Ara 25 2017

Ahmet Şık, "iktidar güdümünde bir yargı var" dedi, duruşmadan atıldı

Cumhuriyet Gazetesi davasında beşinci duruşma görülüyor. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada tanıklar dinleniyor.

20 sanıklı davanın tutukluları arasında Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazeteci Ahmet Şık ve gazetenin muhasebecisi Emre İper bulunuyor.

HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu ve Milletvekilleri Garo Paylan, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş, uluslararası gözlemciler, TGS, TGC, Disk Basın-İş, sanık yakınları, hak savunucuları, gazeteciler Hasan Cemal, Tuğrul Eryılmaz, Cumhuriyet çalışanları, Erol Önderoğlu gibi isimler duruşmayı izleyenler arasında.

Duruşma kimlik tespitiyle başladı. 

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ duruşma başlarken "Eksiklerimiz var. Bilirkişi raporları istemiştim emlak raporu geldi. Talep ettiğimiz tanıkların hepsi hazır olacak. Dijital materyaller konusunda üç ayrı müzekkere yazdık ama inceleme yapılmadı. Dijital materyallerin bazılarının şifreleri bozuk, bazılarının yok denildi. Kemal Aydoğdu için yazılan müzekkereye cevap yok. Mahkememizin geldiği aşamada delil durumu budur. Bizim başka delil oluşturacak talebimiz olmayacak." dedi.

Avukat Bahri Belen: "Başka yargılamalarda da 'yargılamayı uzatma' gerekçesiyle taleplerin kabul edilmediğini bildiğimiz için taleplerde bulunmadık. Ama daha sonra taleplerimizi dile getireceğiz" diye yanıtladı.

Başkan Abdurrahman Orkun Dağ: "Ayrıca bir talep yoksa hazır olan tanık Doğan Satmış'ın beyanıyla devam etmek istiyoruz" dedi. Avukatlar yeni tanık yaratılmasına itiraz etti.

Avukat Fikret İlkiz, "Burada anladığımız, demek ki tanık Mehmet Faraç size gelerek hakkında verilmiş olan zorla getirilme iptalini beyan etmiş. Çünkü tezkerenizin dışında zorla getirilme kararının neden kaldırıldığı konusunda UYAP'ta herhangi bir dilekçe, belge, başvuru göremedim" dedi.

Cumhuriyet gazetesinin avukatları, Doğan Satmış’ın tanık olarak mahkemede bulunduğu halde yazılı tanıklık sunmasına itiraz etti. Bir tanığın savunma yapamayacağını, tanığın sanık psikolojisi taşıdığını belirtti.

Doğan Satmış'ın 'tanık' sıfatıyla ifadeleriyle devam etti duruşma. Satmış, ifadesinde, "bir röportaj nedeniyle ben bu davaya tanık olarak çağrıldım. Ben birlikte çalıştığım arkadaşların FETÖ'yle ilişkisine inanmıyorum tam tersine onlar bu yapıyla mücadele etmişti. Basında yer alan ifadeler bana ait değildir. gazetecilerin ağır cezalarda yargılanıyor olması, tutuklu yargılanıyor olması bana göre çok ağırdır" diye konuştu.

Avukat Bahri Belen, Doğan Satmış'a "Tanıklıktaki kişi de 'savunmamı yapacağım' dedi, sanık psikolojiyle geldi, hakkında da bir soruşturma var. Sanık psikolojisiyle yapacağı tanıklığın ne kadar geçerli olacağını da soruyoruz" dedi.

Avukat Tora Pekin, tanık Satmış’a daha önce attığı tweetleri hatırlatarak, tweetleri ve medyaya yansıyan ifadelerin kendisine ait olup olmadığını sordu. Satmış, anlamını aşan ifadeler olabileceğini belirterek, “Bunların hepsi gazetecilik faaliyeti” dedi.  

Tanık Doğan Satmış ve Cumhuriyet avukatları arasında geçen diyaloglar şöyle:

Satmış: Akın Atalay ile bazı sorunlar yaşadık ama bunlar hep gazetecilik faaliyetleriyle ilgilidir.

Avukat Tora Pekin: Hem bazı gazetelerin sözlerinizi çarpıttığını söylediniz, hem Twitter'da yaptığınız bir açıklama var. "Söyleşi algı yaratmak için dönüştürülüp kullanıldı" dediniz. Size mal edilen açıklamalar sizin mi?

Satmış: Konuştuğum kişi 30 yıllık arkadaşımdı. Sohbet olarak gerçekleşti. Anlamını aşan sözler olabilir ama benim sözlerimdi.

Pekin: "Akın Atalay 15 Temmuz'dan bir hafta önce bizim ekibi tasfiye etti" demişsiniz. Sizin ekibiniz kimdir?

Satmış: Dündar geldiğinde gazeteye geldim. 10-11 kişiydik. Sözü edilen dönemde gazeteden ayrıldım. Kastım odur. Mustafa Balbay'ın ayrılması bizim bulunduğumuz döneme rastladı. Vakıf seçimlerini medyaya yansıdığı kadar biliyorum. Balbay benim de içinde bulunduğum yazı işlerini suçladı. Yazıdaki "ele geçirme" sözünü vakfın yönetimindeki denge değişikliğini anlatmak için söyledim.

Pekin: Siz Atalay'ın darbe girişimini bildiği imasında bulunuyorsunuz.

Satmış: "Öyle mi? Öyle bir şey demedim. Biz Atalay ile yayın konusunda bir iki olay yaşadık ama bunlar hep gazetecilik faaliyetiyle ilgili şeyler.

Av Pekin: Gazete içi eleştiri ötesinde talimat söz konusu mu?

Satmış: Hayır                   

Av Pekin: O dönemde (Haziran 2016) sizin dışınızda başka birinin işine son verildi mi?

Satmış: Hayır

Av Pekin: "Bu ekibin kendi istediği şekilde yayın yapmayacağını biliyordu" demişsiniz. Atalay'ın istediği yayın neydi?

Satmış: Onu bilemem. Benden sonra 10 arkadaş istifa etti. Akın bey yönetimin değişmesini, Aydın Engin'in daha etkili olmasını istiyordu.

Mahkeme Başkanı: Diğer tanıkların dinlenmesi uzun zaman alacak tanığın çıkmasını talep edeceğiz.

 

Diğer tanıklar saat 14.00te burada olacağını bildirdikleri için mahkemeye o saate karar ara verilmesini istedi.

Ahmet Şık beyanda bulunmak istediğini belirtip itirazda bulundu. Mahkeme Şık'ın talebini kabul etti.

Gazeteci Ahmet Şık'ın SEGBİS sistemiyle alınan görüntülü ifadesi şöyle:

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, yeni adli yılın açılışı vesilesiyle 23 Kasım 2017’de yaptığı konuşmada çok çarpıcı veriler ortaya koydu. 2016 yılı adli suç istatistiklerine göre 80 milyonluk ülkemizde yaklaşık 6 milyon 900bin şüpheli bulunduğunu açıklayan Cirit; “Demek ki Türkiye’de, nüfusa oranladığımızda yüzde 8 civarında kişi şüphelidir. Haklarında ilk derece soruşturma yürütülmektedir” dedi.

Bu sözleri referans alsak bile, ülke nüfusunun yüzde 8’inin şüpheli olması çok yüksek bir oran. Ama Yargıtay Başkanı Cirit’in yaptığı basit hesap hatasını düzeltmek gerekiyor.

Şöyle ki;

0-15 yaş grubunda yer alanlar ile akıl hastalarının ve benzeri isnat yeteneği bulunmayan insanların ülke nüfusuna oranı yaklaşık yüzde 25’tir. Bir yüzde 10 da bedensel engelli olan ya da yatalak ve fiziken suç işleyemeyecek durumda olan insanlar var.

Bu iki kategoride yer alanları hesaptan düştüğümüzde, yasalar karşısında isnat yeteneğine sahip yaklaşık 50 milyon insan kaldığını söyleyebiliriz.

Eğer, Yargıtay Başkanı’nın ifade ettiği gibi yaklaşık 7 milyon şüpheli varsa bu oransal olarak ülke nüfusunun yüzde 15’inin devlet nezdinde şüpheli görüldüğü anlamına gelir. Başka bir deyişle sokaktaki her 7 kişiden biri şüpheli.

Buradan yola çıkarak günümüz Türkiye’sini kısaca özetlemeye kalksak karşımıza çıkan tablo şöyle bir şey oluyor:

Çoğulculuğa değil çoğunlukçuluğa sırtını dayayarak memleketin kendinden olmayanlarına değişik biçimlerde ve düzeyde terörist muamelesi yapan bir iktidar var.

Terörist muamelesini akıl almaz suçlamalara dönüştüren iktidar güdümünde bir yargı var.

Gazeteci Ahmet Şık “İktidar güdümünde bir yargı var” deyince, Mahkeme Başkanı Dağ, "Sözünü kesiyorum Ahmet Şık" dedi.

Bunun üzerine bir izleyici "Sen değil siz demeniz gerekir, o sizin oğlunuz değil" diyerek itiraz etti. Mahkeme Başkanı, izleyiciyi salondan attırdı. 

Ahmet Şık'a savunma değil siyasi bir konuşma yaptığını, davanın siyasi bir dava olmadığını söyleyen Mahkeme Başkanı, "Böyle savunmaya izin vermem" dedi.

Ahmet Şık'ın "Neden?" sorusu üzerine ise "Sanığı dışarı alıyorsunuz, savunmasını kesiyorum" dedi. Ve Ahmet Şık'ı tüm tepkilere rağmen salondan attırdı.

Ahmet Şık salondan çıkarılırken salon 'yuh' sesleriyle inledi. "Ahmet çıkacak yine yazacak" sloganları atıldı. Salon sloganlarla inlerken mahkeme heyeti salonu terk etti, görevliler salonu boşalttırdı. Duruşmaya saat ikiye kadar ara verildi. Ahmet salonu terk ederken "Umarım bir gün siz de sizin gibi bir mahkeme tarafından yargılanmazsınız" dedi.

Ahmet Şık
Ahmet Şık'ın duruşma salonundan çıkarılmasının Tarık Tolunay tarafından tasviri

Duruşmaya saat 14.00'a kadar ara verildi. Verilen aranın ardından ise mahkeme heyeti tarafından bir dizi yasak getirildi. Önce, duruşmaya sadece sarı basın kartı sahibi gazeteciler ve avukatların alınacağı söylendi. Gazetecilerin ısrarı üzerine adliye muhabirleri de alındı. Ancak izleyicilerin duruşmaya girmesine izin verilmedi. Gerekçe olarak ise 'talimat var' denildi. Sanık yakınları da duruşmaya 'talimat var' denilerek alınmadı.

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, dün tutukluluğunda 15. aya girdiğini belirterek, "Bir savunma hazırlamıştım, okumak istiyordum ama Ahmet Şık savunmasını yapamadığı için doğal olarak ben de yapmayacağım" dedi. Daha sonra mahkeme başkanı Dağ ile aralarında şu diyalog geçti:

Dağ: Bizim sizi engelleyici tavrımız yok.

Sabuncu: Arkadaşım yapamazken ben yapmam. Tutuklular sürekli savunmalarını düşünüyor. Ahmet de bunu düşündü. Ahmet'in 24. ayı, şimdi firarda olan savcı nedeniyle 12 ay yattı ve beraat etti. İkimiz de çıkacağız ve savunma yapacağız diye bekliyoruz. Sizin gözlerinize hep dik baktık. Ahmet Şık bu ülkedeki en dürüst gazetecilerdendir ve bu savunmayı yapabilseydi yine doğruları söyleyecekti. Sizden tek bir talebim var arkadaşım aşağıda yalnız duruyor onun yanına gitmek istiyorum. 
Dağ: Bu tavrı doğru bulunmuyoruz. Sarı basın kartlılar gelecek dedik, yakınlar var dediler kabul ettik. Ama bu protest tavrı kabul edemiyoruz.

Sabuncu: Bir şey söyleyebilir miyim? Oğlumun doğum günü ve burada değil. Alınmadı duruşmaya.

Dağ: Bu serzenişin yeri burası değil.

Sabuncu: Ben oğlumu bu 14 ay boyunca 4-5 kere görebildim ve salona almıyorsunuz oğlumu. Bu mu? Size serzenişte bulunmuyorum. Biz sadece gazeteciyiz. Sadece gazetecilik yaptık. Merhamet istemiyorum. Keşke burada konuşabilseydi. Okumadım ama dediği her şeyin altına imzamı atarım. Keşke konuşabilseydi, bize bir saat daha onu dinleme fırsatı verseydiniz.

Akın Atalay da savunma yapmaktan vazgeçti: "Ben de gelişen yargı sürecine ve tanıklık beyanına ilişkin görüşlerimi erteliyorum. Bir an önce aşağıda yalnız bekleyen arkadaşımın yanına gitmek istiyorum. Ama siz tutukluluk konusunda karar vereceksiniz bir şey söylemek istiyorum... Heyetiniz 5 gün üst üste Reina katliamının yargılamasını yaptınız. Reina failinin asıl hedefinin Cumhuriyet gazetesi olduğunu, eyleme saatler kala bundan vazgeçtiğini siz iddianameden okudunuz. Yanımıza ziyarete gelen avukat arkadaşlarımız dedi ki “Desene halimize şükredelim sizi ziyarete buraya değil, mezarlığa gelecekmişiz.” Sizin yargılamanız ile bir koridor ötede bizi katletmekten son anda vazgeçen insanlar yatıyor.” dedi.

Şu sözlerle sözlerini bitirdi: "Tutuklu olmak değildir hayatımızın en müşkül işi / Müşkül odur ki hürriyetini ve haysiyetini kaybeden kişi."

Mahkeme ara karar için duruşmaya yarım saat ara verdi. Aranın ardından karar için toplanan mahkemeye sadece avukatlar alındı. Gazeteciler dahil bütün izleyiciler adliye dışına çıkarıldı. Mahkeme, oy çokluğuyla aldığı kararda tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına ve bir sonraki duruşmanın 9 Mart 2018 saat 10:00 Silivri'de yapılmasına karar verdi.

Reddi hakim talebi 28 Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.  Ara kararda duruşma düzeninin sağlanması için sonraki duruşmanın Silivri'ye alındığı ve üç avukat sınırlaması getirildiği belirtildi.