Zülfikar Doğan
Tem 18 2018

Prof. Aziz Konukman: Yeni rejim için harcanacak tutarı hesaplamak zor

Yeni yönetim sistemi ve devlet yapılanmasına yönelik uygulamalar hayata geçtikçe, içine girilen sürecin vahameti daha somut bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. AKP’nin üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL’i üç yıl kalıcı hale getirecek yasa teklifi TBMM’ye gelirken, demokratik ve ekonomik kazanımlardaki kayıplar, her gün genişliyor.

Yeni yönetim modeliyle lağvedilen ya da birleştirilen bakanlıklar ve bağlı teşkilatları yanında, oluşturulan yeni bakanlık, başkanlık, kurul, kurum, ofis, konsey ve komisyonlar için antetli kâğıt ve zarftan, resmi ıslak mühürlere, bina, makam ve unvan tabelalarından, resmi araçlardaki kurumsal unvan yazılarına kadar, devlette yüz binlerce yeni tabela seferberliği söz konusu.

Tabelasını ilk değiştiren kurum, Başbakanlığa bağlı Müsteşarlık’tan, Cumhurbaşkanına bağlı Başkanlığa dönüştürülen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) oldu.

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) öğretim üyesi Prof. Aziz Konukman “Sadece tabela, yeni kurumsal antetli kâğıt-zarf basımı, kurumsal resmi web sitelerinin yeniden tasarımı vb. işler için, milyarlar harcanmak zorunda. Harcanacak tutarı hesaplamak zor. Ancak, kanımca bu yüzbinlerce yeni tabelayı ve diğer işleri yapacak olanlar çoktan belirlenmiş, siparişler verilmiştir. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde yeni yapılanmayla oluşturulan kurullara, ofislere Kamu İhale Kanunu’ndan muafiyet tanınması, pazarlıkla hizmet alımı ve ihale olanağı verilmesi bunu gösteriyor” dedi. 

Haziranda aylık %100 artışla 25 milyar TL’ye yaklaşan, ilk altı ayda %80 artarak 46 milyar TL’yi bulan bütçe açığıyla, yıl sonu açık hedefinin yüzde 70’inin yılın yarısında gerçekleştiğini kaydeden Prof. Konukman, yeni yönetim sisteminin en ağır tahribatının bütçe yapma, harcamaları denetleme, vergilerin nereye gittiğini sorma hakkının, halkın temsilcilerinden alınarak tek kişinin inisiyatifine bırakılması olduğunu söyledi.

İnsanlık tarihinin krallara, derebeylerine karşı “vergi salma, yüksek vergilere isyan mücadelesiyle, ağır bedeller ödediği kazanımların” Türkiye’de yeni sistem ile yitirildiğini, yüzlerce yıl geriye gidildiğini savunan Konukman Ahval’e şu değerlendirmeyi yaptı:
 

“Bütçenin mecliste görüşülmesi, onaylanması sürecinde tuhaflıklar var. Bütçeyi kim savunacak belli değil. Bütçeyi yeni sistemde Cumhurbaşkanı hazırlayıp meclise gönderiyor. Sorumluluk ona verilmiş ama bütçeyi mecliste kim savunacak, halkın temsilcilerinin muhatabı kim olacak? Meclisin, muhatabı bütçeyi yapan Cumhurbaşkanı değil. Muhataplar, Sarayın bürokratları mı olacak? Maliye-Hazine Bakanı mı olacak?

Bunların hiçbirisinin siyasi sorumluluğu yok. Siyasi sorumluluk taşımayan kişiler Meclise muhatap kılınmış olacak. Bütçe hakkının kazanılması için Magna Carta’dan bu yana insanlık, tarihi boyunca çok kanlı mücadeleler verdi. Kralın, imparatorun, Osmanlı’da Padişahın saldığı ağır vergilere karşı isyan etti. Önce vergi hakkını sonra da harcamaların hesabını sorma hakkını elde etti.
Halk, temsilcilerinin (parlamentonun) vergi alma, harcama yapma ve yıllık bütçeyi onama hakkını, yüzyıllar süren mücadeleler sonrasında ilk İngiltere’de, halk temsilcilerinin seçildiği Avam Kamarası onayını almadan yapamayacağını Krala kabul ettirerek elde etti.

Bugünkü vergi, bütçe, harcamaların denetimi, hesap verme vb. kuralların geçmişi, 1215 tarihli Magna Carta’ya kadar gider.

İngiltere’nin ardından 1789 Fransız ihtilali ile halk krala karşı bütçe, vergi, harcama yetkisi haklarını kabul ettirdi. Yani bütçe mücadelesi, insanlık tarihinin en anlamlı, en ağır bedeller ödenen kanlı mücadelelerinin başında gelir. Oysa Türkiye’de yeni yönetim sistemi ile halkın seçtiği temsilcileri eliyle kullandığı bu hak elinden alındı, geriye gitti.

Büyük mücadeleyle kazanılan bütçe, vergi salma hakkı, halkın temsilcilerinden alınıp, tekrar güçlü otoriteye, tek kişinin irade ve inisiyatifine teslim edildi. Vergi dairelerinde yazan ‘ödediğiniz vergi, size yol, su, elektrik, okul, hizmet olarak dönecektir’ diye bir şey artık yok. Çünkü nereye harcandığını bilmeyeceğiz, kimse meclise, harcamaların hesabını vermekle yükümlü değil.

Bütçe hakkına ölümcül bir darbe indirildi. Meclis adına denetim yapan Sayıştay’ın bütçe ve halktan toplanan vergilerin, kamu harcamalarının denetimi de Meclis devre dışı kaldığı için boşlukta ve anlamsız hale geldi. Nitekim SGK Sayıştay denetimi dışına çıkartıldı.

Anayasa değişikliği öncesinde oluşturulan Sayıştay denetimi dışındaki Varlık Fonu’nun yarattığı paralel bütçe ve hazineyle birlikte Cumhurbaşkanının paralel iki bütçesi, iki hazinesi olacak. Paralel devletle, paralel örgütlerle mücadele edilen bir dönemde, bütçesi, hazinesi paralel enteresan bir yapı ile karşı karşıyayız.”

Yeni sistemde Cumhurbaşkanı dışında kimsenin siyasi sorumluluğu ve hesap verme yükümlülüğü olmadığını ifade eden Prof. Konukman, hâlâ kullanılan “bakanlar kurulu, bakan” kavramlarının anlamsız ve yanlış olduğunu kaydetti. Konukman “Bakanlar kurulu artık yok, tasfiye oldu. Bakan unvanlı kişiler anladığımız anlamda artık bakan değil. Politika üretme yetkileri yok. Yani Milli Eğitim Bakanı çıkıp, ‘bizim eğitim politikamız’ diyemez. O politikalar, stratejiler, planlar, kurullar, ofisler eliyle oluşturulup, Cumhurbaşkanına sunulacak. Bu kurullardaki kişilerin de siyasi sorumluluğu yok. Uygun görürse Cumhurbaşkanı uygulanması için bakana talimat verecek. Bakan, Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacak” diye konuştu.

Küresel sistemin son dönemde ortaya koyduğu ve Türkiye gibi dış kaynağa muhtaç, gelişmekte olan ekonomilere, demokrasisi az gelişmiş ülkelere empoze ettiği, ‘Yeni Kamu İşletmeciliği-Kamu Hizmeti Modeli’nin yeni yönetim sistemi çerçevesinde, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle uygulamaya konulduğunu öne süren Konukman “Bu, çok ağır ekonomik bedelleri olan, toplumu ezen bir yönetim ve hizmet modeli. O yüzden de demokratik parlamenter sistemle, çok sesli bir muhalefet ve güçlü bir sivil toplumun var olduğu ülkelerde uygulanması güç. Bu nedenle, devlet otoritesinin merkezileştirildiği, denetim ve dengelemenin olmadığı, merkezi otorite dışındaki kurumların, STK’ların, toplumsal muhalefetin pasifize edildiği yönetimlerle hayata geçiriliyor. Türkiye’de de aşama aşama uygulamaya konulan bu” dedi.

Devletin Holding-Şirket şeklinde yapılandırılmasını, kamu hizmetinin özelleşip ticarileşmesini ve buna göre fiyatlandırılmasını içeren bu modelin Türkiye versiyonunun, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adıyla devreye konulduğunu savunan Prof. Konukman şöyle dedi:
 

“Kamu hizmeti, özel sektör mantığıyla üretilip, fiyatlandırılacak. Şimdi Türkiye’de bu model siyasete taşınıyor. Özel şirket kimliğine büründürülen devlet mekanizmasının sunduğu kamu hizmeti karşılığında, hizmetten yararlanan yurttaş artık müşteri olacak. Hizmetin bedeli en üst düzeyde fiyatlandırılarak tahsil edilecek.

Yurttaşın ekonomik gücünü aşan fiyatlandırmada, tahsilatın yetersizliği, salınacak ağır vergilerle telafi edilip kapatılacak.
Yani Cumhurbaşkanı CEO, siyasi sorumluluğu olmayan bakanlar şirket yönetim kurulu, icra kurulu üyeleri gibi olacak. Ya da holdingin bünyesindeki diğer şirketlerin CEO’su konumunda olacaklar.

Holding bünyesindeki tüm şirketlerin (bakanlıkların) motivasyonu, daha çok kâr üzerine kurulacak. Tabii Türkiye’deki versiyonun farkı, biraz aile şirketi, aile holdingi şeklinde yapılanması. Koç, Sabancı da aile holdingleri ama orada liyakate ve profesyonelliğe ciddi anlamda önem veriliyor, özen gösteriliyor. Bu tarafta yeni yönetim modeliyle kapalı bir aile şirketi, tercih edilmiş durumda.

Maliye ve Hazine Bakanlıklarının birleştirilmesi doğru ve mantıklı. Çok önceden de zaten böyleydi. Ancak burada handikap, Orta Vadeli Plan, Orta Vadeli Mali Plan ne olacak? Bunları kim hazırlayacak. Önceki modelde Bakanlar Kurulu’nun sorumluluğundaydı. Birini Kalkınma diğerini Maliye Bakanlığı hazırlardı. Kalkınma bakanlığı lağvedildi. Berat Albayrak her ikisini de mi hazırlayacak?

Çok ciddi siyasi, ekonomik boşluklar, belirsizlikler var. Cumhurbaşkanı ‘enflasyon ve faiz tek haneye düşecek’ diyor. Merkez Bankası’nın enflasyon raporları tam aksini söylüyor. Muhtemelen 3 Temmuz’da Haziran enflasyonu daha yüksek çıkacak. Cumhurbaşkanının Mayıs’taki Londra temasları sorasında, piyasalara posta atmasıyla faiz ve döviz kurlarındaki gelişmeler üzerine, o günlerde Berat Albayrak dış güçlerin komplosu, ekonomik çökertme planı vs. demişti. Şimdi bunları söyledikten sonra, kendisi Londra’ya gidip, komploculukla itham ettiği kurumlardan, bankalardan kaynak, yatırım, finansman, ekonomik destek talep edecek. Tam bir çelişki ve politikasızlık tablosu.”

Şu anda devlet ve ekonomi yönetiminin peş peşe çıkarılan kararnamelerle gaz verilerek, frenlerinden boşalmış, her şeyi dümdüz edecek şekilde gittiğini savunan Prof. Konukman; “Bu kontrolsüz gidiş, ancak ağır bir başarısızlık ya da şarampole devrilme yaşanırsa durabilir. O zaman bir ihtimal durup düşünme ve hasar tespiti  ihtiyacı duyabilirler. Yoksa mevcut tabloda bu gidişi durduracak bir güç yok, görünmüyor. Ne yazık ki acı olan, muhalefet hâlâ olan biteni okuyamıyor, algılayamıyor. Eskilerin deyişiyle, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” sözleriyle Türkiye tablosunu tanımladı.