Zorunlu din eğitiminin sonucu: Öğretmeninin anlattığı ‘Allah’tan ölesiye korkan çocuklar...

Zorunlu din dersinin kaldırılması istenirken dini eğitim anaokuluna kadar indirildi. Değerler Eğitimi adı altında anaokullarında işlenen din dersindeki anlatımlar çocukların psikolojilerini olumsuz etkiledi.

Uzmanlara göre küçük yaşlardaki çocuklar kendilerine anlatılan soyut kavramları somut zannederek korkuya kapılabiliyor.

Bu çocuklardan biri de 6 yaşındaki Cansu... Küçük kızın davranışlarında ani değişimler oldu. Cansu tuvaletteyken, oyun oynarken, gece uyurken ya da herhangi bir yerde yalnız kalmak istemiyordu. Anne ve babasından ayrılamaz olmuştu. Aslında o böyle bir çocuk değildi. Eskiden her şeyi yalnız da yapabilirdi.

Annesi bu değişimin nedenini onunla konuştuğunda öğrendi. Cansu anaokulundaki Değerler Eğitimi dersinde  “Allah her yerde, o bizi görüyor” sözünden korkmuştu...

Annesine “Ben yalnız değilim, o her yerdeymiş” deyip öğretmeninin anlattığı ‘Allah’tan korktuğunu ve bu yüzden onları yanında istediğini söyledi. Ailesi pedagog eşliğinde Cansu’ya neden korkmaması gerektiğini anlattı ve okulla konuştu. Cansu, bir süre pedagog gözetiminde kaldı, ardından normalleşti.

Nuray ise 1. sınıfa giden yedi yaşındaki oğlu onunla giydiği etek hakkında tartıştığında çok şaşırdı. Oğlu, giydiği mini eteğe kızıp ona bunun günah olduğunu söyledi. Oğluyla ilk defa arasında böyle bir diyalog geçmişti.

Nuray minik oğlundaki bu tavır değişikliğinin nedenini sorguladı. Sonunda oğlunun okuldaki öğretmeninin konuşmalarından etkilendiğini anladı. Nuray okula gidip şikâyette bulundu. Ancak şikâyet işe yaramadı. Oğlunun durumunda ve öğretmenin anlatımında değişen bir şey olmadı. Nuray ise çareyi okul değiştirmekte buldu.

Pedagoglara göre 6-12 yaş arasındaki çocuklar somut işlemler döneminde. Bu dönemde soyut düşünce henüz gelişmediğinden çocuklar soyut kavramları anlamakta zorlanırlar.

Kendilerine gelen soyut mesajları hemen somuta çevirirler. Dine ait ‘Allah, melek, sevap, günah, ibadet’ gibi birçok kavram ise soyut. Çocuk ise bu kavramları kendi dünyasına somutlaştırarak alıyor. Tam da bu noktada çocuklar anlatılanları hayallerinde korkutucu canlandırabiliyor.

Ahval’e konuşan uzmanlar,  çocuklara yönelik din eğitiminin sadece ilahiyatın değil pedagojinin alanı olduğunu belirterek çocukların psikolojik durumları dikkate alınmadan verilecek yanlış eğitimlerin onlarda ruhsal rahatsızlık ve davranış bozukluklarına neden olacağını söyledi.

Yıllardır zorunlu din dersinin kaldırılması için mücadele verilirken son yıllarda buna yeni dini içerikli dersler eklendi. Değerler Eğitimi adı altındaki din dersi küçük yaştaki çocuklara kadar indirildi. Büyüklere ise ‘seçmeli ders’ adı altında ‘Hz. Muhammed’in Hayatı’ ve ‘Temel Dini Bilgiler’ gibi seçmeli dersler zorunlu olarak dayatıldı.

‘Seçmeli’ olduğu için isteğe bağlı alınması gereken dersler uygulamada okul idaresi tarafından mecbur tutuldu. Ahval’e konuşan Hakan öğretmen bu durumu şöyle anlattı:

“Okullarda zorunlu din dersi haftada beş-altı saate çıktı. Seçmeli diye sunulan dersleri, seçmek aslında zorunlu. Böylece ‘zorunlu seçmeli’ diye yeni bir tanımlama çıktı. Kur’anı Kerim, Temel Dini Bilgiler, Peygamberin Hayatı... Bizim 40 şubelik okulda bu din derslerinin dayatılmasına yalnızca iki sınıfın velileri karşı çıktı. Onun dışında insanlar itiraz etmek ve sivrilmek istemedi. Sadece dersle de bitmiyor olay. Okullarda cemaat-tarikat örgütlenmeleri var. Hemen hemen bütün okullarda varlar. Ensar, Türgev, İsmailağa... Okullarda programlar düzenliyorlar.”

Erkan da eğitimci ve Alevi bir veli. Erkan din dersiyle alakalı oğluyla yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Ramazanda oğlumla sohbet ederken annesine ‘Biz cehennemde yanacak mıyız?’ diye sordu. Sonra anladık ki okulundaki din öğretmeni ‘oruç tutmayanlar cehennemde yanacak’ demiş. Veli toplantısına gittim ve çok genç bir erkek olan din öğretmeniyle konuştum. Öğrencilerin henüz çocuk olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra her ailenin farklı hassasiyetleri olduğunu söyledim. Bizim Alevi bir aile olduğumuzu ve Ramazan’da oruç tutmadığımızı, çocuklarımızın bundan dolayı kendilerini suçlu hissetmemeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım.

Öğretmen ise ‘Ben tebliğ görevimi yerine getiriyorum’ dedi. Ben de ‘Sen Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği görevi yerine getirmek için buradasın, tebliğ görevi için değil’ dedim ve toplantıyı terk ettim. Bir grup veliyle birlikte okul müdürüne gittik. Neyse ki müdür bu konularda daha makul biriydi. Öğretmen de ücretli öğretmenmiş, başka şikâyetler de olunca din öğretmeni değişti.”

Hakan öğretmen başka bir boyuta daha dikkat çekiyor, ona göre dini baskılar çocuklarda ters tepiyor:

“Eskiden hangi kesimin çocuğu olursa olsun din dersine bir saygı vardı. Din dersinin saati artırıldığından beri Sünni kesimin çocukları dahi derse ve din kültürü öğretmenine lakayt davranıyorlar, saygı göstermiyorlar. Bunu kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz. Yani zorlama ters tepiyor. Son yıllarda bir sürü İmam Hatip okulu açtılar ama çocuklar o okullara gitmek istemiyor. 400 öğrenci kapasiteli İmam Hatip Lisesi biliyorum 10 kişi kayıt yaptırdı.”

Ahval’e konuşan ve kendisi de Din Kültürü öğretmeni olan Zehra, Hakan öğretmenin tespitlerine katılıyor:

“Baskıcı bir din öğretmeni değilim, bence bu ders zorunlu olmamalı. Sırf bu ders kendisine dayatıldığı için dinden de benden de nefret eden öğrencilerim oldu. Din meselesinin öne çıkmasından dolayı okullarda çok farklı olaylar yaşanıyor. İlkokul 5. sınıfta çok sorgulayan bir çocuk vardı mesela. Allah’a inanmıyordu. Çocuk arkadaşlarının baskısına maruz kaldı. Ve arkadaşları onu ‘Allah var diyeceksin’ diye kütüphaneye kilitledi.”

Din Kültürü Öğretmeni Zehra velilerin dini politikalar izleyen hükümetin hedefi olmamak için dayatmalara karşı çıkmadığını anlatıyor:

“Din dersi almak istemeyen öğrenci ve veliler çok pasif kalıyorlar. Ben kızıyorum bu pasifliğe ama onlar kendilerini belli etmek istemiyorlar. Müfredat Sünni, biz bunu anlatırken Alevi öğrenciler yaralanıyor. Budist öğrencim oldu, Katolik öğrencim vardı ama muafiyet talep etmediler. Şimdi okullarda bir de tarikat ve cemaatlerin organizasyonları var.

Düşünce kulüpleri, medeniyet kulüpleri adı altında birtakım insanlar okullara gelip öğrencilerle çalışmalar yapıyorlar. Buaların hepsi MEB onaylı. Biz de bir şey diyemiyoruz. TÜGVA var, İlim Yayma Cemiyeti var... Kendi fanatiklerini yetiştiriyorlar. O kadar rahatsızım ki bu durumdan ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Ben de gözümü kapatıyorum görmemiş gibi yapıyorum.”

Zorunlu seçmeli ders konusuna değinen Zehra şunları söylüyor:

“Hz Muhammed’in Hayatı, Kuranı Kerim seçmeli dersler... Ama uygulamada bu dersleri seçmeyen sınıf yok. Öğrencilerime neden böyle diye sorduğumda ‘Hocam bize seçme şansı verilmedi’ dediler. Öğrencilere bu dersleri zorla almalarının yanlış olduğunu söyledim ‘Hocam ilk defa sizin gibi öğretmen görüyoruz.

Kendimizi ifade edemiyoruz’ dediler. Çocuklar susuyorlar kendi içlerinde yaşıyorlar. Sadece din dersiyle de bitmiyor. Tarih öğretmeni çocukları derste haremlik selamlık oturtmuş mesela. Ama kimse şikâyet edemiyor.”

Zehra, Milli Eğitim’in din öğretmenleri için özel seminerler düzenlediğini onlara daha farklı yaklaştığını anlatıyor:

“MEB, din kültürü öğretmenleriyle özel olarak ilgileniyor. Seminer döneminde din kültürü öğretmenlerini ayrıca topluyorlar. Bunlar özel toplantılar. Hükümet bu öğretmenlere özel bir misyon yüklüyor bu toplantılar da bu özel misyona yönelik özel konuşmalar yapılıyor.”

Öğrenciler için din dersinden muafiyet, mahkeme kararı ya da İl Milli Eğitim Müdürlüğü kararıyla mümkün. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da eğitim gören bir öğrencinin velisi olan Selnur Aysever de çocuğunun din dersinden muaf tutulması için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe verdi.

Ancak müdürlük başvuruyu “Hıristiyan ya da Yahudi dinlerinden birine mensup olduğunuzu belgelendirin” diyerek reddetti. Bunun üzerine Aysever reddin iptali için dava açarak kazandı. Böylece Aysever’in çocuğu diğer yüzlerce çocuk gibi bu dersten muaf oldu ancak muaf öğrencileri LGS’de kötü bir sürpriz bekliyor.

Bu öğrenciler din dersi sorularından LGS’de muaf sayıldıkları için sınavda puanları eksik hesaplanıyor. Ayrıca rakiplerinden 15 dakika önce sınavdan çıkmaları isteniyor. Söz konusu uygulama nedeniyle Yahudi ve Hıristiyan yüzlerce öğrenci mağdur oldu. Aileler ise hak arayışında ancak MEB konuyu adilane çözecek herhangi bir adım atmadı.

20 Aralık’ta ise Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencileri idare destekli öğrenciler tarafından dini sohbet gruplarına katılmaya zorlandıklarını söylediler. Öğrenciler "Bu okulun sahibi fikri hür, vicdanı hür öğrencileridir" yazılı pankart açarak söz konusu duruma tepki gösterdi.

Okul idaresi ise “zorlama” iddialarını reddetti. Türkiye’nin önemli liselerinde benzer olaylar ve tepkiler sık sık yaşanıyor. Liseliler ‘dindar gençlik yetiştirme’ politikasına muhatap olduklarını belirterek tepki geliştirseler de şikâyet edilen uygulamalar devam ediyor.