Veliler ‘din eğitimi’ni konuştu: ‘Çocuklarımıza bazı durumlarda insan öldürmenin sevap olduğu öğretiliyor’

Her yeni eğitim yılı, başta Aleviler olmak üzere toplumun önemli bir kesiminin ‘zorunlu din dersi’ne itirazlarıyla başlıyor.  Bu itirazlar her yıl yineleniyor, anne babalar çocuklarının müfredattaki gibi bir din eğitimi almasını istemediğini söylüyor ama değişen çok da bir şey yok.

Ahval’in bir araya getirdiği veliler, zorunlu din eğitimine dair düşüncelerini ve nasıl bir eğitim sistemi istediklerini anlattı.

Ahmet Çekimli’nin özel okulda okuyan, 11 yaşında 5. sınıfa giden bir oğlu var. Oğlunun din dersine geçen sene başladığını anlatan Ahmet Bey, “Evde aldığı, gördüğü şeylerle ve kendi bakış açısıyla her şeyi sorgulayan bir çocuk. Bu sorgulamaları ders içeriğiyle yapmaya çalıştığında çeşitli zorluklarla karşılaşıyor” diyor.

Erol Devreci ise dört yaşında bir kız çocuğu babası. Büyüdüğü zamanları kara kara düşündüğünü söylüyor, çünkü kendisi de bir eğitimci olarak din derslerinin sınav sisteminde sebep olduğu sorunları biliyor.

Ayşe Kayatürk ise, çocuklarının din dersi almasını isteyen bir anne olarak din dersinin işleyişinde sorunlar olduğunu görüşünde: 

“Dini bilgiler didaktik bir şekilde aktarılıyor, inanmak kazanç ve kaybetme üzerinden anlatılıyor. ‘Şu kadar dua okursam şunu kazanırım, şunu yaparsam bunu kazanırım’ gibi... Kızım imam hatipte okuyor. Din dersinde cihat konusu işlenirken nasıl anlatıldıysa, benim kızım ‘bazı durumlarda insan öldürmek sevaptır’ gibi bir fikirle geldi eve. Sadece din dersi değil başka derslerde de problemler yaşanıyor. Birinci sınıf öğretmeni, dindar, milliyetçi-muhafazakâr diyebileceğimiz profilde ve anlattıklarını da hep bu çerçeveye oturtuyor. Zaten yaptığı işi ‘adam yetiştirmek’ olarak tanımlıyor.”

Kayatürk’ün gözlemlerine göre çocuklar ailelerine “Siz bilmiyorsunuz, siz yanlış yapıyorsunuz, yemeği bitirince elhamdülillah demediniz” demeye başlıyor: “ Ebeveyn, bu konuda hakkını aramak bir tarafa, çocuğuyla konuşmaktan bile çekiniyor. Mahalle baskısı da etkin ve aileler kendi aralarında bu tür sıkıntıları konuşamıyorlar.”

Söze giren Erol Bey, öğrencilere din eğitimi adı altında verilen yanlış örnekleri anlatıyor:

“Bir başka din dersi sorusu, ilkokul dördüncü sınıfta sorulmuştu. Diyor ki, “Hangi öğrencinin verdiği örnek yanlıştır?” A) Herhangi bir şey içtiğimde Elhamdülillah derim. B) Sitede karşılaştığım arkadaşlarıma günaydın derim. C) Bana nasılsın diye sorulduğunda hamdolsun derim. D) Bana derslerin nasıl gidiyor diye soran amcama Allah’a şükürler olsun iyi gidiyor derim. Bu soruda B şıkkı yanlış. Yani “Günaydın” demek yanlışmış!”

Ali Karamanoğlu ise Alevi bir veli. Türkiye’de tek taraflı bir anlayışla Sünni eğitim verildiğini hatırlatarak, “Çocuk istemiyorsa din dersi almayabilir fakat illa zorunlu olacaksa bütün mezhepleri kapsaması lazım. Okulda Alevilikle ilgili bilgilerin verilmesi lazım” diye konuşarak, devam ediyor:

“Çocuklarımız bizim inisiyatifimiz dışında, Sünni inancın anlatıldığı derslere maruz kalıyor, bir asimilasyon süreci yaşanıyor. Hatta okula başlamadan mahalleden gördüklerinin etkisi altında kalarak, çocuğum bir gün gelip Kur’an kursuna gitmek istediğini söyledi. Alevi misyonuna sahip olsam da çocuklarım için “önce bilimsel düşünmeyi, sorgulamayı öğrensin, belli bir olgunluğa erişince dinini kendi öğrensin” diye düşünüyordum ama baktım ben çocuğa bir şey öğretmiyorum, başkalarından görüyor, öğreniyor. Bunun üzerine ben ona Alevilikle ilgili bir şeyler anlatmaya başladım, cemevine götürdüm.”

Çocuğu ilkokul 5. sınıfta öncelikle valiliğe zorunlu din dersine karşı dilekçe vererek itirazda bulunduklarını söyleyen Ali Bey, Valiliğin taleplerini reddetmesi üzerine İdare Mahkemesi’ne dava açmış:

“Dava açarken ‘ben Aleviyim, çocuğum bu dersleri almasın’ demedik. Sadece şunu yazdık: ‘Okullarda okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi bizim inancımıza uygun değildir. Muafiyet talep ediyoruz.’ İnancımızın ne olduğunu beyan etmedik. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararını kabul etti. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, çocuğun din dersinden muaf olması gerektiğine karar verdi. Arkasından Valilik üst mahkemeye itiraz etti ve çocuk din dersine tekrar girmeye başladı. Arkasından İdare Mahkemesi esastan karar verdi ve çocuk tekrar din dersinden muaf tutuldu. Daha sonra Valilik bu sefer Danıştay’a itirazda bulundu. Danıştay’ın da bir üst mahkemesi varmış, sonunda biz hukuki süreci kazandık. Kararda “aileye anayasanın 10. maddesi uyarınca hangi dinden olduğunu soramayız” dendi ve bizi haklı bulup valiliğin itirazını reddettiler.”

Bu süreçte mahalle baskısıyla karşılaştıklarını, tehditler aldığını ve iki yıl boyunca evinin polis korumasında olduğunu söyleyen Ali Bey “Çocuğum üç ay boyunca polis gözetiminde okula gitti. Okulda müdürle konuştum, ‘çocuk muaf ama sınıfın dışında bu çocuğun başına bir şey gelirse?’ diye sordum. Çözüm olarak din dersinden muaf olmasına rağmen sınıfta oturmasına ve sınavlardan muaf tutulmasına karar verdiler. Din derslerini dinlediği için ister istemez yine etkileniyordu” diye konuşuyor. Ali Bey, oğlunun şimdi kendisini tam bir Alevi olarak tanımladığını ve büyüyünce dedelik yapmak istediğini vurguluyor.

Ceyda Hanım ise küçük oğlunun 9. sınıfa gittiğini belirterek, oğlunun din eğitiminin ilişkilerine nasıl yansıdığını şu sözlerle anlatıyor:

“Küçük oğlum özel okulda 9.sınıfa gidiyor. İlk zamanlarda din dersi istemedi, dilekçe yaz, ben muaf olayım dedi. Ben o hukuki süreci göze alamadım, ayrıca evimizde dindar bir hayat yok ama yaşadığımız ülkede bu var, sağdan soldan abuk subuk şeyler duyacağına gidip doğru dürüst öğrenmesi iyi olur diye düşündüm. Fakat şimdi mesela akşam bira içiyorum mesela, itiraz ediyor, ‘ama anne o haram’ diye... Din Allah’la kul arasında diye konuşmalar yaparken, ‘bu haram, şu değil’ noktasına geldik... Bu ciddi bir sorun. Rol model olan öğretmenin güçlü etkisiyle, ailede çatışmalar yaşanabiliyor. Anne-babasına yönelik ‘Öğretmenden daha mı iyi bileceksin?’ düşüncesi de etkili.”

Çocuğunun din eğitimi almasını tercih eden ama eğitimin içeriğine karşı çıkan Ayşe Hanım da, kendi yaşadığı deneyimi şu sözlerle anlatıyor:

“Kızımın siyer (peygamberlerin, din büyüklerinin, halifelerin hayat hikâyesi) dersinde öğrendiği cihat kavramı çok rahatsız ediciydi. Hocasına, “Siz o derste ne anlattınız da çocuk, bir insanı öldürmek sevaptır fikrine kapıldı?” diye sordum. “Ben fetih meselesini anlatıyordum” dedi. Müfredata baktığımda aslında orada bu şekilde anlatılacak bir içerik yok ama öğretmen bu yönde bir yönlendirme yapmaya karar vermiş. Din derslerinin içeriğinde evrensel ahlak göz ardı ediliyor, ahlak anlatılırken hep bir pazarlık üzerine, kazanma-kaybetme temeline oturtuluyor. ‘Yaşlılara yardım ederseniz sevap kazanırsınız’ diyor mesela, sevap kazanma kaygısı olmadan da onu yapmanız gerekir ahlaki temeli yok ders içeriklerinde... Son zamanlarda bazı evrensel ahlak normları eklense de bakış açısı tam oturmamış.”

Çocuğunun okulda aldığı dini eğitimi evde dengelemeye çalıştıklarını söyleyen Mesut Kiremitçi ise kendisini şu sözlerle ifade ediyor:

“Kitaplara baktığı zaman başka dinleri karşılaştıran bir içerik değil de, Sünni İslam anlayışını empoze eden bir içerikle karşılaşılıyor. Altı ünitenin ilk bölümlerinde Allah inancı işleniyor ve meseleyi ‘akıllı insan Allah’a inanır’ önermesiyle açıklıyorlar. Bu kadar yüzeysel ama iddialı bir dil ve evde bu dili çocukla konuşurken, eleştirirken, küçümsememeye çalışmak ailenin karşılaştığı büyük bir zorluk. Bu çocuk üç yaşından beri BigBang teorisini görüyor, hayatın tesadüflerle zincirlendiğini öğreniyor ama din dersinde “Evrende bir düzen vardır” önermesiyle karşılaşınca büyük bir çelişkiye düşüyor. Müfredat gereği uygulamalar da yanlış. Mesela çocuk sure ezberlemek istemiyor. “Bunu ezberlemek zorunda değilim, hani dinleri öğrenecektik?” diye itiraz ediyor. Sınavlarda boşluk doldurmalı, ezbere dayalı sorular geliyor, çocuğu bunları öğrenmek zorundasın diye ikna etmek zorunda kalıyoruz.”

Ahlak konusunda da çocuğunun ailede gördükleriyle derste anlatılanlar arasında bocaladığını ise şu sözlerle dile getiriyor:

“Din dersi kitabında, ‘inanan kişi ahlaklı olur’ önermesiyle dürüstlük, merhamet vb. insani değerlerin, sadece İslam dinine mensup insanlarda görülen özelliklermiş gibi empoze edilmesi büyük bir yanlış. Müfredatta diğer peygamberlerde hiç anlatılmıyor, sadece bir yerde Hz. İbrahim’den bahsedilmiş. Dersler çocukların felsefi düşünme kapasitesini çok hafife alıyor. Çok yüzeysel bilgiler verildiği için, çocuklar dersleri ciddiye almıyor ve tatmin olmuyorlar. İnsan temelli, ahlak temelli bir eğitim olması gerekiyor.”

11 yaşındaki çocuğuna dair gözlemlerden bu yaşın din eğitimi için çok erken bir yaş olduğunu söyleyen Kiremitçi şöyle konuşuyor:

“Kitapta ‘Onlar ki ırzlarını korurlar’ veya ‘Zinaya yaklaşmayın çünkü o çok kötü bir iştir ve çok kötü bir yoldur’ gibi ayetlere yer verilmiş. 11 yaşında bir çocuğun böyle bir eğitim alması uygun değil. Irz, zina gibi kavramları biz açıklamak zorunda kalıyor ve çok zorlanıyoruz. Özetle söylemek istediğim, 11 din dersi için erken bir yaş... Dinler felsefesi ya da felsefenin temelleri gibi bir ders olsa çok iyi olur. Özgürce sorular sordukları bir dönemde, çocukların bu şekilde baskı altında olması çok yanlış.”

İbrahim Karakuş ise, zorunlu din derslerine asıl Müslümanların karşı çıkması gerektiğini söylüyor, “Çünkü bu tip öğretiler para karşılığı değil gönüllü bir biçimde anlatılmalı. Din dersi öğretmeni o işten para kazanıyor sonuçta... Küçük yaştan beri eğitimini takip ettiğim bir yeğenim var, çok kafası karışık bu konuda... Matematik nasıl anlatılıyorsa, şemalar, şekiller vs. din dersi de öyle anlatılıyor ve epey yanlış aktarılıyor” diyor. Din dersinde anlatılanlarla çocuğun yaşadığı gerçekliğin ve aileden gördükleri çeliştiğini söyleyen Karakuş devam ediyor:

“Mesela din dersinde öğrendikleriyle Alevi inancının ibadetlerine düşman olabiliyor. Bizim çocuklarımız bizim ibadetlerimize düşman oluyor. Örneğin bir ibadethanede mum yakmak bizim için kutsaldır ya da bir dilekle bez bağlamak... Din derslerinde bunlar bizim çocuklarımıza hurafe olarak anlatılıyor. Hatta devletin kontrolünde olan Alevi ibadethanelerinde bunları yasaklayan tabelalar asılmıştır, bez bağlanmaz, mum yakılmaz diye... Çocuklar da ailenin inancını devletin öğrettikleriyle karşılaşınca çelişkiye düşüyorlar. Şu örneği hiç unutmuyorum, köyümüzden bir çocuk, ailesi tarafından Alevi inancından yoksun bir şekilde yetiştirilmiş, hiçbir şey anlatılmamış. Çocuk 11-12 yaşına gelmiş ve bir gün Alevi köyüne gittiklerinde hiç ezan okunmadığını görünce ailesine “yoksa siz Kızılbaş mısınız? “ diye sormuş.”

Gülseren Danırt ise henüz genç bir anne. “Çocuklarım küçük, henüz din eğitimi almıyorlar ama alacakları yaşa geldiklerinde din eğitimi almalarını istemiyorum” diyor:

“Okulda almalarını hiçbir şekilde istemiyorum. Din denen şeyin öncelikle imanla bağlantısını kurmak gerekiyor. Din kitaptan öğrenilmez, bir histir, o his insanın içine ekilir ve bu yavaş yavaş gelişir. Bunun yolu kitaptan bir şey okumak ya da öğretmenin bir şey anlatması değildir. Evde olur, toplumun içinde olur, davranışlarla pratiklerle olur. Şu anda din eğitimi altında yapılan şey zırvalıktan ibaret. Din eğitimi, çocuğumun iyi bir insan olarak büyümesine zarar veriyor. O yüzden okullarda din eğitimi olmaması gerektiğini düşünüyorum.”


© Ahval Türkçe