Depremde yeni sorular: Yapı denetimlerinde rant mı var, İzmir daha mı riskli? İstanbul için korkutan uyarı...

26 Eylül’de İstanbul’da yaşanan deprem sonrası, İstanbullular diken üstünde. Bir yanda DASK’a başvurular artarken, bir yandan hasar tespiti ve bina denetimleri sıklaşmış durumda. Ama herkesin aklındaki soru önlemler yeterli mi?

Evrensel’e konuşan ve Sakarya’da çalıştığı belirtilen bir inşaat mühendisi, ellerinde çekiçle hasar tespiti yaptıklarını ve çalışmaların yetersiz olduğunu söyledi.

 Evrensel’den Nafize Yaşar’ın konuştuğu mühendis şöyle konuştu:

“Hasar her zaman gözle görülmez aslında ama biz gözle inceliyoruz. Elimizde çekiç var. Dökülen, kırılan yerlerin derinliğine bakıyoruz. Çok detaylı bir çalışma değil, yüzeysel bir çalışma yapıyoruz. Çok ciddi çatlaklar, kırılmalar varsa tespit edip tahliye kararı veriyoruz. Ama binanın depreme dayanıklılığı ile ilgili risk analizi, karot alınarak, binadaki donatı durumuna bakılarak tespit edilir. Biz öyle bir tespit yapamıyoruz. Bir hasar yoksa binalarına baktırmalarını tavsiye ediyoruz. Yani risk analizi yaptırmalarını söylüyoruz. Binada mevcut durumda bir şey yoksa ‘Hasar yok denilip’ çıkılıyor. Sonraki depremde ne olacağını söylemiyoruz. Depremden sonra her gün 250-300 binayı inceledik, 18-20 ekip çalışıyor toplamda.”

Binasında hasar ya da risk tespit edilenlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenen lisanslı kuruluşlara ya da özel mühendislik bürolarına başvurmaları gerektiğini ancak bu işlemin ücretinin ortalama 4 bin TL olduğunu söyleyen mühendis, ekonomik nedenlerden dolayı bina sahiplerinin hasar tespiti yaptırmaktan kaçındığını belirtti.

Hasar tespitinin özel şirketler tarafından yapılmasının belli kesimlere yeni bir rant kapısı açtığını vurgulayan mühendis şöyle konuştu:

“Yapı denetimini yapan şirketin parasını müteahhitler ödüyor. Dolayısıyla, güvenilir değil. Çünkü bağımsız değil. Oysa yapı denetimcilere verilecek para bir fondan sağlanmalı. Yapı denetçileri ile müteahhitler arasında para ilişkisi olmamalı.”

Hasarlı raporu almak istemeyenlerin binanın riskli olmadığına dair rapor çıkarabildiğini, riskli binaların resmiyete dökülmeyip gizlenebildiğini söyleyen mühendis bunun nedenini şöyle açıkladı:

“Yüzde 70’i riskli binalardan oluşan bir şehirden bahsediyorum. Evini boşaltsa gideceği bina da aynı durumda. Nereye gidecek? Mevcut konutların en az yüzde 50’si yenilensin ki insanlar bir yerden başka bir yere gidebilsin. Eldeki yapılar sıkıntılı olduğu için, binası riskli de olsa çıkmak istemiyor.”

İstanbul depremiyle ilgili bir uyarı da Japonya’dan geldi. Patronlar Dünyası’nda yayınlanan habere göre Japonya Okinawa eyaleti Ryukyus Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Aydan, depremin Marmara Denizi içinde meydana gelmesinin İstanbul için bir şans olduğunu söyledi.

Türkiye'de ki yer kabuğu hareketleri düşünüldüğünde İstanbul bulunduğu kısım fayın taban bloğu, İstanbul taban bloğunda olduğunu belirten Aydan şöyle konuştu:

“ Tavan bloğunda ki yörelere göre mesela aynı bir depremde tavan bloğunda ki ivme taban bloğundan yüksek olacak. O yönden İstanbul biraz şanslı. Fakat İstanbul'da geçen gün meydana gelen depremin büyüklüğü orta büyüklükte, küçük bir deprem ve İstanbul'da eğer Marmara Denizi'nde bundan sonra bir deprem olgusu olacaksa iki tane parçanın kırılması söz konusu. Bu iki parça yekpare de kırılabilir. Eğer bu iki parça olarak kırılırsa depremin büyüklüğü 7.2 yekpare kırılırsa 7.4-7.5 civarında olabilir ve oluşturacağı İstanbul'da fayın kalıcı deformasyonuna bağlı ben pek bir hasar beklemiyorum.” 

İstanbul'da meydana gelen son depreme bakıldığı zaman 1999 depreminden ders alınmadığını ve üniversite, hastane binaları gibi yapıların zarar görmesinin kabullenilemez olduğunu belirterek “Türkiye olarak İstanbul bölgesi olarak depremlere karşı yapılarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Nasıl yönetmeliğimiz dünyanın en iyi yönetmeliklerinden bir tanesine sahip biz fakat bu yönetmeliği aynen kullanmalıyız” dedi.

30 yıl içerisinde Marmara Denizi'nde büyük bir depremin kaçınılmaz olarak göründüğünü de öne süren Aydan, İzmir’e de dikkat çekti:

“Marmara denizinde fay ve İstanbul'a 10-15, 20 kilometre uzaklıkta fakat İzmir'de aktif fayların durumuna bakıldığında İstanbul'dan çok daha riskli. Mesela İzmir'in içinden iki tane büyük fay geçiyor. Bunlardan bir tanesi Balçova fayı diğeri de Doğanbey fayı ve bu Balçova fayı 6.8 civarında Doğanbey fayı da yaklaşık 7 büyüklüğünde bir deprem meydana getirme ihtimali yüksek.” 

Politik Yol’a konuşan Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Doç. Dr. Bülent Özmen ise, siyasilere ‘önce insan hayatı’ uyarısı yaptı:

“Çok önemli bir uyarıcı deprem olarak gördüğümüz 5.8’lik Silivri – İstanbul depremin ardından yapılması gereken salim bir kafayla, siyasi ön yargılardan kurtularak gördüğümüz aksaklıkları, eksiklikleri süratli bir şekilde tespit etmek ve başta İstanbul olmak üzere Türkiye’yi depreme hazır hale getirmek.”

İstanbul’daki durumun tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile ortaya konulması gerektiğini söyleyen Özmen’in işaret ettiği noktalar ise şöyle:

“Yapı stokunun ne kadar olduğuna dair bir bilgi yok elimizde.  Yani kaçı betonarme, kaçı yığma, kaçı kagir, kaçı ahşap, bunlar kaç katlı, yapım yılları ne? Çok sağlıklı ve detaylı yapı envanterinin ve bunların üzerinde durduğu zemin özelliklerinin ortaya çıkartılması lazım. Zemin ve bina özelliklerinin ortaya çıkartılmasının ardından hızlı bir şekilde riskli bina ve riskli zemin ve alanların belirlenmesi gerekir. Öncelik sırası dahilinde en riskli ve en önemli bina ve yerlerden başlanarak güçlendirme çalışmalarının yapılması gerekiyor. Depremle mücadele aslında yerelden başlar. Bu nedenle yerel yönetimlere deprem risklerinin azaltılması konusunda çok daha fazla görev ve yetkinin verilmesi gerekir.”

Her ailenin kendi deprem planını yapması gerektiğini de belirten bunları da şöyle sıralıyor:

“Evin en güvenli yeri neresidir? Deprem olduğu anda nerede ve nasıl saklanmalıyım? Deprem sonrasında neler yapmalıyım? Bunların tespit edilmesi ve tatbik edilmesi gerekir. Tatbikatı ne kadar çok yaparsanız o kadar tecrübe edinirsiniz ve panik halinde iken en doğru davranışı gösterme olasılığınız oldukça yükselir böylece. Evinizde devrilince size zarar verme ihtimali olan eşyalar varsa bunları sabitlememiz lazım. Özellikle ilkyardım ve yangın konusunda eğitim almamız lazım. Büyük bir deprem olduğunda görevli ekiplerinin size ilk etapta yetişmesi mümkün değil. Belki ilk 72 saat hiç yardım gelmeyecek. Bu nedenle herkes ne yapması gerektiğini bilmeli.”

Kamuoyunda yapılan tartışmaların aksine, geçici barınma alanlarının toplanma alanlarından daha önemli olduğuna dikkat çeken Özmen “Geçici barınma alanları konutu afet ve acil durum nedeniyle kullanılamaz hale gelen veya konutun kullanılmasının riskli olması sebebiyle açıkta kalan afetzedeler ile tahliyeye tabi olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde münferit veya toplu halde geçici olarak barınmalarının sağlanması şeklinde tanımlanmaktadır. Bence asıl üzerinde durulması gereken konu bu aslında. Geçici barınma alanları her ne hikmetse yeterince sorgulanmıyor veya ilgi çekmiyor” diye konuştu.