Tem 03 2018

Prof. Acemoğlu: 'Teklif iddiası dedikodu, Türkiye’nin geleceği karanlık'

Türkiye’de sarsılan ekonomi erken seçimi getirirken 24 Haziran sonrası iktidarın en önemli gündem maddesi yaklaşan krizden kurtulmanın yollarını bulmak. 

Kamuoyunda son günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kuracağı yeni kabinede Prof. Daron Acemoğlu’nun görevlendireceği iddiası gündeme geldi.

İddianın sahibi Habertürk yazarı Nagihan Alçı olunca ve ortaya atılan isim de zaman zaman iktidara yönelik eleştirileri ile de gündeme gelen dünyanın en çok alıntı yapılan 10 ekonomistinden biri olarak gösterilen Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) İktisat Profesörü Daron Acemoğlu olunca pek olası bir ihtimal olarak durmuyordu.

Ancak piyasalar bu iddiayı kabul etti ve üzerinde kısa süreli de olsa tartıştı. Yine aynı gazetenin kıdemli isimlerinden Fatih Altaylı, daha 24 saat geçmeden bu iddiayı yalanladı.

Acemoğlu’nun ne tekliften ne de böyle bir girişimden haberi yoktu. Cumhuriyet’ten Pelin Ünker’in sorularını yanıtlayan Prof. Acemoğlu, kendisine böyle bir teklif gelmediğini belirterek “Kimse benimle temasa geçmedi. Konuşulanlar sadece dedikodudan ibaret” diyor. 

Acemoğlu, Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin yaptığı değerlendirmede ise yapısal problemleri çözmek için kısa vadeli politikalar yerine orta vadeli politikalara odaklanmadıkça ekonominin geleceği karanlık görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ekonomisindeki yapısal, siyasi ve yargı ile ilgili sorunlara dikkat çeken ünlü profesör, problemlerin seçim belirsizliğinin sona ermesiyle çözülecek kadar kolay olmadığını düşünüyor ve ekliyor:

“Yapısal sorunlar, son 10 yılda Türkiye’nin ekonomik büyümesinin krediler ve gayrimenkul sektörü tarafından körüklenmesi gerçeğiyle ilgili. Türkiye ekonomisinde, son 10 yılda, çok fazla verimlilik artışı olmadı. Teknolojik gelişme veya gayrimenkul sektörü dışında yatırım artışı yaşanmadı.”

Ekonomide ‘sert iniş’ riski olduğunu söyleyen Acemoğlu, şöyle devam ediyor:

“Bu senaryo, gayrimenkul ve inşaat sektörleri üzerinden, tüketimle körüklenen ve dış ticarete konu olmayan büyümenin yaşandığı gelişen ekonomileri gözlemleyenlerin çok aşina olduğu bir senaryodur. Bu şekilde bir büyümeyi daha sonra ani duruşlar izler. Bazen negatif büyüme ve bazen enflasyon, bazen bankacılık sektöründeki problemleri beraberinde getirir. Türkiye, ümit ediyorum ki, negatif büyümeyi, özellikle inşaat sektöründe birçok şirketin iflasını ve daha sonra bankacılık sektörüne ve ekonominin geri kalanına yayılan riskleri içeren sert inişten kaçınır. Ancak ‘sert inişi’ önlemek için gerekli olanı yaptığımızı düşünmüyorum.”

“Türkiye için ciddi riskler var” diyen Acemoğlu, “En yüksek enflasyon oranlarından birine ve cari işlemler açığında da en yüksek oranlardan birine sahip bulunuyoruz. Ama dediğim gibi, altta yatan yapısal problemlerden daha çok endişeliyim. Bir IMF programının yardımcı olabileceğini düşünüyorum, ama sadece kısa vadede değil orta vadede düşünmemiz gerekiyor” ifadesini kullanıyor.

Acemoğlu, özgürlüklerin Türkiye için ekonomiye de yön veren bir etken olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Demokrasi büyüme için faydalıdır. Siyasal özgürlüğü destekleyen siyasal kurumlar büyüme için faydalıdır. Bu, tabii ki siyasal özgürlük olmadan büyümeye sahip olamayacağınız anlamına gelmez. Çin bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Fakat bir bütün olarak, toplum baskıdan arındırılırsa, ifade özgürlüğü varsa, demokratik kontrol mekanizmaları söz konusuysa, Ekonomi güç ve çıkar çevreleri tarafından ele geçirilmemişse, büyüme teşvik edilir ve daha yüksek kaliteye ulaşır. Bu doğrultuda, basın özgürlüğünde geriye düşüş, yargı bağımsızlığının ve diğer kurumların bağımsızlığının azalması, insan haklarına getirilen sınırlamalar, sağlıklı ekonomik büyüme ihtimalini azaltacaktır.”