NYT: Erdoğan'ın bir zamanlar savunduğu yas tutan annelere baskı uygulanıyor

New York Times Gazetesi Cumartesi annelerini yazdı. Carlotta Gall tarafından kaleme alınan haberde, "Türkiye, Erdoğan'ın bir zamanları savunuculuğunu yaptığı gruba, yas tutan annelere baskı uyguluyor" denildi:

"İstanbul’un dar ara sokaklarından birinde, gaz maskeli çevik kuvvet polisleri, sessizce yürüyen bir gruba doğru ilerliyorlar.

Polis, çoğu Türkiye’nin Kürt azınlığından olan aile bireylerinin on yıllarca önce zorla kaybedilmiş ya da yargısız infaza uğramış olmasını protesto eden bir grup yaşlı anneyi ve onların yakınlarını durdurmak için orada.

Kayıp yakınlarının fotoğraflarını taşıyan ve Cumartesi Anneleri adıyla bilinen protestocular, bir süre yere oturduktan sonra, bir polis amirinin dağılmazlarsa zor kullanacağı tehdidini megafonla savurmasının ardından, oradan ayrılıyorlar.

Hükümete muhalif kesimler, yas tutan annelerin uzun yıllardır sürdürdükleri barışçıl protesto eylemine gösterilen bu saldırgan ve sert tepkiyi, Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimi alında otoriteryenizme kayışının devam ettiğinin bir kanıtı olarak görüyorlar.

Yetkililer Cumartesi Annelerinin her hafta yürümelerine uzun yıllardır izin veriyordu. Protestocular İstanbul’un en meşhur alışveriş caddesi olan İstiklal Caddesi’nde öyle bildik simalar haline gelmişlerdi ki, polis bile rahatsız olmasınlar diye onlarla önceden koordinasyon sağlıyordu.

Hükümet büyük ölçüde bu protesto gösterisini görmezden geliyordu. İki yıl süren OHAL döneminde bile diğer protesto gösterileri yasaklanırken, bu gösterilerin sürmesine karışılmamıştı.

Ancak hükümet son beş haftadır söz konusu protesto eylemini yasaklamış durumda. İstiklal Caddesi kapatılarak kadınların yürümesine engel olunuyor. Bu da herkesin aynı soruları sormasına neden oluyor: Neden? Ve neden şimdi?

Hükümet teröristlerin Cumartesi Annelerini istismar ettiğini iddia ediyor. Kastedilen yasa dışı Kürdistan İşçi Partisi’nin Kürt militanları.

Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik “Aldığımız önlemler zorunlu hale geldi, zira belli gruplar burayı bir terör propagandası merkezine çevirdiler” dedi.

“Terörist” yaftası son aylarda bir çok sivil toplum aktivistini hapse atmak için kullanılan bir suçlama.

Hükümete muhalif kesimler ise, bu hamlenin Erdoğan’ın Haziran ayındaki seçimlerin ardından elinde topladığı geniş yetkileri ne şekilde kullanacağına ilişkin bir erken uyarı sinyali verdiğini belirtiyor. Yeni başkanlık sisteminde Erdoğan, bir çok düzenlemeyi, meclis onayına tabi olmadan, kararname ile verebiliyor.

Muhalif Cumhuriyet Gazetesinin köşe yazarlarından Kemal Can, “Kim bilir belki de haklı, meşru ve onurlu bir politik kimlik edinmiş olan Cumartesi Anneleri’nin, kitlesel bir mücadelenin merkez üssü olmasından endişe etmişlerdir” diye yazdı.

Siyaset Bilimi Profesörü Yüksel Taşkın ise bu hamleyi son yıllarda rövanşist güvenlik görevlilerinin İçişleri Bakanlığı’na geri dönmüş olmasına bağlıyor. Taşkın, “sizin insan hakları mücadelesi gördüğünüz yerde, onlar terörist görür”  dedi.

Cumartesi anneleri, sessiz bir dayanışma içinde, 1990’ların ortalarında toplanmaya başladılar ve devletten, 1980’deki darbeyle başlayıp, 1990’ların ortasında kadar sürmüş olan polis vahşeti döneminde kaçırılan oğullarının, kocalarının veya kardeşlerinin akıbetlerine dair bilgi vermesini talep ettiler.

İstanbul’da kaybolanların çoğu, Türkiye’nin güneydoğusundaki güvenlik operasyonlarından kaçarak aileleriyle İstanbul’a yerleşmiş Kürt aktivistlerdi.

Hasan Karakoç’un kardeşi Rıdvan 15 Şubat 1995 senesinde İstanbul’da kaybolmuş bir siyasi aktivistti. Haftalar sonra ormanda oynayan bir çocuk Rıdvan Karakoç’un yara bere içindeki cansız bedenini buldu.

Aşağı yukarı aynı zamanlarda, Hasan Ocak’ın da cansız bedeni de, aynı ormanda bulundu. Bu iki adamın aileleri soruşturma ve dava açılması umuduyla bir protesto kampanyası başlattılar. 1995 yılında İstiklal Caddesindeki Galatasaray Lisesi’nin önünde, haftada bir oturma eylemi yapmaya başladılar ve çok geçmeden onlara yakınları gizemli bir şekilde kaybolmuş başka aileler de katıldı.

Nihayetinde eyleme katılanların sayısı bir kaç yüz kişiyi buldu. Anneler her Cumartesi günü sessizce yerde oturup kayıp evlatlarının fotoğraflarını tuttular. Her hafta, bir kayıp kişinin öyküsü yüksek sesle okundu.

Annesine eşlik eden Karakoç, o günleri şöyle hatırlıyor:

“Polis önce ne yapacağını bilemedi. Sonra gösteriler büyüyüp uluslararası basının ilgisini çekmeye başlayınca, polis grubu dağıtmaya, gözaltına almaya ve kadınları darp etmeye başladı.”

Göstericiler dört yıl boyunca her cumartesi günü dayak yemek ve taciz edilmek pahasına orada toplanmışlar, ancak sorularına hiç bir yanıt alamamışlar. 1999 yılında, artık yorulmuş ve yılmış olarak, gösterilere son vermişler. Protesto eylemlerine ancak on yıl sonra, yeniden başlamışlar. O sırada Erdoğan hükümetteymiş.

2009 yılında Erdoğan, kendisini gariplerin savunucusu olarak sunan popülist bir başbakandı. Türkiye’nin AB’ye girmesi için uğraşıyordu. Bu amaçla yargıda ve insan hakları alanlarında reformlar yapmış ve Kürt gerillalarla barış sürecine doğru ilerleyecek adımlar atmıştı. Erdoğan 2011 yılında bazı anneleri ve kayıp yakınlarını davet ederek onlarla buluştu.

O toplantıda bulunan Karakoç “Erdoğan öykülerimizi dinledi, hiç sözümüzü kesmedi ve notlar aldı,” diye anlatıyor.

Orada bulunan en yaşlı kadın olan, 103 yaşındaki Berfo Kırbayır Erdoğan’ı özellikle duygulandırmış. Berfo Ana’nın oğlu Cemil Kırbayır 1980 yılında kaybolmuş.

Karakoç, Erdoğan’ın “hemen şimdi emir veriyorum. Failleri bulup, gün ışığına çıkaracağım” dediğini aktarıyor.

Bazıları Erdoğan’ın sadece politik prim yapmak amacıyla ilgilenirmiş gibi görünmesinden kuşkulanmış olsalar da, Erdoğan Kırbayır’ın akibetini soruşturmak üzere bir meclis araştırma komisyonu kurdurmuş.

Komisyon Kırbayır’ın devlet tarafından alıkonulduğunu, işkence gördüğünü ve öldürüldüğünü teyit etmiş. Ancak cenazesi hiç bulunamamış ve failler hakkında da herhangi bir dava açılmamış. Meclis araştırma komisyonunun görevi böylece son bulmuş.

Erdoğan belediye başkanıyken halk adamı olarak görülürdü, ancak artık devletle ve devletin güvenlik aygıtlarıyla özdeşleştiriliyor.