Tiny Url
http://tinyurl.com/yc2wnnlq
Fehmi Koru
Eyl 10 2018

Nadir Nadi, Nazım Hikmet'e hakaret ve Cumhuriyet Gazetesi

Çok uzun yıllar önceydi. Bilkent Üniversitesi öğrencileri tarafından oluşturulmuş kulüplerden biri benim de aralarında bulunduğum üç gazeteciyi o sıralarda henüz ‘medya’ adını bile almamış basın mesleği üzerinde konuşmak için bir panelde buluşturmuştu.

Gazetecilerden biri Cumhuriyet’ten, diğeri Sabah’tandı.

Sabah’ı Ankara’da temsil eden meslektaş, nereden icap ettiyse, gazetelerin keskin çizgilerle okur önüne çıkmasının gerekmediğini, farklı görüşlere sayfalarında farklı görüşten çalışan ve yazarlara da bünyesinde yer vermesinin iyi olacağını, bu bağlamda mesela benim pekala Cumhuriyet’te de yazabileceğimi ifade etti.

Bana söz verildiğinde gazetelerin farklı görüşten yazarlara yer vermesi teklifini destekledim. ‘‘Ben bu iş için iyi bir örnek miyim, bilemem, ama neden olmasın?’’ dedim.

Cumhuriyet yazarı ise teklife ‘‘Öyle şey mi olur, herkes bulunduğu yerde kalsın’’ sözleriyle sert bir biçimde karşı çıktı.

Oysa, bir süre sonra, Cumhuriyet farklı görüşten yazarları bünyesine katmasa bile, günün öne çıkan konularında kendisi paneller düzenledi ve onları günler boyu süren tefrikalar halinde sayfalarında yayınlamaya başladı. O panellerde bazen ben de yer aldım.

Yıllar sonra, bir sohbetimizde, dönemin Cumhuriyet yayın yönetmeni, Bilkent’teki panelde farklı görüşlerin gazetesinde yer almasına itiraz eden yazarlarının, yine ikimizin görüş açıkladığımız bir Cumhuriyet panelini takiben kendisine ‘‘Durdur bu yanlışlığı’’ diye çıkıştığını duyuracaktı.

Nitekim Cumhuriyet’e ek okurlar da kazandırdığı halde farklı görüşlerin geniş biçimde sergilendiği o panellerden çok geçmeden vazgeçildi.

‘‘İşgal sona erdi’’

Daha yakın zamana gelelim.

Bir televizyon kanalında haftalık siyasi programa birlikte çıktığımız bir Cumhuriyet yazarı, gazetesinin ‘liberal’ yazarlar tarafından işgal edildiğini, yönetiminin de aynı türden birine teslim edildiğini özel söyleşilerimizde şikayet konusu yapıyordu. En son görüşmemizde, kendisine, ‘‘Merak etme, bir süre sonra onlar gider, hoşlanacağın Cumhuriyet’e yeniden kavuşursun’’ dediğimi hatırlıyorum.

O gün bu günmüş. Daha önce bir mahkeme kararıyla Cumhuriyet’in yönetimine gelen kadro yine bir mahkeme kararıyla bu konumlarından uzaklaştırıldı ve onların yönetici ve yazar olarak gazeteye taşıdığı isimler de ya kovuldu ya da kendiliğinden ayrıldı.

Cumhuriyet artık bütünüyle aynı görüşten ve hep o görüşün gazeteye hakim olması gerektiğine inanan bir kadronun elinde.

Gazete iki gündür birinci sayfasından ‘‘Bizler Nadir Nadi, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu çizgisini yeniden oluşturacağız’’ iddiasını ‘‘Sonunda işgalcileri kovmayı başardık’’ neşesiyle dillendiriyor.

Hep unutulanı, Bilkent panelinde de söylediğim bir gerçeği, burada bir kez daha hatırlatayım: ‘Solcu’ ve ‘Atatürkçü’ bilinen Cumhuriyet’te ‘sağ’ diye bilinen görüşün en simge isimlerinden Peyami Safa da, vaktiyle padişah Vahdettin’e musahiplik yapmış ve Fransa’da uzlet günlerinde bile onun yanından ayrılmamış Ref’i Cevat Ulunay da köşe yazarlığı yapmışlardı.

Nadir Nadi’nin bir ara Demokrat Parti’den milletvekili seçildiğini de unutmuş görünüyor Cumhuriyet’çiler…

Onun ‘sağ’ ile flört ettiği dönemde gazetenin birinci sayfasından verdiği Nazım Hikmet fotoğrafı altına düşülen not benim buraya aktaramayacağım kadar ağır bir hakareti içinde barındırır.

Doğru olan çeşitliliktir

İnsanların haberleri ve yazarlarının yorumları için satın aldığı gazetelerin veya internet üzerinden ulaşılan haber sitelerinin tek bir görüşe kendilerini bağlı bilmelerinin mesleğimiz açısından doğru olmadığı kanaatimi bugün de koruyorum. Okurlar her görüşü okudukları gazeteler ve sitelerde bulabilmeliler.

Akıllı insan doğru ile yanlışı ayırt edebilir.

Kendi hesabıma, yönettiğim ‘OcakMedya’ sitesinde yazarlar arasında bu görüş çeşitliliğini bulundurmaya özel çaba gösterdiğim gibi, sitede açtığımız ‘seçilmiş yazılar’ bölümünde bunu tam anlamıyla sağladığımı da sanıyorum.

‘‘Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesi, azıcık da olsa bu yolda bir gayret içerisine girdi ve satışı 120 bini buldu’’ desem herhalde aranızda bunun palavra olduğunu sanacaklar çıkabilir. Oysa Hasan Cemal’in yönettiği dönemde Cumhuriyet 100 binin üzerinde satıyor ve tirajı sürekli yükseliyordu.

Yeniden eski çizgisine çekilen Cumhuriyet’i çıkaracak kadro bakalım şimdiki 50 binlik satış rakamını nereye taşıyacak?

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır