Bugün Elazığ Buğday Meydanı'nın Kerbela olduğu gün...

15 Kasım 1937 tarihi, Dersimliler için bir kara tarihtir. Seyid Rıza ve altı yol arkadaşı (biri oğlu), 15 Kasım’da, Elazığ Buğday Meydanı'nda asıldı.

Seyid Rıza’nın son isteği olan ‘’Beni oğlumdan önce asın’’ talebi kabul edilmedi ve babanın gözleri önünde oğlu asıldı. Seyid Rıza ise celladı bir kenara itip, idam sehpasına çıkıp, gecenin sessizliğiyle dolu meydana, ‘‘Kerbela evladıyız, hatasızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir’’ diye haykırarak infazını kendisi gerçekleştirdi. Mezar yeri, türbe olmasın diye hâlâ gizli tutuluyor. 

Seyid Rıza’nın Kızı Leya Ağar’ın o günleri şöyle anlatıyor:

"Devlet babama bir bavulla birlikte bir de kâğıt göndermişti. Kâğıtta, “Yumağını çöz, çocuklarını bu bavula koy. Deşt’e uçak indireceğiz ve sizi dosdoğru Ankara’ya götüreceğiz diye yazmışlardı. Babam kabul etmedi. “Ben rüyamı gördüm! Rüyamda ben ölüyorum Atatürk ise başımı okşuyor. Elini ittim, dedim: Sen, Selanik’ten benim canımı almak için mi geldin? Küçücük masumları kayalardan atıp, Alevilerin kökünü mü kazıyacaksın? Ben o masumların davasını sürüyorum. Bu dava Kerbela’ya varır. Ben Atatürk’ün tek lokmasını yemem” dedi. O bavulu bizimle birlikte Laçinan deresine getirdi ve orada yaktı.’’

"Derken önce ağır makineli tüfek ateşe başladı, “Şak, şak, şak, şak!” biraz ateş ettikten sonra baktılar ki kurşun dereyi almıyor, bu kez de başka bir silahla ateş etiler. O silahın ardından bomba atmaya başladılar. Bombalar gelip yanımıza düşüyordu. Yumuşak toprağa isabet eden bombalar patlamıyordu; fakat sert toprağa isabet eden bombalar öyle bir patlıyordu ki toprak havaya serpiliyor ve dere bomba sesi ile inliyordu. Bombalar da işe yaramadı. Biz orada bekliyoruz. Sonra değişik kurşunlar vardı. Artık beşli midir, ağır makineli midir, bilemiyorum. Yeniden ateş başladı, “Şak, şak, şak, şak!” O ateşten sonra herkes bağırıp çağırmaya başladı. “Vay! Vay anam! Vay babam!” dediler ve yuvarlanıp düştüler. İşte, ondan sonra herkesin sesi kesildi. Kimseden ses çıkmadı. Sonrasını bilmiyorum, neydi? Çocukların üzerinde mavi bir boya vardı. Çocuklar masmaviydi. Üç gün boyunca cesetlerin altında kaldım. Tanrım! Uyandığımda “anne!” diye bağırıp çağırıyorum fakat kımıldayamıyorum. Annemin üstüne üç, dört kadın düşmüş. Ölmüşler! Deredir! Taş kesilmişler, nasıl kımıldayabilirim ki? Gücüm mü var? Orada bağırıp çağırdım ve öylece kaldım. Nasıl olmuşsa uyuya kalmışım, hatırlamıyorum.’’

***

Dersim, I. Meclis’e altı vekil gönderir. Bunlar Mustafa Zeki Bey Saltık, Hasan Hayri Kango, Ahmet Ramiz Tan, Abdülhak Tevfik Gençtürk, Diyap Ağa Yıldırım ve Mustafa Öztürk. Ancak Seyid Rıza milletvekilliği istemez.

Hasan Hayri Bey 23 Kasım 1925’te Şeyh Said hareketine destek verdiği gerekçesiyle Elazığ’da idam edilir. 1933 yılında, devlet, Rayberê Qop’u kullandığı bir planla, Seyid Rıza’nın oğlu Baba İbrahim’i, Hozat’ta yaptığı resmi görüşmeler dönüşünde öldürtür. Seyid Rıza, devlete yazdığı bir
mektupta, cinayeti Hozat Kaymakamının organize ettiğini ima eder.

21 Mart 1937 tarihinde, Haydaran ve Demananlar tarafından yapılan Pax köprüsü baskınından sonra, içinde Seyid Rıza’nın da olduğu yedi aşiret lideri, askeri harekete karşı durmak için, Halvori’de Munzur suyu üzerinde yemin ederler.
26 Nisan 1937 tarihinde öncelikle Seyid Rıza’nın yaşadığı bölge bombalanır. Seyid Rıza kendi bölgesini terk ederek, Laçinan bölgesindeki Bırdo ormanlarına sığınır.

Ancak ihbar edilir ve 17 Ağustos 1937 tarihinde eşi çocukları ve torunlarıyla birlikte toplam 30 kişi katledilir. Seyid Rıza ve üç arkadaşı olay yerinde olmadığı için kurtulur.

T.C. Genel Kurmay belgelerine göre Seyid Rıza, 10 Eylül 1937 tarihinde, gece saat 22 sularında, silahsız ve iki arkadaşıyla beraber, Erzincan jandarmasına teslim olur. Devlet kaynakları Seyid Rıza’nın teslim olduğunu söylese de yerel kaynaklar, Erzincan valisinin görüşme talebine istinaden Dersim dışına çıktığını ve yanında da Hemê Boği ve Rızê Berti’nin olduğu söylenir.

Eylül 1937’de başlayan göstermelik yargılama sonucu Seyid Rıza ve altı yol arkadaşına idam cezası verilir. 15 Kasım 1937’de de idamlar Elazığ Buğday Meydanında infaz edilir. 

Seyit Rıza ihanet zincirinin son halkasında idam olacağı kesinleşince, kendisine sorulan son isteğine istinaden ‘’Kırk liram ve saatim var. Onu oğluma verin’’ dedi. Oğlunu da asacaklarını söylediklerinde ‘’Hiç olmazsa beni oğlumdan önce asın’’ der. Ama oğlu gözünün önünde infaz edilir. İhsan Sabri Çağlayangil'in tanıklığına göre Seyid Rıza, idam sehpasına çıkarken ‘celladı bir kenara itip, boş olan meydan insanlarla doluymuşçasına, Kerbela evladıyız, hatasızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir diye haykırdığını ve infazını kendisi gerçekleştirdiğini’ anlatır.

Anlatılanlara göre; Seyit Rıza'nın idam için yaşı büyük, oğlunun ise küçüktü. Bu gerçeği değiştirmek için Dersim’in Muhundu bölgesinden getirilen Sey Uşen (Hüseyin Doğan), Seyit Rıza'nın yaşının tespitine tanıklık etti. Seyit Rıza’nın 78 olan yaşı 54’e tanık beyanı ile düşürüldü. Seyit Rıza’nın kendisi ile beraber yargılanan oğlu ise aynı gece hastaneden alınarak getirildiği mahkemede, 17 olan yaşı, aynı tanığın beyanı ile 21’e çıkartıldı. Muhundulu Sey Uşen bu ihanetine karşılık devletten 20 altın, bağışlanmış bir yaşam ve daha da acısı Bursa’da bir yerleşke edindi. 

İçişleri eski Bakanlarından Şükrü Kaya 18 Kasım 1931 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’ye bir rapor sunar. Raporda, Seyid Rıza için ‘’Bu adam, kesin önlem alınmazsa, geleceğin, Dersim için hazırlanmış şefidir’’ der. Seyid Rıza’nın liderlik vasıflarını keşfeden Kaya, önlem alınması gerektiğini düşünür.

Devlet uzun yıllar Seyid Rıza’yı izler. Onun Dersim toplumu üzerindeki etkisini tartar. Teklif edilen milletvekilliğini dahi geri çeviren bu adam, hem Dersim’de hem de Kürdistan’da ilgi odağı olmaya devam eder. Devletin bazı gizli belgelerine göre, Seyid Rıza, başkanlığını ünlü aydın Celadet Bedirhan’ın yaptığı ve Suriye’de kurulmuş olan Xoybun örgütüne de üyedir. Şair Osman Sebri, Celadet Bedirhan’ın kaleme aldığı (1926 yılı) ve Seyid Rıza’ya iletilmesini istediği bir mektupta, Xoybun’un, örgütlenmekte olan Ağrı Dağı İsyanıyla ilgili fikir sorduğunu yazar.

***

Seyid Rıza'nın ölümünden önce İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı bir mektup yıllar sonra ortaya çıkar. Mektup şöyledir:

Dersim-Kürdistan
30 Temmuz 1937
İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na
Sayın Bakan,
Yıllardan beri, Türk hükümeti Kürd halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürd dilinin gazete ve yayınlarını yasaklayarak, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına, zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir.
Son olarak Türk hükümeti, kendisiyle yapılan bir anlaşma sonucu, bu baskılardan arındırılmış, Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır. Bu olay karşısında, Kürdler göçün uzak yollarında can vermek yerine, kendilerini korumak için,
1930’da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi, silahlara sarıldılar. Üç aydan beri ülkemde, tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Savaş olanaklarının eşitsizliğine ve bombardıman uçaklarının, yangın bombalarının, boğucu
gazların kullanılmasına rağmen, ben ve yurttaşlarım, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direnişimiz karşısında, Türk uçakları kasabaları bombalıyor, yakıyor.
(...)
Zindanlar yumuşak başlı Kürd halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. (...) üç milyon Kürd, benim sesimden Ekselanslarına sesleniyor ve bu hükümetimizin yüksek manevi etkisinden Kürd halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.
Dersim Generali
Seyid Rıza


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.