerine vurgu yapması ve mesajdan saatler sonra YSK kararı ile İstanbul seçimlerinin iptalinin duyurulması, ülkedeki genel muhalefetin “Öcalan-AKP ile seçimler için anlaştı, Suriye üzerinden de yeni bir çözüm süreci başlıyor” yorumlarına neden oldu.

Öcalan’ın 22 Mayıs’ta bir kez daha avukatları ile görüşmesi ardından 26 Mayıs’ta avukatları tarafından okunan ve açlık grevlerinin son bulmasını isteyen ikinci mesajında da Kuzey Suriye’ye vurgu yaptı, çözüm konusunda pozisyonunu yeniden hatırlatarak net bir tablo için 30-40 gün sonrasını işaret etti. Açlık grevlerinin son bulması ve Öcalan’ın her iki mesajında öne çıkardığı konulara ilişkin yaygın değerlendirme, AKP ile kısa vadede İstanbul seçimleri için anlaşma, Kuzey Suriye üzerinden ABD’nin de desteklediği, MİT’in kilit rol oynadığı yeni bir çözüm süreci başlıyor şeklinde oldu.

Kongra-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, Öcalan’la görüşme ve açlık grevi eylemlerinin son bulması AKP ile anlaşma mı, geri adım mı, Kuzey Suriye’de MİT’in kilit rol üstlendiği belirtilen bir müzakerenin kapısı mı aralanıyor,  İstanbul seçimleri ve CHP ile İmamoğlu’nun Öcalan ve Kürt sorunu konularında açıklamalarına ilişkin Ahval’e açıklamalarda bulundu.

Ağır ekonomik, toplumsal ve siyasal bir krizin baskısı altında olan AKP’nin açlık grevlerinin yarattığı ve giderek içte ve dışta büyüyen kamuoyu baskısı karşısında ile daha da zorlandığını söyleyen Kongra-Gel Eş Başkanı Kartal, “AKP hükümeti eylemler karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. İşin esası ve doğrusu budur. Ölüm orucunda olanlar başta olmak üzere direnişçilerin yaşamını yitirmesi riski çok büyüktü. Bazılarının yaşamını yitirmesi halinde ise durum daha da ağırlaşacaktı. Özellikle tutuklu annelerinin direnişe başlamasıyla birlikte giderek yükselen toplumsal tepkiler kamuoyu üzerinde etkili oldu. Zindanlardan cenazelerin çıkması AKP açısından oldukça zorlayıcı bir durum yaratırdı” dedi.

AKP’nin bu tablo karşısında,  kendisi açısından seçimleri de düşünerek bir plan yapmış olabileceğine dikkat çeken Kartal, ancak 2 ve 22 Mayıs’ta İmralı’da yapılan avukat görüşmelerinde seçim konusunun gündeme gelmediğini kaydetti. Kartal,  bir seçim anlaşması olmadığını, açlık grevlerini bitiren etkenin direnişlerin yarattığı siyasal ve toplumsal baskı olduğunu söyledi.

Bazı çevrelerin açlık grevi eyleminin amacını tam kavrayamadığını belirten Kartal, şöyle devam etti:

“Çok dar ele aldılar. Burada temel konu, İmralı tecridine yaklaşımdır. Onlara göre tecrit sadece Abdullah Öcalan’a yani kişiye yönelik bir konudur. Açlık grevcilerine göre ise ki doğru olanı da budur; Kürt halkının iradesini yok etmeye yönelik yürütülen topyekûn savaş ve buna bağlı olarak Türkiye toplumuna dayatılan tekçi faşizan politikalar, Kürt halk önderi Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit ile başlatıldı. Yani tecride karşı çıkmak, savaşa ve faşizme karşı çıkmak demektir.”

Bu sürecin oldukça zor ve bedel isteyen bir süreç olduğunu savunan Kartal,  “tekçi faşist politikaların şiddet ve baskı ile yarattığı toplumsal sessizliği kırmak için Leyla Güven öncülüğünde zindanların bu tarihsel misyonu üstlendiklerini ve de başarılı olduklarını” ifade etti. Kartal, binlerce kişiyi kapsayan ve geniş bir coğrafyaya yayılan açlık grevi direnişi eylemlerinin doğru anlaşılmasının oldukça önemli olduğunu da vurguladı.

Kartal, İmralı’da Suriye ve Rojava konusunun konuşulmasını ise, AKP’nin Suriye politikasının ne kadar zorda olmasına ve İmralı üzerinden bir çözüm arayışı çabasına bağladı:

“Böyle bir çözüm elbette ABD için de çok rahatlatıcı olur. Kürt halk Önderi Sayın Öcalan bu konuda çözüm perspektifini sunuyor, ancak AKP çözümden çok uzak. Avukat görüşmelerinin olduğu günlerde Halfeti’de halka yönelik yapılan devlet terörü ve Xakurkê alanında hala sürdürülen kapsamlı operasyonlar, yürürlükte olanın çözüm değil savaş olduğunu gösteriyor.”

Kürt sorununda uygulanan devlet politikalarının büyük ekonomik ve toplumsal yıkım ve çözümsüzlük yarattığını hatırlatan Kartal,  bunun sürdürülemeyeceğini ve bu ağır krizli sürecin çözümü yaratacağını belirtti.

Ancak savaş hükümeti olan AKP-MHP ile çözümün kapıda olduğu tezinin doğru olmadığının altını çizen Kongra-Gel Eş Başkanı Kartal, şunları aktardı:

“Sayın Öcalan’ın Suriye ve Rojava’ya ilişkin mesajı bir çözüm perspektifidir. Bu esas alınırsa hem Suriye’de hem Türkiye’de çözümün önü açılır, demokrasi ve istikrar için yol alınır. Çözüm demokrasi ve özgürlük demektir. Ancak AKP-MHP savaş hükümeti hem bundan çok uzaktır, hem de bu yolu tıkayan takozdur. Görünen odur ki, milliyetçi faşist Cumhur İttifakı çökmedikçe, dağılmadıkça, yeni bir çözüm süreci olmaz.”

“Sayın Öcalan’ın avukatları tarafından kamuoyuna sunulan mesajlarında belirttiği konulara ilişkin AKP’nin yaklaşımının ne olacağı konusunda şüphesi olduğu anlaşılıyor” diyen Kartal şöyle devam etti:

“Zaten avukatlar mesajı okurken daha başta belirttiler; bunun ne bir mutabakat ne de müzakere metni olduğunu söylediler. Bu nedenle de Sayın Öcalan tecridin tamamen ortadan kalkıp kalkmayacağının, avukat görüşmelerinin toplumsal baskıyı azaltmak amacıyla taktik olarak yapılıp yapılmadığının, mesajlarında belirttiği konulara ilişkin tüm çevrelerden nasıl bir karşılık verileceğini 30-40 gün sonra anlarız diyor. ‘Tüm çevreler’ belirlemesi hem hükümet hem de hükümet dışı tüm çevreleri kapsıyor. Demokrasi güçlerinden de bu süreçte sorumluluklarına daha çok sahip çıkma beklentisi olduğu anlaşılıyor.”

Toplumsal mücadelenin yeterince geliştirilemediği konusunda Kürt hareketinin özeleştirel bir duruşu olduğuna dikkat çeken Kartal,  kendi taraflarındaki yetersizlikler ve yanlışları görme konusunda ciddi bir yoğunlaşma olduğunu paylaştı. Kartal, ancak elde edilen sonucun tatmin edici olmadığına vurgu yaparak, “Çünkü Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı topyekûn bir savaş yürütülüyor. Mücadelenin yarattığı demokratik kazanımların gelişmesi ve kurumlaşmasına fırsat verilmiyor. Zindan, sürgün ve göç nedeniyle toplumsal mücadeleye öncülük edecek kadrolar sürekli biçiliyor” ifadelerini kullandı. Bütün bunların toplumsal mücadeleyi olumsuz etkilediğini ifade eden Kartal, her şeye rağmen gerekçe ne olursa olsun bu konuda yaşanan sorunları çözmenin Kürt hareketinin sorumluluğunda olduğuna dikkat çekerek, Kürt hareketin de bunun bilincinde olduğunu söyledi.

Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşmelerin dışında devletin her hangi bir biriminin bu süreçte Kürt hareketi ile görüşmesi olmadığını net biçimde ifade eden Kartal,  “Rojava konusunda da direk MİT ilişkisi olduğunu sanmıyorum. ABD veya onların uygun gördüğü bazı sivil toplum örgütleri tarafından tarafları yakınlaştırma çalışmaları olabilir, olması da doğaldır. Ancak olsa bile devletin savaş eksenli politikaları nedeniyle ilişkiler çözüm eksenli değildir. Somut bir şey yokken var gibi gösterip kamuoyunu yanıltmayı doğru bulmuyorum” diye konuştu.

AKP’nin Ergenekon ile ittifakına ilişkin, Kürt hareketinin gelişmesi ve mücadelesinin büyümesinin devleti zorladıkça, iç ve dış güç odakları arasında çatışmalara ve yeni güç dengelerinin oluşmasına neden olduğu değerlendirmesinde bulunan Kartal, devamında şunları söyledi:

“Önümüzdeki süreçte Kürt sorunu eksenli gelişmeler nedeniyle bu daha da derinleşecek, devlet içinde bazı güçler tasfiye olacak, bazı yeni güç dengeleri oluşacak. Bu durum siyasal değişim ve dönüşüm sürecinin zorunlu sonucudur. Ancak AKP’yi Ergenekon ile ittifak yapma noktasına getiren öncelikli neden Kürt sorunu ve Kürt halkının yürüttüğü mücadele değildir. AKP’yi Ergenekon ile ittifak yapmaya mecbur eden konu, Gülen Cemaatinin AKP’yi iktidardan düşürme ve devlete egemen olma mücadelesidir.”

Öncelikle AKP’nin doğru tanımlanması gerektiğini söyleyen Kartal, “AKP iktidarı için her şeyi mubah sayan, her değeri çıkarı için feda eden bir zihniyete ve ahlaka sahip. AKP ve Cemaat arasındaki iktidar savaşı, AKP’yi oldukça zorladı ve iktidarını koruyabilmek için tamamen devletin derin güçlerine teslim olmasına neden oldu. Bu çatışma Ergenekon için bulunmaz bir fırsat oldu. Kürt sorununda yürütülen yüz yıllık inkâr ve imha politikaları üzerinden tekrar devlette egemenliğini kurdu, AKP ise derin devlete tamamen teslim oldu” diye tahlil yaptı.

2015’te yaşanan ve Türk basınının ‘hendek süreci’ olarak tanımladığı ‘öz yönetim sürecine’ de ilişkin de görüşlerini sorduğumuz Kartal, bu konuda en önemli eksiğin o sürece ilişkin devlet politikalarının ne zaman ve niçin planlandığının Kürt halkına ve kamuoyuna etkili bir şekilde anlatılmaması olduğunu savundu.

Bütün olumsuzlukların öz yönetim ilanlarıyla ve ona bağlı olarak gelişen olaylardan kaynaklandığı şeklinde bir algı yaratıldığını söyleyen Kartal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oysaki DAİŞ’in Kobanê yenilgisinden sonra Ekim 2014’te yapılan ve 10 buçuk saat süren en uzun MGK toplantısında DAİŞ üzerinden sonuç alınamayan çökertme planı yeniden kapsamlı olarak planlandı. Bu planda pilot bölgeler belirlendi, buralarda halkın nasıl acımasızca sindirileceği, şehirlerin nasıl yıkılacağı, nüfusun ne kadarının göç ettirileceği gibi ayrıntılı detaylar var.”

Bütün bunların öz yönetim olayından önce yapılan planlar olduğunu anlatan Kartal,  bu planların daha sonra yabancı medyada deşifre edildiğini de sözlerine ekledi. Kartal, öz yönetim direnişlerinin yanlış olduğu, açlık grevleri sürecinde halkın kitlesel olarak sürece destek vermemesinin nedeninin bu olduğu görüşüne katılmadığını belirterek,  bu konudaki görüşünü şu sözlerle dile anlattı:

“Başta Kürt halkı olmak üzere topluma her türlü baskı ve şiddetin sınırsızca uygulandığı ve hiçbir itiraz merciinin olmadığı bu sürecin halkın sessizliğinin nedeni olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni tekçi faşist rejimin uyguladığı kontrolsüz şiddet politikalarıdır. Halkın sessizliğini sadece öz yönetim süreçlerine bağlamak isabetli değildir.”

Remzi Kartal, OHAL süreciyle birlikte tutuklanan veya yurt dışına çıkmak zorunda kalan çok sayıda nitelikli kadronun eksikliğinin etkilerine dair sorumuza ise şu yanıtı verdi:

“Hayatın tüm alanlarında büyük boşluk yarattı. Toplumsal alanda yürütülen mücadelede en önemli faktör yetişmiş insan sorunudur, en çok ihtiyaç duyulan konu da budur. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Kürt hareketinin kendisini sürdürebilmesi çok önemli bir başarıdır. AKP’nin bu kadar kadrosu tutuklansaydı şimdi AKP’nin etrafında kimse kalmamıştı.”

Demokratik Kürt siyaseti açısından en önemli öz eleştiri konusunun alternatif yerel yönetimler programının etkili bir şekilde ortaya çıkarılamaması olduğunun altını çizen Kartal, bu konuda birçok gerekçe sıralanabileceğini belirterek şunları aktardı:

“AKP faşizminin uyguladığı baskılar, tutuklamalar, finans kısıtlaması ve benzer diğer konularla birlikte en son olarak da kayyum politikası sıralanabilir. Bunlar çok önemli nedenler olmakla birlikte, demokratik Kürt siyaseti bu gerekçelere sığınmadan öz eleştirel bir yaklaşım içinde olmalı ve içinde bulunduğumuz bu dönem bu konuda gelişme yaratabilmelidir. Geçmiş süreçte elde edilen tecrübeler ile birlikte bu süreçte halka dayalı, toplumun tüm renklerine karşı eşit, çevreye duyarlı, alternatif demokratik yerel yönetimler modelinin geliştirilmesi temel hedef olmalıdır.”

Kongra-Gel Eş Başkanı Kartal, son olarak, CHP ve İmamoğlu’nun anadil ve Öcalan’a yönelik açıklamalarını bir başlangıç olarak olumlu bulduğunu söyledi. Kartal, devamında “CHP artık şunu görmeli; başta Kürt sorunu olmak üzere bugün yaşanan çok ağır ekonomik ve toplumsal sorunların nedeni, kurucusu olduğu cumhuriyetin demokratikleşmemesidir. Ve bu durum artık sürdürülemez bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Kürt sorununun çözümü ile cumhuriyet demokratikleşir, hızla ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözer, bütün bölgede ve tüm dünyada örnek bir ülke haline gelir. Demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesine inanan ve bu tarihsel süreçte halka öncülük edecek liderlere ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.