Ağu 27 2018

Tarihin ışığında: Soylu’nun 'örgüt içi infaz' iddiası ve Hasan Ocak'ın ölümü

OHAL süreci ile dibe vuran Türkiye'de karanlık tablolara 25 Ağustos 2018 Cumartesi günü bir tanesi daha eklendi. 

'Cumartesi Anneleri'nin Istanbul Galatasaray Meydanı'ndaki 700'üncü buluşmasının resmi makamlar tarafından yasaklanmasının hemen ardından gösteriye müdahale eden polis, aralarında yaşlı kadınların ve bazı milletvekillerinin de bulunduğu topluluğa biber gazı sıktı; boyalı mermi ve cop kullandı. En az 20 kişi gözaltına alındı, şiddet nedeniyle bazı insanlar yaralandı. 

82 yaşındaki Emine Ocak, 23 yıldır kayıp oğlunun akibetini sormaya devam ettiği için terörist ilan edilip, gözaltına alındı. Oğlu için yıllardır Galatasaray Meydanı'nda olan Emine Ocak , 21 yıl önce 1997'de bir başka orturma eyleminde de yine polis tarafından gözaltına alınmıştı. Aradan yıllar geçti ama Türkiye’de bazı şeyler değişmedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'dan ise, "700. gösterilerini yapmak istediler, izin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık?" ifadesini kullandı. “Bu millet yüz yıl önce bunların ağababalarına bu ülkeyi teslim etmemişti, bugün onların paçozlarına da teslim etmez, bunu herkes böyle bilsin” diyen Soylu, Hasan Ocak’ın da “örgüt içi infaz” ile öldürüldüğünü savundu.

Soylu, "Galatasaray Lisesi önünde toplanıyorlar. Peki, bu işin aslı nedir? 1995 yılında, resmi raporlarla ve örgüt içi itiraflarla belgelenmiş, aşırı sol TKP/ML örgütü tarafından gerçekleştirilmiş bir örgüt içi infazın suçunu devlete yıkmaya çalışan bir eylem. Kayıp falan değil, gözaltına alınmış değil, örgüt infaz etmiş, bir kenara bırakmış. Bu olay üzerinden bir mağduriyet hikayesi üretildi ve yıllardır annelik üzerinden bir istismar ortaya konuluyor” iddiasını öne sürüyor.

Sendika’nın haberine göre, kayıplar mücadelesinin simge ismi Hasan Ocak, 1995’te gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülmüş halde bulunmuştu. 

Ocak’ın katillerinin bulunması için açılan davalar sonuçsuz kaldı ve dava zaman aşımına uğratıldı.

Gazi Katliamı karşısında gelişen eylemlerde ön safta rol alan Ocak, kurucularından olduğu MLKP tarafından yazılan biyografisinde “12-15 Mart 1995 tarihlerinde İstanbul’un Gazi semtinde bir faşist katliama tepki olarak patlak veren Gazi ayaklanmasını yönetenlerden biriydi. Bundan dolayı Gazi Komutanı unvanını aldı” sözleriyle anılıyor.

Sendika’nın aktardığına göre Hasan Ocak, 21 Mart 1995’te, kız kardeşi Aysel’in doğum günü için eve yetişmeye çalışıyordu. 

İddiaya göre Aksaray’da gözaltına alınmış ve en son İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görülmüştü. Ailesi iki ay boyunca oğlunu bulmak için kapı kapı gezdi. Anne Emine Ocak, oğlunu bulmakta yardımcı olmasını istediği Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcısı Nusret Demiral’a “10 gündür oğlumu arıyorum, oğlumu bulun” dediği için “mahkeme düzenini bozmak” suçlaması ile tutuklanmıştı.

26 Mart 1995’te, köylüler, Beykoz Buzhane köyündeki ormanlık alanda cansız bir beden gördü. Jandarmaya yapılan ihbar üzerine Beykoz Cumhuriyet Savcılığı cenazeden kan örneği ve parmak izi aldı, fotoğraf çekti. Ancak bu bulgularla kimlik tespiti yapılmadı. Kemersiz pantolon, bağcıksız ayakkabıları ve parmaklarındaki mürekkep izi, Ocak’ın gözaltına alındığının kanıtı olduğu söyleniyordu.

Ocak’ın bedeni önce Beykoz Devlet Hastanesi’ne, 6 gün sonra Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. 15 gün Adli Tıp Kurumu’nda kalan bedeni önce Küçükçekmece mezarlıklar müdürlüğüne götürüldü, sonra ise Altınşehir kimsesizler Mezarlığı’na “meçhul şahıs” olarak gömüldü.

Diğer yandan aramalarını sürdüren Ocak Ailesi, 15 Mayıs 1995’te Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan Ocak’ı teşhis etti. Ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da, yüzü tanınmaması için parçalanmış ve vücudunun her yerinde işkence izleri fotoğraflanmıştı.

Aile, tanıklarla birlikte, Hasan Ocak’ın en son Terörle Mücadele Şubesi’nde görüldüğünü duyurdu. Yapılan otopsi sonucunda hazırlanan raporda da Hasan Ocak’ın boğularak öldürüldüğü ortaya konuldu. Bunun üzerine suç duyuruları yapıldı, ancak sonuç alınamadı, failler bulunmadı.

Anne Emine Ocak, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM, 2004 yılının Temmuz ayında yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vererek, Türkiye’ye 25 bin Euro manevi tazminata mahkum etti.

Etkin soruşturma yürütülmediği belirtilen AİHM kararında, “Ocak’ın İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde tutulduğunun kesin bir şekilde kanıtlanamayacağını, güvenlik kuvvetlerince öldürüldüğünün kanıtlanabilir olmadığını ve somut olgulara dayanmadığını” iddia etti.

Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltında kaybedilen Hasan Ocak dosyasında, Kasım 2016’da, yani 21 yıl sonra skandal bir karar verdi. “Failler bulunamadığı” iddiasıyla, zamanaşımından dosyanın düşürülmesine karar verdi.

Ocak ailesi, 1995 yılında İstanbul Emniyet Terörle Şube Müdürlüğü’nde görevli olan polisler ile Veli Küçük, Osman Yıldırım, Osman Gürbüz, Hanefi Avcı ve Korkut Eken hakkında suç duyurusunda bulunarak, cezalandırılmalarını talep etmişti.

21 yıl boyunca yapılan tüm suç duyuruları, tanıkların ifadeleri ve raporlara rağmen etkin soruşturma yürütmeyen Cumhuriyet Savcılığı, Ocak’ın katledilmesinden bugüne “failerin tespit edilemediğini” savundu.

İşkence iddiaları ve işkence yapan isimlerin “somutlaştırılamadığını” da iddia eden savcılık, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet ağır hapis cezalarında zamanaşımının 20 yıl olduğunu söyleyerek, bu nedenle Hasan Ocak’a yönelik kasten öldürme eyleminin zamanaşımına uğradığına karar verdi.

“Görevi kötüye kullanma” suçunda da 5 yıllık zamanaşımı süresinin olduğunu belirten savcılık, soruşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Sendika haberinde, “Hasan Ocak’ı işkence ile katleden isimler arasında çok sayıda işkence davasında isimleri yer alan Bayram Kartal, Terörle Mücadeleden Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay da yer alıyor. Ocak gözaltına alındığında, Mehmet Ağar dönemin Emniyet Genel Müdürü, Reşat Altay İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü, Necdet Menzir İstanbul Emniyet Müdürü, Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Valisi, Nahit Menteşe İçişleri Bakanı, Tansu Çiller Başbakan, Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Süleyman Soylu o dönemde DYP’nin Gaziosmanpaşa İlçe Teşkilatı yönetim kurulu üyesi, Temmuz 1995 itibariyle de partinin ilçe başkanı olmuştu” ifadesine yer veriliyor.

http://sendika62.org/2018/08/soylunun-yalanlarina-karsi-yakin-tarihin-gercekleri-hasan-ocak-kimdir-507889/