Maya Arakon
Oca 26 2018

Dindar nesillere ayrılan bütçe

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "dindar ve kindar nesil" yetiştirme arzusu artık bütün ülkece bilinen ve milli bir proje olarak benimsenmiş bir ülkü halini aldı.

2017-2018 ders yılının açılışında Cumhurbaşkanı da kendi mezun olduğu İmam Hatip lisesini ziyaret ederek yeni öğretim yılını açarken, milli eğitimin gelecek çizgisinin de ne yönde olacağının işaretini vermiş oldu.

Nitekim yeni adı Recep Tayyip Erdoğan İmam Hatip Lisesi olan okula yeniden yaplanma için yapılan yardım 11 milyon doları buldu.

Eğitimin amacının kendi tarihi, kültürü ve değerlerine saygılı dindar nesiller yetiştirmek olduğunu her fırsatta dile getiren Cumhurbaşkanı, yaratmayı amaçladığı yeni nesil ve millet konseptinin tam merkezine din öğesini yerleştirmek yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.

Bu amaçla da din eğitimi ve imam hatiplere aktarılan paralar milyon dolarlarla ölçülüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi 2018’de, geçen yıla göre 7 milyar TL artarak 92 milyar 528 milyon TL olurken Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün payındaki artış yüzde 68’e fırlamış durumda.

Dini eğitim için belirlenen 6.7 milyar TL’lik ödeneğin 6.6 milyar lirası imam hatip okulları için kullanılacak. Bu da bütün ortaöğrenim toplam bütçesinin dörtte birine denk.

Türkiye'deki 645bin İmam Hatip öğrencisi, toplam öğrenci sayısının ancak %11'ini oluştursa da bütçeden %23 pay alıyor; bu da düz liselerde öğrenci başına yapılan harcamanın iki katı.

İmam Hatip okullarının 10-14 yaş öğrenci grubuna da eğitim vermeye başladığı 2012 yılından bu yana toplam öğrenci sayısı 4000 okulda 1.3 milyonu buldu.

Hükümet 2018 yılı içinde 128 yeni imam hatip okulunun daha inşasını tamamlamayı amaçlıyor. Bunun yanı sıra düz liselerdeki din dersi saatlerinin artırıldığı ve hatta bazı düz liselerin geceden sabaha imam hatipe çevirildiği de bilinen bir gerçek.

Hükümet ayrıca 2018 yılında imam hatip okullarında öğrenci başına 12.500 lira harcama bütçesi belirlemişken meslek liseleri için bu rakam 7000 lira, düz liseler içinse yaklaşık 6000 lira olarak belirlenmiş.

Bütün bu yatırıma rağmen, imam hatip liselerinin başarısı düz liselerin gerisinde kalıyor. İmam hatip mezunlarının sadece %18'i geçtiğimiz yıl üniversite sınavında başarılı olmuş.

Düz lise mezunlarında bu oran %35, özel okullarda %45. Ayrıca OECD'nin 2016 verilerine göre imam hatip mezunlarının başarı seviyesi Türkiye ortalamasının çok altında kalmış. Hükümet yetkilileri ise bu konudaki soruları ısrarla yanıtsız bırakmaya devam ediyor.

İmam hatip okullarının sayısındaki artışa rağmen bu okullara giden öğrenci sayısında son yıllarda hafif bir düşüş yaşanmakta.

Her ne kadar muhalefet partileri bunun üniversite sınavındaki başarısızlıktan kaynaklandığını iddia etse de, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, 2017-2018 eğitim yılında imam hatiplerin kontenjanının %84'ünün dolduğunu söylüyor.

İmam hatip liselerini savunanlar, imam hatiplerin sayısındaki bu artışı "Kemalist baskı rejimine tepki"yle açıklıyor.

Özellikle 28 Şubat döneminde ordu tarafından gerçekleştirilen büyük baskı ve sindirme politikaları yüzünden çocuklarını imam hatipe gönderememiş olmaktan yakınan dindar kesim, bugün bu yasakların rövanşını hızla almaya başlamış durumda.

"Müslümanlar nihayet kendi ülkelerinde rahat bir nefes almaya başladılar. Bu da son 15 yıldır iktidarda olan bu hükümetin Müslümanlara saygı göstermesi sayesinde oldu" diyor Müslüman işadamı Hanefi Gündoğan.

Bununla beraber İmam hatip lisesi mezunlar derneği genel sekreteri Halit Bekiroğlu, imam  hatiplerdeki bu artışı laik baskılara tepkiden ziyade Türkiye toplumunun Müslüman muhafazakâr yapısıyla açıklayarak, daha önce Batı değerlerine maruz bırakılmış eğitim sisteminin şimdi kendi özüne dönmekte olduğunu savunuyor.

"Modernleşme ve Batılılaşma sağlıklı bir biçimde yapılmadı. Yüzeysel, formalist, sert ve kopyala-yapıştır yöntemiyle uygulandı ve bu da toplumun sosyolojisiyle uyumlu değildi" diyen Bekiroğlu, ailelerin çocuklarını kendi dindar değerlerine göre yetiştirmek istediğinin altını çizerek "bu okullar çocuklara öyle bir ahlâk anlayışı aşılıyor ki, ağaçtan sarkan elmayı bile koparmayacak çocuklar yetişiyor" diye ekliyor.

Buna karşın bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Eğitim Reformu Girişimi'nin direktörü Batuhan Aydagül ise "eğitimde milli ve yerli bir kimlik oluşturulmaya çalışıldığı" düşüncesinde.

İmam hatip lisesinde zorunlu din eğitimi yapıldığını ve bunun Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Türkiye’nin anayasasına aykırı olduğunu ifade eden Aydagül, "Bir çocuk bile bugün Türkiye’de kendisi ve ailesinin rızası dışında din eğitimi alıyorsa bu çok açık ve net bir insan hakları ihlalidir. " diyor.

Eğitime en büyük darbenin 1973'te 8 yıllık eğitimin kaldırılıp 5 yıllık eğitimin getirilmesi olduğunu söyleyen Batuhan Aydagül, "O dönemden başlayan eğitimde bir Türk-İslam sentezi durumu var.

Sonucu da Milli Eğitim’in içinde muazzam bir Türk-İslam kadrolaşması. Türk-İslam sentezinde denge iktidardan iktidara değişiyor. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini ülkeye armağan eden 12 Eylül darbesi.

Milli Güvenlik dersini armağan eden de 12 Eylül darbesi. Milli Güvenlik gitti ama zorunlu din dersi duruyor." diye ekliyor.

Türk-İslam sentezi etrafında yeniden şekillendirilen millli eğitim müfredatı da her sene evrensel bilgiden biraz daha uzaklaşıyor. Son olarak Darwin'in Evrim Teorisinin de müfredattan çıkarılması ve din derslerinin saatlerinin düz liselerde de artırılmasıyla, hedeflenen dindar nesil projesinin sadece İmam hatiplerle sınırlı kalmayacağı da anlaşılmış oluyor.

Düz liselerin bir gecede İmam hatiplere çevirilmesi ve çevirilmeyenlerde bile din derslerinin sayısının artırılması seküler ebeveynleri de harekete geçirmiş durumda.

Çocuğunun din dersinden muaf tutulması için dava açan veli sayısı hızla artmış. Bunlardan biri, Özlem Koç, 10 yaşındaki oğlunun din dersinden muaf tutulması için açtığı davayı uzun bir hukuk sürecinden sonra haziran ayında kazanmış.

"Sadece oğlumun din dersinden muaf tutulması için değil, zorunlu din derslerinin kaldırılması için de mücadele ediyorum" diyor Koç. Batuhan Aydagül ise din ve ahlak bilgisi derslerinin seçmeli hale getirilmesini ve bu dersleri felsefe öğretmenlerinin vermesi gerektiğini savunuyor.

Geldiğimiz noktada Milli Eğitim'in 2017-2019 yatırım planında imam hatip liseleri ile fen liseleri arasında inanılmaz bir fark olduğu görülüyor.

Buna göre fen liselerine 109.6 milyon lira, imam hatip liselerine 1.7 milyar lira bütçe ayrılmış durumda. Yani İmam hatiplere ayırılan bütçe fen liselerine ayırılanın 15 katı.

OECD Pisa testinden de her sene daha kötü sonuçlar alındığına işaret eden ekonomist Mahfi Eğilmez bu durumu "Fen liselerini artıracak yerde imam hatip liselerini artırıyoruz, okullara analitik gözlemleme yeteneğini geliştirecek laboratuarlar kuracak yerde mescit açıyoruz. Böyle devam edersek buluş yapan kuşaklar yetiştiremeyiz. Buluş yapan kuşaklar yetiştiremezsek buluş yapanların taşeronu olmaya devam ederiz. Öyle olunca da orta gelir tuzağından çıkamayız.” şeklinde değerlendiriyor.

Görünen o ki Türkiye'yi dindar ama buluş yapamayan, onun yerine 2075'i hedefleyen iktidar güçlerine biat eden, söylenen hiçbir şeyi sorgulamayan, dünyada olan bitenden bihaber, Türk-İslam sentezi ürünü kuşaklar bekliyor.