Fehmi Koru
Ağu 04 2019

'Duvara yaslanma yıkılır' demiş eskiler... Ya 'Cumhurbaşkanlığı' formülü yıkılırsa?

Aslında dilimizde “Duvara yaslanma yıkılır” ile başlayan bir dizi uyarıcı özlü söz bulunur, ama nedense bizler yine de çok kısa zamanlı ve kişiye özel düşünmekten kendimizi alamayız. Bu yüzden yaşanmış çok ciddi hayal kırıklıkları ile doludur tarihimiz.

Yalnız bizim tarihimiz de değil, bize yakın sayılabilecek aynı kültür kökeninden başka hanedanların tarihleri de…

Geçen gün, bir maç şöleni arasında d-Smart üzerinde gezinirken 57. kanalda (ViaSat-History) karşıma ‘Timur’ belgeseli çıktı. 15 dakika ara dolduğu halde gözümü ve zihnimi tarihin bu renkli sayfalarından çekip de yeniden maça dönemedim.

Uzatacak değilim, sözün kısası şu: Hayatında kontrol ettiği toprakların Orta Asya’daki sınırlarını önce doğuya doğru uzatarak, ardından Avrupa’yı gözüne dikip ortalarına kadar ordularıyla gelerek zamanının en görkemli devletini kurmuştu Timur. Devleti bir yandan Çin’e, bir yandan Hindistan’a, İran’a, Osmanlı’ya, öte yandan da bugünkü Ukrayna ve Macaristan’a kadar uzanıyordu. Uzanmasına uzanıyordu, ama böylesine büyük bir devlete kavuşmak için giriştiği savaşlarda kendisinden sonra yerini almasını arzuladığı veliahtlarını yitirdi Timur. O ölünce yerine geçen/ler hesapta olmayan kişilerdi ve devleti de bu yüzden kısa sürede izmihlale uğradı.

Yerini alanlar o büyüklükte güçlü bir devleti yönetebilecek çapta kişiler olmadıkları için…

Tabii, yalnızca devletler değil, kurumlar için de aynı durum söz konusudur. ‘Gerçek lider’ kimliğine ve özelliklerine sahip yöneticisini kaybedince varlığı tehlikeye düşmüş, kısa sürede ortadan kaybolmuş veya bütünüyle kaybolmasa bile birer tabelaya dönüşmüş pek çok kurum var.

Vaktiyle iktidar olmuş Anavatan Partisi (ANAP) Turgut Özal’dan, Doğru Yol Partisi (DYP) Süleyman Demirel’den, Demokratik Sol Parti (DSP) de Bülent Ecevit’ten sonra gözümüzün önünde ne hale geldiler, görüyoruz.

Görmek başka, bu gerçeği idrak etmek başka.

Sistem kişiye özel olursa

Bu girişten sonra, Külliye’de şimdiye kadar 30 farklı grupla “Nasıl elden geçirebiliriz?” çalışmalarına konu edildiğini öğrendiğimiz ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’nin durumuna biraz daha yakından bakabiliriz.  

‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’, öyle anlaşılıyor ki, AK Parti’nin seçimlerden sürekli iktidar olarak çıkacağı varsayımı üzerine oturuyor. AK Parti iktidarının ülkeyi yeni sistemle yönetecek kişiyi belirleyeceğini de kapsıyor o varsayım. 

Yeni sistemin, “AK Parti iktidar, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı” formülü akılda tutularak hazırlanmış bir anayasa değişikliğiyle gerçekleştirildiği çok belli.

Formül ilk seçimde çalıştı da. MHP destek verdiği sürece her zaman çalışacağını da düşünmüş olmalı yeni sistemi o formülle kurgulayanlar…

Her zaman çalışabilecek mi?

Bu soruya bugün “Evet” cevabı verebilmek biraz zor; özellikle de İstanbul belediye başkanlığı için yapılmış seçimin tekrarının ortaya çıkardığı tablodan sonra. AK Parti ile MHP’nin ortak adayı İstanbul’da 800 binden fazla oy farkıyla İstanbul belediye başkanlığını kaybetti.

Ankara ve pek çok başka büyükşehir de, MHP desteğine rağmen, AK Partili olmayan belediye başkanlarının yönetiminde bugün.

Yarın cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yapılacak ilk genel seçimde ‘AK Parti+MHP’ ittifakı iktidarı kaybedebileceği gibi, cumhurbaşkanlığını da Tayyip Erdoğan’dan başka birinin kazanabilmesi ihtimali var.

Tayyip Erdoğan için düşünülmüş geniş yetkiler bir sonraki seçimde sandıktan başka birinin çıkması durumunda o kişi tarafından kullanılabilecek hale gelecek.

Sistem değişikliğine gidilirken AK Parti’nin yönetim kademelerinin bu hesabı akıllarından bile geçirmediğini düşünmemiz için çok sebep var. [Sistem değişikliğine ve özellikle geniş yetkileri AK Partili birinin kullanacak olmasına hep karşı çıkmış olan MHP, "Getirin, sistemi birlikte değiştirelim” der ve desteğiyle değişimi sağlarken, böyle bir ihtimali kendi hesabına katmış mıdır acaba?]

Sistemi değiştirmek muhalefetin işine gelmezse

Görev tanımlarını “AK Parti’yi her halükarda desteklemek” olarak belirlemiş kalemler ile yorumcuların son zamanlardaki konuya yaklaşımları ve Külliye’deki çalışma o zaman akla gelmeyen ihtimalin şimdilerde ciddiye alındığını gösteriyor. Külliye’deki son toplantıya katılan Muharrem Sarıkaya’nın ‘hükümete yakın bir arkadaşım’ olarak tanımladığı birinden naklettiği “Farkında mısınız; biz bütün bu cümleleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ve Reisin bulunduğu binada söyledik…” sözü önemli.

“Bu cümleler” dediği, sisteme yönelik eleştiriler doğal olarak…

Dün, burada, “Keşke o eleştirileri sistem değişmeden önce yapsalardı” demiştim.

Zararın neresinden dönülse kârdır da, anayasayla gerçekleştirilmiş bir sistemi değiştirmek o kadar kolay değildir. Özellikle de, ‘AK Parti+MHP=iktidar ve cumhurbaşkanlığı’ formülünün bir sonraki seçimde yerini farklı bir formüle bırakabileceği ufukta görünmüş ve yeni formülün kendi lehlerine çalışacağına inananların iştahı kabarmışken…

CHP başta olmak üzere vaktiyle sistem değişikliğine karşı çıkan partilerin şimdilerde eski eleştirel tavırlarını sürdürmedikleri bir gerçek. 

Bu yazıyı izlediğim ‘Timur’ belgeselinden esinlenerek yazdım; yazımı yine Timur ile bitireyim.

Diyanet Vakfı tarafından yayımlanmış ‘İslam Ansiklopedisi’nin ‘Timur’ maddesinden şu satırları, okuyun ve üzerinde düşünün diye aktarıyorum:

“İktidar ve fetih hırsını hiçbir zaman dizginleyememiş, seferlerini daima kendisi yönetmiş, çeşitli kabilelere mensup beylerin ve soylarının güçlenmesini önlemek için onları kontrol altında tutmuştur. Bu durum, ölümünden sonra haleflerinin hâkim olduğu bölgelerde hüküm sürmelerini güçleştirmiş, vârisini zor duruma sokmuş, vasiyetinin yerine getirilmesini de engellemiştir.” 


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.