Peker'in işaret ettiği, Ağar ve Çiller'in adının geçtiği Frankfurt Davası

Organize suç çetesi lideri Sedat Peker'in videolarında bahsettiği derin devlet - mafya ve siyaset üçgenine dair kimi ipuçları geçmişte yer alıyor.

Peker'in videolarına cevaben çıktığı bir televizyon kanalında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Almanya‘nın derin devleti güçlüdür, dünyanın derin devleti en güçlü olan yeri. Türkiye uyuşturucu ticaretinden suçlandı. Biz şimdi neyle suçlanıyoruz? Bunun bir operasyon olduğunu biliyorum. Bunun sadece ucuz bir eleman tarafından gerçekleştirildiğinin, bunun sistematik bir şekilde sürdürülebilir olduğunu görüyorum" dedi. Ne var ki konuyu bilenler için Soylu'nun bahsettiği Frankfurt Davası, Peker'in iddialarını kanıtlar nitelikte.

DW Türkçe'den Elmas Topçu'nun haberine göre, Frankfurt'taki davada hakimler Türkiye'deki derin devlet- mafya ilişkilerine işaret ettiler.

Hukukçu Turgut Kazan, eski içişleri bakanı ve emniyet genel müdürü Mehmet Ağar'ın "Ben alnı açık gezerim. Böyle olduğumu devlet de, millet de bilir. Benden, ehli namus olan, ehli vatan olan kimse şikayetçi olmaz" sözleriyle ilgili olarak, Ağar'ın akıl almaz bir yöntemle aklandığı yorumuyla tepki gösterdi.

Twitter hesabından yaptığı açıklamada Kazan "96 yılının sonlarıydı. Mesut Yılmaz meclis araştırma komisyonuna inanılmaz iki video sunacağını açıkladı. Frankfurt Eyalet Mahkemesinin üç eroin kaçakçısıyla ilgili delilleri ortaya saçıldı. Böylece Ağar'ın durumu tartışmaya açıldı. Dokunulmazlığı kaldırıldı. AYM de itirazını reddetti" dedi.

1997 yılında Frankfurt Eyalet Mahkemesi 17'nci Ağır Ceza'da görülen davada biri Türk, biri Türkiye kökenli Belçika vatandaşı, diğeri de İtalyan olmak üzere üç uyuşturucu kaçakçısına 4 yıl 11 ay ile 9 yıl arasında hapis cezaları aldı. Gerekçeli kararda ise Türkiye'ye yönelik suçlamalar dile getirildi:

"Kapsamlı soruşturmalar sonucu Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığının Şenoğlu ve Baybaşin adlı iki aile tarafından yapıldığı, bu ailelerin İstanbul'dan Avrupa'ya eroin kaçırdıkları ve her iki ailenin Türkiye'de hükümet çevreleri ile Dışişleri Bakanı Tansu Çiller'e ve PKK'ya büyük etki edebildikleri"

7'nci Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Rolf Schwalbe, "Türkiye'den Avrupa'ya eroin kaçakçılığının Şenoğlu ve Baybaşin aileleri tarafından yapıldığını, bu ailelerin uyuşturucu işlerinin Türk hükümeti tarafından da korunup, kollandığını" ileri sürdü ve "Her iki ailenin hükümet ile mükemmel bağlantıları var, bir kadın bakan ile de kişisel ilişkileri mevcut" diye konuştu. Soru üzerine ise söz konusu bakanının Tansu Çiller olduğunu söyledi.

Mahkemenin raportörü Dox Veveling de kararın, Aşağı Saksonya Eyaleti'nde yürütülen kapsamlı soruşturmaya dayandırıldığını vurguladı.

Açıklamalar sonrası Bonn'da görev yapan dönemin Büyükelçisi Volkan Bozkır olayı "skandal" diye nitelendirirken, dönemin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Onur Öymen de "Türkiye'nin ulusal gururunun zedelendiği" açıklamasını yaptı. Almanya'ya da nota verildi.

Almanya kamuoyunu da epeyce meşgul eden Frankfurt‘taki dava sonrası konuyla ilgili ilk soru önergesini 11 Mart 1997'de milletvekili Ulla Jelpke verdi.

Önergede Tansu ve Özer Çiller'in uyuşturucu, silah ve nükleer madde kaçakçılığıyla bağlantısı olup olmadığının sorulmasından Mehmet Ağar ve Susurluk kazasına, Abdullah Çatlı'nın ülkücüler ile ilişkisi ve yaptığı uyuşturucu kaçakçılığına yönelik toplam 31 soru yer aldı.

Jelpke, Elmas Topçu'ya yaptığı açıklamada Türkiye'yi hala yakından izlediğini, Peker'in videolarından haberdar olduğunu ifade etti. Alman siyasetçi, Peker'in söylediklerinde yeni bir şey olmadığını ve Türkiyeli gazetecilerin yıllardır bu konuları yazdıklarını da belirtti.

Jelpke'nin verdiği önergenin başında o dönem Avrupa'nın Escobar'ı diye nitelenen Hüseyin Baybaşin'in açıklamaları yer alıyordu. Baybaşin, 27 Aralık 1996 tarihinde Hürriyet gazetesine verdiği söyleşide polis araçlarında yolculuk ettiğini ve polis kimliği olduğunu belirtiyordu. Devamlı emniyet adına kayıtlı silah da bulabildiğini, bunları Mehmet Ağar'dan aldığını belirten Baybaşin, Ağar'ın sağladığı kimliklerin kendi adına olduğunu ve kendi fotoğrafının yer aldığını öne sürüyordu. "İsteğimiz üzerine Ağar böylesi kimlikleri çok kişiye temin etti. 1980 sonrası hep bu kimliklerle dolaştım" sözleriyle olaylara ışık tutuyordu.

Haberin detayına buradan ulaşabilirsiniz