Dağlık Karabağ’a gerçekten barış geldi mi?

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya’nın arabuluculuğuyla altı hafta süren Dağlık Karabağ merkezli çatışmaları sona erdirmesi beklenen bir anlaşma imzaladı. 

Ahval’e yaptığı açıklamada Freedom House Avrupa ve Avrasya programları direktörü Marc Behrendt, "Sahada ne olursa olsun değişmeyecek tek şey barış görüşmelerine duyulan ihtiyaçtır. Azerbaycanlılar, tıpkı 1994 yılında Ermenilerin hissettiği gibi, üstün olduklarını hissederek herhangi bir taviz vermekten kaçınabilirler. Gerçek şu ki, barış görüşmeleri ve her iki tarafın gerçek uzlaşması olmadan bu çatışma devam edecek" diyor.

Ekim ayında üç sınırlı ateşkes anlaşması başarısız oldu, ancak Pazar günü Azerbaycan'ın stratejik ve tarihsel açıdan önemli Şuşa kentini almasıyla Paşinyan, Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan’a tamamen kaybedilmesini önlemek için önemli tavizler vermek zorunda kaldı.

Yeni anlaşma, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'ın tarihi sınırları içinde yer alan Şuşa ve Hadrut da dahil olmak üzere savaşla aldığı toprakları elinde tutmasına izin veriyor. Ayrıca, Ermenistan kuvvetlerinin, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan ile temel bağlantısı olan Laçin koridoru da dahil olmak üzere son 26 yıldır işgal altında tuttuğu diğer bölgeleri teslim etmesini de gerektiriyor.

Anlaşma Ermenistan'da öfkeye yol açtı. Başkent Erivan'da protestocular ana hükümet binasına baskın düzenledi ve Paşinyan’ın istifasını istedi.

Paşinyan anlaşmayı duyuran açıklamasında, "Kararı askeri durumun derinlemesine bir analizi sonucunda verdim. Kararın çok zor olduğunu, ancak bunun "durumdaki en iyi çözüm" olduğunu” söyledi.

Geçtiğimiz yıllarda, hidrokarbon zengini Azerbaycan, yakın müttefiki Türkiye'den dron filosu satın alarak askeri kapasitesini geliştirdi. Bakü, insansız hava araçlarını yıkıcı bir etki için kullandı ve iyi konumlanmış Ermeni savunma pozisyonlarının elinde tuttuğu zorlu dağlık arazilerde bile toprak kazanımlarına yardımcı oldu. Türkiye ayrıca cephede savaşmaları için Suriyeli paralı askerlerle anlaştı. 

Ankara, şiddetli çatışmalarda kilit rol oynasa da Rusya, Güney Kafkasya'da kilit güç olmaya devam ettiğini kanıtladı.

Rusya başlangıçta yeniden başlayan çatışmalara hazırlıksız yakalanmış göründü ve Moskova’nın olayları şekillendirme yeteneği hakkında spekülasyonlara yol açtı. Rusya'nın Ermenistan'a karşı güvenlik anlaşması yükümlülükleri olduğu ve Türkiye'nin Azerbaycan'ı desteklediği göz önüne alındığında bu çatışma Suriye ve Libya'daki iç savaşları da kapsayan Rus-Türk vekalet savaşında yeni bir cephe olarak değerlendirildi.

Bununla birlikte, Türkiye’nin net işbirliği ile Rusya aracılığında yapılan anlaşma, her iki analizin de doğru olmadığını gösteriyor. Azerbaycan'ın 27 Eylül'de saldırıya geçmesinden bu yana Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile defalarca görüştü.

Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çözümde Türkiye’yi endişelendiren önemli nüanslar olsa da, Ankara gelişmeyi Türk dış politikası için bir başarı olarak görüyor.

Salı günü Erdoğan'ın Putin'e, anlaşmanın çatışmaya kalıcı bir çözüm için olumlu bir adım olduğunu söylediği bildirildi. Ayrıca anlaşmada belirtildiği gibi Ermenistan toprakları ile Azerbaycan'ın geri kalanından ayrılmış olan yarı özerk Azeri anklavı Nahçıvan arasında bir ulaşım koridoru oluşturmanın önemini de vurguladı, Koridor, Türkiye ile Azerbaycan arasında uygun bir kara bağlantısı kuracaktır. Carnegie Europe'un kıdemli uzmanlarından Thomas de Waal, bir podcast röportajında Ahval'e şunları söyledi:

"Gelecekte beş on yıl içinde Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya'yı birbirine bağlayan ana koridor olma potansiyeli var. Yani bu Türkiye için büyük bir kazanç."

Rusya'nın aracılık ettiği anlaşma, Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasında Laçin koridoru üzerinden bir ulaşım koridorunu da garanti ediyor. İki ulaştırma koridorunun oluşturulmasında iki bin Rus barış gücü askerinden oluşan bir güç görevlendirilecek, ancak uygulamanın nasıl işleyeceği konusunda belirsizlikler var.

Rusya, hedeflerinin çoğunu karşılayan şartları müzakere etti. 1994'te Rus barış güçleri için bir rol elde edemeyen Moskova, artık hem Ermenistan'da hem de Azerbaycan'da bir askeri varlığa sahip olacak. Anlaşma ayrıca Moskova'nın hoşlanmadığı Paşinyan'ı ciddi şekilde zayıflatarak Ermeni yönetiminde Rus çıkarlarına daha uygun bir değişim olasılığı yaratıyor.

Belarus ve Kırgızistan'da meydana gelen çeşitli istikrarsızlık biçimleriyle yakın çevresinde nüfuzunu kaybettiğine dair bir anlatıyla karşı karşıya kalan Rusya, Dağlık Karabağ anlaşmasını, çevresindeki meselelerde etkili bir hakem olmaya devam ettiğinin kanıtı olarak vurgulayacak.

Moskova, Türk barış güçlerinin anlaşmanın dışında bırakılması ve diplomatik başarısının ABD'yi gölgede bırakmasından da memnuniyet duyacaktır.

Putin, anlaşmanın "Dağlık Karabağ'daki krizin uzun vadeli ve tam ölçekli çözümü için gerekli koşulları oluşturacağını" umduğunu söyledi.

Ama anlaşma gerçekten bir başarı mı? Çatışmayı durdurmak ve daha fazla can kaybını önlemek için şimdiye kadarki en iyi fırsatı sunmasına rağmen, anlaşmada hala birçok sorunun cevabı net değil.

Aliyev Salı günü, hem Rus hem de Türklerin bir asır önce işledikleri Ermeni soykırımına dair canlı kolektif hatıraları olan Ermenilerin varoluşsal korkularını uyandıran Türk barış güçlerinin Dağlık Karabağ'a konuşlanacağını söyledi.

Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, Aliyev'in iddiasına cevaben gazetecilere verdiği demeçte, "Yayınlanan anlaşmada bununla ilgili tek bir kelime bile söylenmiyor" dedi. Taraflar bu konuda hemfikir değildi. Karabağ'da Türk askerlerinin varlığı koordine edilmemişti.

Anlaşma ayrıca Dağlık Karabağ'ın statüsüne de çözüm getirmiyor. 

Anlaşma Azerbaycan genelinde coşkulu bir şekilde kutlanırken, Ermenistan'da bir şekilde protesto edilmesi, iki taraf arasında barışı on yıllardır zorlu bir hedef haline getiren süregelen düşmanlığı daha da dışa vuruyor.

"Ne yazık ki, tarafların birbirleriyle konuşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum” diyen Behrendt her iki taraftaki hisler, söylemler ve potansiyel iç siyasi sonuçların çok sert olduğunu, bundan dolayı da müzakere masasına geri dönmenin çok zor olduğunu ifade ediyor. 

Moskova'nın diplomatik zaferi üzerine ciddi bir barış sürecini inşa edip edemeyeceği, hatta isteyip istemeyeceği de görülecek. 

Behrendt, “Harici büyük güçlerin çatışmanın şartlarını önceden belirlediği ve her zaman başarısız oldukları senaryolar oldu” diye de uyarıyor.

Behrendt, “Gerçekte, çatışmanın paydaşları olan Ermeniler (Karabağ dahil), yerlerinden edilmiş Azeriler, diğer etkilenen insanlar ve çok daha az ölçüde Ermeni ve Azeri toplumları karar vermesi gerekiyor. Bir barışa aracılık edecek güçleri olmayabilir, ancak bir barışa engele olma gücüne sahipler. Herhangi bir uzun vadeli çözüm onları da içermelidir” şeklinde ifadeler de kullanıyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.