'Cumhuriyet kavgası'ndan çıkarılacak dersler

Alev Coşkun ve ekibinin mahkeme kararıyla Cumhuriyet'in başına geçmesinin ardından gazetede sular bir türlü durulmadı.

Aydın Engin yönetimindeki ekip, yazılarına son verip Cumhuriyet'ten ayrılırken, Alev Coşkun'un yeni Cumhuriyet'inde işler pek yolunda gitmiyor. Gazetenin yazarları ile bir başka yazar Bartu Soral arasında, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş haberleri, yazıları nedeniyle polemik yaşanırken, tartışmaya T24 yazarı Oya Baydar da dahil oldu.

Baydar, Soral'ın, Kavala ve Demirtaş'a, mahkeme öncesi hüküm kesen tanıdık üslupla, yalan kanıtlar ve suçlamalarla saldırdığını ve gazetedeki kimi saygın yazarların Soral'ın suçlamalarına karşı çıktığını hatırlattı. 

Karşı çıkan yazarlar için, "Tabii ki aynı kefeye konulmak istemezler, haklılar" yorumunu yapan Baydar, tespitlerini şöyle sürdürdü:

"Ancak… Bu zat, mantar gibi yerden bitmedi, gökten düşmedi, Cumhuriyet’e gizlice girip korsan köşe kapmadı. Yıllardır yazan, Aydınlık gazetesindeki yazıları bilinen; şoven Türk milliyetçiliği batağına saplanmamış özgürlükçü, demokrat, barış yanlısı kişilere saldırmayı misyon edinmiş, Vatan Partisi, özellikle de Perinçek hattına sıkı sıkıya bağlı olan bir kişi…

Gazetede köşe yazmaya nasıl başladı, kim tarafından önerildi, kimler tarafından buyur edildi? Daha önemlisi, yazıları genel yayın yönetmeninden başlayarak, sorumlular tarafından hiç okunmadı mı? Bildiğim kadarıyla bütün gazetelerde, hele de Cumhuriyet’te, köşe yazıları mutlaka okunur. Sansürlemek için olmasa da yasal sakıncası olup olmadığını belirlemek için…

Bu zat’ın tartışma konusu olan yazıları gazete yönetimi açısından sıkıntı yaratmıyormuş ki yayımlanmış. Bu, ne kötü bir sürpriz ne de bir yol kazası. Çünkü yazdıkları; o kişinin başka yerlerdeki yazılarının, sözlerinin tekrarından ve de iç ve dış barışımız için son derece tehlikeli bildik bir zihniyetin gazeteye yansımasından ibarettir. Ortada eleştirilecek bir düşünce, bir yanlış, hatta suç varsa, bu sadece yazara ait değil o zihniyet ve ideolojinin gazetede yer bulmasına imkân sağlamış olanların tümüne aittir."

Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin bir adaletsizlik örneği olarak aylarca hapislerde tutulduğunu anımsatan Baydar, "Amaç; şimdi sıkıntı konusu olan zihniyeti ve çizgiyi, bir süredir daha özgürlükçü, daha demokrat ve çoğulcu bir yayın politikasına yönelmeye çalışan Cumhuriyet’e hakim kılmaktı. Amaç; hak ve hukuku ayrımsız herkes için savunan, ötekileştirmeye, savaşçı-çatışmacı üsluba, tek doğrucu bağnazlığa karşı özgürlükçü, demokrat, kucaklayıcı çizginin güçlenmesini engellemekti" görüşünü dillendirdi.

Alev Coşkun yönetiminde, mahkeme kararıyla vakıf yönetiminin değiştirilmesini, "hukuk dışı utanç verici" olarak niteleyen Baydar, şu satırlarla devam etti:

"Bu operasyonu iktidar desteğinde gerçekleştirenlerin de arkasında -belki kendileri bile fark etmeden- derin devletin son zamanlarda güçlenen şoven milliyetçi, savaşçı, otoriter kanadının gölgesi vardı."

Baydar, çıkarılabilecek derslerle ilgili ise şu görüşleri sıraladı: 

"Cumhuriyet gazetesindeki son olumsuz gelişmenin demokratik bilinç kazanmamız adına yararlı olduğunu düşünüyorum. Gazetelerindeki bir yazarın her anlamda sorunlu yazılarına itiraz edip aralarına mesafe koymaya çalışan Cumhuriyet çalışanları, yazarları, Cumhuriyet’e kurulan kumpas üzerine bir daha düşünecekler, özgürlükçü ve demokrat çizgiye daha sıkı sarılacaklar diye umuyorum. Yazılarını -aslında karalamalarını ve ihbarlarını demeliyim- aynı tonda sürdürdüğüne göre arkasının kuvvetli olduğu anlaşılan tartışma konusu yazıların sahibinin, bu anlamda uyarıcı bir işlev gördüğünü düşünüyorum.

Öte yandan, Emre Kongar’ın dünkü yazısında belirttiği gibi, “Üç Cumhuriyet”in de (Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet gazetesi) içini kemiren bir zihniyeti açığa çıkarması açısından da, yaşanan olay hayırlı ve gözaçıcı oldu. Cumhuriyet okurları arasında o zihniyetin peşine takılanların pek de az sayılamayacağı, o zatın yazılarının aldığı “like”lardan anlaşılıyor. Gazete içinde de utangaç yandaşların, Emre Kongar’ın tabiriyle “kemiricilerin” bulunduğundan kuşkum yok. Bir kalemde harcayamayacakları, önemsedikleri, güvendikleri yazarların tepkileri onlar için de uyarıcı, düşündürücü, sağaltıcı olabilir.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz