Öncekilerin aynısı: Galatasaray-Fenerbahçe derbisi üzerine...

Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin öncesinde bir analiz yazısı yazmıştık. O yazıda beklentimiz düşük skorlu bir karşılaşmaydı. Beklentimizin temellerini iki takımın güncel durumuna ama en çok da iki takım arasında oynanan son maçlara dayandırmıştık. Yanılmadık. İki takım arasında oynanan son 16 maçtaki beşinci 0-0’lık 90 dakikayı izledik. Beş tane de 1-0 kenarda duruyor.

Futbolda bir maçın 0-0 bitmesi, karşılaşmanın sıkıcı ve keyifsiz olduğunu göstermez. Birçok futbolseverin tadını kaçıran bir skor olsa da bazı 0-0’lar oldukça çekişmeli ve mücadelecidir. Bazen 0-0’ın nedeni iki takımın da kusursuz oynaması ve rakibine açık vermemesidir. Bu kusursuzluğu izlemek de büyük keyiftir. Fakat hem geçen Cumartesi hem de son dönemde izlediğimiz 0-0’lık Galatasaray – Fenerbahçe maçlarını bu ‘kusursuz’ yapıyla açıklayamayız. Özellikle bu haftaki; iki takımın da yenilmemek istemesiyle ve kaybetme korkusuyla alakalıydı.

Bir zamanlar derbiler aldatıcıydı. Sezonu kötü geçiren takım derbiye kazanırsa her şeyi unutturabilirdi. Esasında çok doğru bir model değildi ama bugünlerin bakış açısından daha anlamlı. En azından tek bir maç olsa da; sahada kazanmak isteyen takımlar görebiliyorduk. Son yıllarda ise sezonun tamamını kurtaran bir derbi yok ortalıkta. Bir kurtarma sınavından ziyade, sezon içindeki sürpriz sözlüye döndü. Derbiyi kaybedeni o hafta fırtınalı bir süreç bekleyecek. O yüzden kimse sezonun ufak bir bölümünü kapsayan ama sezonun tamamını etkileyen bu derbiden yenilerek çıkmak istemiyor.

Ersun Yanal da Fatih Terim de bu anlayışa uygun hareket etti. Terim taraftar nezdinde ne kadar sonsuz krediye sahip olsa da, TT Arena’da bir Fenerbahçe yenilgisini onun tahtında ufak bir sallantıya neden olabilirdi. Hatta 0-0 biten maç bile ufak homurdanmaları ortaya çıkardı. Ersun Yanal’ın durumu ise daha zordu. Sezona iyi başlasa da o halen kendisini; daha doğrusu oyununu camiaya kabul ettiremedi. 

Galatasaray'a yenilmek sezonun yeni yeni yeşeren umutlarını yıkıma uğratabilirdi.
O nedenle özellikle Ersun Yanal’ın beraberliği düşündüğünü çok net gördük. Çıkardığı kadro bu anlayışa yardım ediyordu. Yanal’ı korkaklıkla suçlamak haksızlık olur. Zira savunma kurgusunda sorunlar yaşarken, kaliteli oyunculara sahip Galatasaray’ı durduracak bir 11 tercihi mantıklıydı.

Fakat maç başladıktan sonra gördük ki; Galatasaray’ın kaliteli oyuncularını durdurmak için ‘doğru 11’e ihtiyaç yokmuş. Zaten Galatasaray kendini durdurmak için yeterli çabayı sarf ediyor. Yine temposuz, plansız bir Galatasaray sahadaydı. Sarı-Kırmızılı takım bu sezon pasa dayalı bir futbol oynamak istiyor. Belki de tempo yapamayan yaşlı oyuncu grubu nedeniyle bu tarza daha ağırlık veriliyor. Fakat Galatasaray kaliteli bir pas organizasyonu da yapamıyor. Büyük para ve büyük çabalarla getirilen Radamel Falcao’ya top getirecek bir oyun kurulamadı. İnsan ister istemez “Eren Derdiyok’un günahı neydi?” diye soruyor. Geçen sezonun ilk yarısında sarı-kırmızılı formayı giyen gurbetçi santrfor, adeta günah keçisi ilan edilmişti. Sanki Galatasaray her maç onlarca pozisyona giriyordu da Eren golleri kaçırıyordu. Oysa Eren de Diagne de tıpkı Falcao gibi benzer sorunlar yaşadı. Muhakkak Kolombiyalı, iki oyuncudan da daha kaliteli bir isim. Fakat Galatasaray’ın şu anki oyun yapısı onun meziyetlerini göstermesi için yetersiz.

Andone, Malatya deplasmanında takımının eksiklerini anlamış gibiydi. İlk 60 dakikada bekleneni veremeyen Rumen futbolcu daha sonra ya savunmadan aldığı toplarla rakip yarı sahaya kendi gitmeye karar verdi ya da pres yaparak topu rakipten almayı denedi. Çünkü başka türlüsü olacak gibi değildi.

Bu anlamda Fenerbahçe’nin elinde kıymetli bir elmas var. Vedat Muriç, Fenerbahçe’nin tüm sorunlarını tek başına örtüyor. Takım organize olamıyorsa kaosu anlamlandırıyor, partnerleri etkili günlerindeyse onlara yardımcı oluyor. Savunma oyun kuramıyorsa yüksek topları indiriyor, nokta atış gerekiyorsa gerçek bir 9 numaraya dönüşüyor. Vedat şu an çok formda. İleride ne olur belli olmaz ama Falcao’dan daha ucuz olduğunu da biliyoruz. Belki de bu durağan Galatasaray’a yüksek enerji katabilir ve maliyetinin daha fazlasını kazandırabilirdi.

Derbiyi değerlendirecektik ama oyuncu profillerine girmek zorunda kaldık. Zaten derbide de konuşulacak bir durum yoktu. Sıkıcı, keyifsiz, akmayan, izleyeni heyecanlandırmayan bir 90 dakika izledik. Cüneyt Çakır’ın kararlarını eleştirmek niyetimiz değil ancak onun anlayışı da bu keyifsizliğe katkı verdi. Devamlı düdük çalan, faullerde hemen oyunu durduran Çakır, futbolcuların ve teknik heyetin ekmeğine yağ sürdü. Onunla beraber, futbolcular ve teknik direktörler; sahadaki tüm aktörler ise keyfimize limon sıktı.

En azından kavgasız, gürültüsüz, kırmızı kartsız, gerilimden uzak bir derbi izledik. Bu da bir kazançtır…


© Ahval Türkçe,

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.