DEVA ve demokratlık

Gelecek, Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun önderliğinde koşaradım siyaset sahnesine gelirken DEVA’nın ilerleyişi daha temkinli.

Geçen gün, ismi “ekonomi yönetimi” ile özdeşleşen DEVA Genel Başkanı Ali Babacan’ı İsmail Küçükkaya’nın Fox’taki programında izledim.

Kim ne derse desin, Babacan’ın ekonominin dümeninde olduğu dönem birçok başarı hikâyesini beraberinde getirmişti.

Nasıl bir eşyanın değeri kaybedildikten sonra daha iyi anlaşılırsa, Babacan’ın değeri de ayrıldıktan sonra anlaşıldı.

Zihniyetin nihai göstergesi olan dolar kuru ve işsizlik oranı, ipinden kurtulan balon gibi yükseldikçe yükseliyor.

O dönemki başarı, Babacan’ın başarısından çok, piyasada bol dolayısıyla da ucuza bulunan dolarla açıklanmıştı.

Ali Babacan o dönemle bugünü mukayese ederken çarpıcı rakamlar ortaya koydu.

Doların bol olduğunun iddia edildiği dönemde FED’in hacmi 900 milyar dolarmış, bugünse FED’in hacmi sekiz kat büyüyerek 7 trilyon dolara ulaşmış.

Dolayısıyla, para bugün onbeş sene öncesine göre çok daha bol -buna borçlanırken ödenen faizin düşüklüğü gibi yan etkenleri de ekleyebiliriz.

Ama küresel piyadaki olumlu gelişmelerden maalesef eskisi gibi yararlanamıyoruz.

Fox’taki programda Babacan sürekli demokrasi, ekonomi ve hukuk üçgeninin sağlamlaştırılmasının altını çizdi.

Bu üçlü sağlamlaştırılabilse en başta dışardan gelecek doğrudan ya da dolaylı sermaye artacak, bu da hepimizin yaşam kalitesini yükseltecek.

Basın özgürlüğü bu sağlamlaştırmanın olmazsa olmaz ayaklarından biri, ama şeffaflık, hesap verilebilirlik, kamu bütçesinin verimli kullanılması, özel mülkiyetin dokunulmazlığı, hukukun üstünlüğü de yine bu ayaklardan bazıları…

Babacan bu konularda güven veren bir tavra sahipti.

Geçen hafta izlediğim bir başka DEVA’lı isimse Mustafa Yeneroğlu oldu.

Murat Sabuncu’nun T24’teki programına katılan Yeneroğlu, 6-8 Ekim’den HDP operasyonlarına, Osman Kavala’dan FETÖ’ye, Mümtaz’er Türköne’nin tahliyesine bütün konulara “radikal demokrat” bir yerden yaklaştı.

Dosyalara oldukça hakimdi mesela, Murat Sabuncu’nun sorduğu sorulan tamamını dosyaların içeriğine değinerek yanıtladı, “Osman Kavala’nın suçsuzluğundan adım gibi eminim,” dedi, Ayhan Bilgen için de benzer sözleri sarf etmekten çekinmedi.

Bunları yaparken muhalefeti eleştirmekten de geri duramadı, özeleştirisiyle, söyledikleriyle, Türkiye’nin önüne gerçek manada demokrat bir gelecek tahayyülü çizdi.

Ama en önemsediğim sözü bunlar değildi.

Mümtaz’er Türköne’nin tahliyesinden konuşulurken, evvela “tahliye edilebilmenin gerekli şartı” olarak bir tanıdık, dayı ya da ahbap olmasının korkunçluğunu belirtti ki yüzde yüz hemfikirim.

Saniyen, bu konulara isimler değil ilkeler üzerinden yaklaşmak gerekiyor.

Yeneroğlu’nun da programda söylediği gibi, Mümtaz’er Türköne’yi terör örgütü mensubu gibi göstermenin, bir profesörden hücreevinde yaşayan eli silahlı bir militan çıkarmanın son derece abes, yanlış ve hukuksuz bir tavır olduğunu düşünüyorum.

Mümtaz’er Türköne’nin tahliye edilmesine en az Devlet Bahçeli kadar sevindim, belki daha çok sevindiğimi bile iddia edebilirim.
Bununla birlikte, Mümtaz’er Hoca’nın “demokrasi kahramanı” falan olduğunu da hiç düşünmüyorum, fikirlerinin birçoğuna da sonuna kadar karşıyım.

Gene de, Mümtaz’er Türköne’nin bunca seneyi hapiste geçirmesine sebep olan suçu ben hiç anlayamamıştım.

Yeneroğlu’nu dinleyince, kendisinin de anlayamadığını öğrendim.

Ama demokrat tavır tam bu noktada başlıyor işte, benim-senin diye ayırmadan, ilkeler üstünden demokrasiyi, insan haklarını, basın özgürlüğünü savunmak, bunu yaparken de darbeciliğe ve belli odakların desteğini arkasına alarak hukuk dışına savrulanlara karşı çıkmak.

Ali Babacan’la Mustafa Yeneroğlu katıldıkları programlarda bilgili ve demokrat birer portre çizdiler.

DEVA, şu âna kadar, yapılan hukuksuz operasyonların kimi muhatap aldığını ayırt etmeden, daha sonra işime yarar mı diye düşünmeden karşı çıkıyor.

Partinin kurucularından, aynı zamanda Serbestiyet’te de yazıları yayımlanan Gülçin Avşar’ın “sabitlenmiş tweet”i olduğumuz yeri göstermesi açısından üzücüyse de, DEVA’nın demokrasiyi savunan tavrını göstermesi açısından bir o kadar umut verici.

“En basit seviyeden başlamamız gerekiyor: Hukuk iyidir. Herkese lazımdır. Haklarımız vardır. Barış güzeldir. Devlet, toplum sözleşmesinin tarafıdır.”

Son yıllara bakıp muhafazakârların siyasetinden rahatsızlık duyanların büyük çoğunluğu bu seviyenin hayli uzağındalar.
Hukuku savunan herkesin birarada bulunmasına ihtiyacımız var.

Sadece birarada olursak güçlüyüz çünkü.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.