Zülfikar Doğan
Haz 27 2018

Bahçeli’nin 'denge ve denetleme' görevi, Erdoğan’ın seçenekleri

AKP’nin TBMM’de sayısal çoğunluğunu kaybedip ufukta koalisyonun göründüğü 7 Haziran 2015 seçimlerinin gecesinde MHP lideri Devlet Bahçeli, sahneye çıkarak “yeniden seçim” çağrısı yapmıştı.

Oysa 80’er milletvekili çıkartan MHP ve HDP ile 135 milletvekili çıkartan CHP 1974, 1992, 1999’da örnekleri yaşandığı gibi bir üçlü tarihsel uzlaşma koalisyon kurma olanağına sahiplerdi. Bunun yanı sıra AKP ve CHP yeni ve demokratik bir sivil anayasayı TBMM çatısı altında en geniş uzlaşıyla hazırlayabilecek “büyük koalisyonu” kurma imkânını da elde etmişti.

AKP kanadında dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu bu düşünceye ılımlı ve olumlu yaklaşıyordu. CHP’de de Büyük Koalisyon düşüncesi belirgin bir şekilde kabul görürken, koalisyon protokolü taslakları üzerinde bile çalışmalar yürütülüyordu.

Sonuçta Bahçeli’nin çağrısı kabul gördü. Nafile müzakereler ve istikşafi görüşmelerle anayasal süre tüketildi. Görüşmelerinde başarısız olan Davutoğlu yerine koalisyon müzakerelerinde bulunması için görev verilmesi anayasal zorunluluk olan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Erdoğan görev vermedi.

1 Kasım’a giden seçim süreci devreye koyuldu ve sonrası malum. Kasım 2015’de AKP oylarını artırarak seçimden yine tek başına iktidarla çıkan Davutoğlu’nun ipi AKP MKYK’sında Binali Yıldırım tarafından çekildi. Önce örgüte yönelik tüm yetkileri alındı ardından da Beştepe’ye çağrılıp “istiskal edilerek” Başbakanlık unvanı, istifa mektubu ve nihayet  AKP Genel Başkanlığı’ndan alındı.

24 Haziran 2018 seçimlerine gidilen süreçte de yine senaryoyu Devlet Bahçeli yazdı. Önce rolleri dağıttı. 16 Nisan 2017 referandumunda provasını, İttifak Yasası ile prömiyerini yaptı. 24 Haziran 2018 akşamı ise sahneye konulan oyun perdelerini oldukça başarılı bir gişe hasılatı ile açtı.

Mevcut konjonktüre göre, oyun en az beş sene sahnede kalacak.

24 Haziran akşamı, CHP’de yaşananlar, İnce’nin ortalıktan saatlerce kaybolması, Bülen Tezcan’ın saat başı sahne alıp “2. Tura kaldı” açıklamalarıyla giderek sabırsızlananların insanları teskin ve teselli etmesi, gece yarısını beş geçe ise bu kez İnce’nin “Adam aldı”  mesajının dalga dalga yayılmasıyla perde kapandı.

Ancak seçim gecesi, kendi derdine düşen, bozgun havasının etkisine giren muhalefet cephesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara’da gerçekleştirdiği duble balkon konuşmalarının haricinde gecenin yorgunluğuyla  yeterince dikkatlere gelmeyen bir açıklama vardı.

Tüm anketlerin “yerle yeksan” gösterdiği, Erdoğan’ın ilk turda kazanacağını öngören anketlerde bile yüzde 6-7’nin üzerine çıkmayan MHP’nin  yüzde 10’u aşması yanında Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakı’nın zaferini ilan ettiği konuşmasında özellikle vurguladığı ifadeler:

“Türk milleti, Milliyetçi Hareket’i TBMM’nin hem kilit partisi yapmış, hem de denge ve denetleme görevini vererek, önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Birinci stratejimiz, partimizin TBMM'de denge ve denetleme görevini ifa edebilmesi amacıyla güçlü bir grup kurmasıydı. İkinci stratejimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiydi. Çok şükür iki stratejik hedefimiz de gerçekleşmiştir.”

2002’de bir anda Erciyes’ten 3 Kasım’da erken seçim diye ortaya çıkıp, DSP-MHP-ANAP koalisyonunu dağıtarak AKP ve Erdoğan’ın yolunu açan Bahçeli, yine bir anda 2017 Ekim’indeki grup konuşmasında Başkanlık sistemine geçiş için anayasa değişikliği çağrısı yaptıktan sonra, başkan adaylarının Tayyip Erdoğan olduğunu, MHP’nin aday göstermeyeceğini ilan etti.

 

bahçeli

 

Ardından yeni sisteme geçiş için 3 Kasım 2019’da yapılacak seçimlere 1,5 yıl varken, Nisan ayında birden 26 Ağustos’ta erken seçim diye ortaya çıkıverdi. Erdoğan ile 45 dakikalık görüşmede hangi gerekçeleri ya da uyarıları Erdoğan’a iletti ki Erdoğan hemen erkenin de erkeni seçime razı oldu ve 24 Haziran’ı ilan etti.

Bu planı yapıp, Erdoğan’ı seçime ikna ederken anlaşılan Bahçeli, AKP’nin tek başına iktidar çoğunluğunu yitireceğini ve kendisine muhtaç konuma geleceğini, Erdoğan’ı ve sınırsız başkanlığını dengeleme ve denetleme sorumluluğunu da kendisinin üstleneceğini biliyordu. Stratejiler, oyun senaryoları bunun üzerine kurulmuştu ki, iki stratejik hedefe de ulaştıklarını, denge ve denetleme sorumluluğunun da kendilerine verildiğini söylüyor.

2015 Kasım’ındaki seçimlerde yüzde 11 oy alan MHP, 24 Haziran’da üstelik İYİ Parti’yi doğurmasına rağmen neredeyse aynı düzeyde oy aldı. Hem de bunun yaklaşık 1 milyonu, doğu ve güneydoğudan. Kürt nüfusun yoğun olduğu illerden. Bu tabloya baktığımızda, sanki MHP’den İYİ Parti’ye neredeyse hiç oy gitmediği gibi aksine MHP, HDP’den oy almış.

Eş Başkanlar Temelli ve Buldan HDP’nin bölge illerindeki oyunun 2015’e göre 120 bin gerilediğini, YSK’nın “taşıttığı” sandıklardaki seçmen sayısının da bu düzeyde olduğunu açıkladılar. O zaman MHP’nin Kürt nüfusun yoğun olduğu illerdeki oy patlaması izaha muhtaç. Bazıları MHP’deki bu oy artışını, bölgede yürütülen kapsamlı operasyonlar nedeniyle görevlendirilen önemli sayıdaki güvenlik güçlerine, asker, polis, korucuların aynı zamanda seçmen olmasına bağlıyor.  

Bir diğer nokta AKP yüzde 7-8 oy kaybedip yüzde 42’ye gerilerken, Erdoğan’ın partisine 10 puan fark atıp, yüzde 52,5’la Cumhurbaşkanı seçilmesi. Aradaki fark tam da MHP’nin aldığı oy kadar. Yani MHP seçmeni neredeyse “firesiz” Erdoğan’a oy vermiş.

Yani partisine kalsa Erdoğan ve seçim 2. Tura kalacakken, bu riski Bahçeli ve MHP ortadan kaldırmış, 10 puanlık açığı kapatıp, Erdoğan’ı ilk turda seçtirirken, partisini de koalisyona ve kendisine muhtaç etmiş.

O yüzden de şimdi “denge ve denetim görevi bizde” diyor Bahçeli. Ama bunu daha somut ve herkesin anladığı bir dille, hatta biraz da “siyasi şantaj sosu” katarak söyleyen “Artık biz ne dersek o olacak, MHP kilittir ve mecliste bundan böyle siyaseti MHP yapacak” diyen Genel Başkan Yardımcısı Sefer Aycan’ı belki de “siyasi-mahrem sırrı ifşa ettiği” için anında azledip, görevden alıyor.

AKP sözcüsü Mahir Ünal, CHP liderinin Erdoğan için dile getirdiği, “Düne kadar Tek adamdı, artık topal ördek” tasvirine tepki gösteriyor ancak gerek Bahçeli’nin gerekse erken öttüğü için azlettiği yardımcısının söyledikleri gerçekte aynı şeyin farklı sözcüklerle ifadesinden öte bir şey değil.

Bahçeli’nin hazırlayıp, Erdoğan’ı da oynamaya “ikna ve icbar ettiği” senaryosunun, ilerleyen sahnelerindeki olayların gelişimi için çizilen yol haritasının “Erdoğan’a başkanlığı verip, diyetini ödetmek” üzerine kurgulandığını göreceğiz. Denge ve denetim misyonunun anlamı zaten tam da bu. Anayasa değişikliği kaldırılan bu mekanizmaların ete kemiğe bürünmüş hali Bahçeli ve MHP’si olacak.

Ancak bu misyonu üstlenme görevini ve senaryo metnini Bahçeli’nin oturup kendi başına yazdığını düşünmek akla aykırı. Tıpkı 2002’de erken seçim deyip, Erdoğan’a iktidar, BOP Eşbaşkanlığı, Ilımlı Siyasal İslam çerçevesinde Türkiye’yi ve bölgeyi dönüştürme görevini icra etme yolunu açan Bahçeli şimdi de Erdoğan’a başkanlık unvanı ile bir başka misyonun yolunu açtı.

Bu yolda Erdoğan’ı izleyip, denetleme, yoldan ve çizilen misyondan çıktığı noktalarda denetleyip, yola sokma, atılacak adımlarda olası siyasal-sosyal-toplumsal tepkilerde dengeleme sorumluluğunu ve görevini de bu senaryonun gereği olarak üstlenmiş durumda.

İlk aşamada Suriye’de, Kuzey Irak’ta, Kandil’de, Güneydoğu’da yeni planların devreye konulması, PYD, YPG, PKK’ya karşı bölge ülkelerindeki yeni silahlı adımların atılması, bu konuda Bahçeli ve MHP’nin telkinlerinin devreye girmesi beklenmeli. Menbiç yeni dönemin kısa sürede ısınacak alanlarından birisi olacak. Yaklaşan Yüksek Askeri Şura’da,  TSK yapılanmasında MHP’nin talepleri olacaktır.

Derin devletin bazı hususi misyonlarını vakti zamanında üstlenmiş ve şimdi cezaevinde olanların affı, bunların yeniden yeni misyonlarla sahaya sürülmesi, OHAL’in devam etmesi vb. bu koalisyon desteği yanında denge-denetim misyonunun parçaları olacaktır.

Erdoğan-Bahçeli  görüşmesinden sonra, MHP’den Bahçeli’nin önereceği bir başkan yardımcısının ve TBMM içinden ya da dışından bazı bakanların fiilen Cumhurbaşkanlığı kabinesinde yer alması sürpriz olmamalı.

Bu noktada Erdoğan şayet şantaj ve taleplerden bunalırsa diğer koalisyon seçeneği olarak İYİ Parti’nin devreye girmesi şaşırtıcı görülmemeli. Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Türkkan’ın Millet İttifakı’nın seçim sonrasında devamıyla ilgili "Biz seçim ittifakı yaptık koalisyon kurmadık, koalisyon şartları oluşturmadık" sözleri bu açıdan  mesaj olarak görülebilir.

Hatta belki çok iddialı olacak ama şayet Erdoğan MHP’den kurtulmak isteyip yeniden bir çözüm sürecini gündeme almak isterse HDP’nin de kapısını çalması sürpriz olmaz. Tabii denge ve denetim sorumluluğunu üstlenen Bahçeli buna izin verir mi, ya da Erdoğan’ın elini kolunu bağlar mı göreceğiz.

Özetle Erdoğan’ın yıllardır tahayyül ettiği tek adamlık-başkanlık hedefine ulaşmasına karşın, çok da rahat olacağını söylemek için erken. Erdoğan ve Bahçeli karşılıklı olarak birbirlerinin iplerini ellerinde tutuyorlar. Bu noktada Erdoğan’ın belki de tek avantajı, Bahçeli çok üzerine gelirse, TBMM’yi feshedip “yeniden seçim” demek.  Ama kendisinin de girmek zorunda kalacağı böyle bir seçimin garantisi yok.