Maya Arakon
Ara 15 2017

Eyyyy Trump! Sen kimsin?

Amerika Başkanı Donald Trump'un Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyıp Amerikan Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı alması bütün dünyada tepkilere neden oldu malumunuz.

Elbette uluslararası antlaşmalara ve bölge konjonktürüne tamamen ters olan ve Trump'un kendi kafasına estiği gibi aldığı bu karar, hem bölge barışına hem de dünya dengesine büyük zarar verecek. Bütün bunlar zaten bir haftadır dile getirilmekte.

Ancak benim dikkatimi çeken nokta, 2016 yılında Trump başkan seçildiğinde zil takıp oynayan Türkiye'nin, özellikle Zarrab davasından sonra Amerika'ya tamamen cephe alması ve bunun artık diplomatik nezaketi vs bir tarafa bırakan (son 15 yılda alışageldiğimiz) üslupla kendini gösterir olması.

Uluslararası ilişkilerde diplomatik nezaket diye bir kavram vardır. Karşınızdaki ülke liderinden ne kadar hoşlanmasanız da bunu doğrudan açık etmez, tavırlarınızda gösterseniz bile en azından “dil” düzeyinde belli bir seviyeyi yakalamaya özen gösterirsiniz.

Çünkü bugün düşman bellediğiniz ülkeyle yarın işbirliği yapmak zorunda kalabilirsiniz. Uluslararası ilişkilerde “dostluk” diye bir kavram yoktur, sadece “çıkar ilişkileri” vardır. 

Dolayısıyla Türk siyasetçilerin diline pelesenk ettikleri gibi “dost ve kardeş” ülke yoktur, onu “bugün için çıkarlarımız uyuştuğundan kanka takıldığımız ama yarın bi terso hareketinde üstüne çıkıp tepinme potansiyelimiz olan ülke” olarak okuyun siz.

Trump'un yaptığı elbette asla kabul edilemez. Hatta Amerika içinde de bu hataya büyük tepki oluştu. Öyle ki bazı sitelerde “Beyaz Saray, Başkan'ın aslında kendisini yanlış ifade ettiğini açıkladı” diye dalga geçen haberler bile yapıldı.
 

Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da haklı olarak bu karara tepki gösterdi ve bunun kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Gerçekten de 1948'den beri Filistin halkının topraklarını her geçen gün daha da fazla gaspederek yaşam alanlarını yok eden İsrail politikalarının, bir de dış politikadan zerre kadar anlamayan protakal renkli bir işadamı tarafından desteklenmesinin kabul edilebilir bir yanı yok.

Ancak nerden bakarsanız bakın bu adam dünyanın Süper Güç'ünün başında ve kararları -- ne kadar saçma sapan olsa da -- dünya siyasetine damgasını vuruyor. Dolayısıyla bu insanı muhatap alırken öyle kahvede Rüknettin Efendiyle konuşur gibi bir üslup kullanmak, ancak sizin de o seviyede bir siyasi -ve her türlü- “terbiye”niz olduğuna işaret olabilir.

Durum buyken ve özellikle Reza Zarrab'ı “tanık olarak” mahkemeye çıkaracakları belli olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti, en yüksek merciler nezdinde Amerika'yla dikleşmeye, Trump'a ciddi anlamda “efelenmeye” başladı bildiğiniz gibi. 

Özellikle son döneminde Türkiye'nin uyguladığı insan hakları ihlalleri, antidemokratik iç siyaset ve İŞID'e silah yollamakla itham edilen dış siyaset nedeniyle Obama yönetiminden veto yiyen Türkiye, Trump başkan seçildiğinde rahat bir nefes alıp nerdeyse zil takıp oynamıştı hatırlarsanız.

“Trump Amerikan başkanı oldu, iyi de oldu. Ben açık sözlü adamı severim. Cumhurbaşkanımızı da bu yönünü seviyorum. Bence iki lider iyi anlaşacak “Avrupa'nın Trump'a olan memnuniyetsizliği ve Amerika'daki bilinen çevrelerin tepkisi, Trump'un isabetli bir  seçim olduğunu gösteriyor gibi” diye tweet atan Burhan Kuzu (imla hataları benden değil sayın Anayasa Profesörümüzün kendisindendir, lütfen ekran ayarlarınızla oynamayınız!), Zarrab davasından itibaren ters dönen rüzgâra gayet iyi uyum sağlayarak Kudüs kararı sonrasında “Trump Kudüs İsrail'in başkenti dedi ve sıfır bir lider olduğunu gösterdi. (...) Trump'dan devlet adamı olmaz, ABD'den süper devlet olmaz. Hem BM'lerin daimi üyesi olacaksın hem de BM kararını bizzat kendin çiğneyeceksin!!” şeklindeki tweetleriyle Trump'a haddini bildirdi.

(Bu arada danışmanları sayın hocamıza “BM'ler” diye bir kurum olmadığını, Birleşmiş Milletler'in zaten çoğul olduğunu, bu yazılışıyla kurumun adının “Birleşmiş Milletlerler” şekline dönüştüğünü söylesin lütfen. Mersi!)

Benzer tepkiler Başbakan Binali Yıldırım'ından, Türk siyasetine efendiğili ve terbiyesiyle damga vurmuş sayın Süleyman Soylu'suna kadar herkesten geldi. Ama bendeniz büyük bir heyecanla en üst mertebeden “Eyyy Trump” haykırışının gelmesini bekliyordum ki o da İstanbul'da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü İslam Zirvesi Konferansı'na nasip oldu çok şükür. 

Sonuç bildirgesinde katılımcıların, “İslam Ümmeti için bu denli önemli bir konuda liderliği üstlenmesi ve Zirve’ye ev sahipliği yapması nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımıza minnetlerini ifade ettikleri”nin de altı çizilen Konferans'ta bahsi geçen Sayın Cumhurbaşkanımız Trump'a “Kurt bile böyle adaletsiz bir paylaşım yapmaz; Trump efendi bunun gayreti içinde. Ey Trump, sen bu İsrail’in mi arkasında duruyorsun? Burada işgal var, burada terör var. Burayı mı savunuyorsun. PYD’yi, YPG’yi DEAŞ’a karşı cepheye süren Trump anlayışı bunu da yapar. (...) Her gün terör uygulayan bir aktörün sırtını sıvazlayan bir aktörün arabulucu rolünden çekilmesi gerekir. Barış süreci devam edecekse, artık başka bir arabulucu görev almalıdır.” diyerek kendini bilmez Amerikan Başkanı’nı şöyle elinin tersiyle güzelce bir silkeledi.

Şimdi bu konuşmadaki satır aralarını deşifre edecek olursak, tablo biraz değişiyor haliyle.

Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımız “burada işgal var, burada terör var” diyor, haklıdır. İsrail sonradan çizilen sınırlarla gitti Filistin halkının topraklarını aldı, gitgide yayıldı ve onlara yaşam alanı bırakmadığı gibi bir de var olan küçücük alanda yaşamlarını cehennem azabına çevirdi. 

Benzer bir durum başka bir ülkede de yaşanıyor ama. Hem de çok yakından tanıdığımız bir ülkede.

1923'ten önce Kürdistan Vekillerinin Meclis'te yer aldığı, Kurtuluş Savaşını Kürdistan'daki aşiret liderlerinin desteğiyle başarıya ulaştıran ancak 1923'ten sonra varlıkları inkar edilerek itelendikleri topraklarda bilinçli politikalarla geri bırakılan ve özellikle 1980 sonrasında yok edilmek için herşey yapılan, bugün Meclis'teki vekilleri asılsız bahanelerle hapse atılan, seçilmiş Belediye Başkanları kayyumla görevden alınan (ve tutuklanan), bir Vekili “Kürdistan vekiliyim” dediği için mahkum edilen bir halk var mesela Ortadoğu'nun en büyük ülkelerinden birinde. Ki emin olun o halk da kendini işgal altında görüyor, ona uygulanan siyasetin terör olduğunu düşünüyor. Nihayetinde sokakta yürürken Jandarma ve Polis Özel Harekat timleri tarafından vurulan annenizin cesedini bir hafta boyunca yattığı yerden alamıyorsanız, buna devlet terörü değil de ne denir? Geçelim.

Devam ediyor sayın Cumhurbaşkanımız: “PYD’yi, YPG’yi DEAŞ’a karşı cepheye süren Trump anlayışı bunu da yapar.”

Ahan da çıktı ortaya Vehbi'nin kerrakesi! Bunca hırs bunca sinir sadece Zarrab'dan değilmiş demek. PYD, YPG ve DEAŞ'ı bir arada aynı cümlede kullanayım ki DEAŞ (İŞID yani) ve ona karşı mücadele eden, Amerika'nın bölgedeki en büyük müttefiki olan Kürt güçlerini de aynı oranda kriminalize edeyim.

Yiyen yer nasılsa! Yer mi gerçekten?

Son cümle de asıl niyeti ortaya koyuyor: “Her gün terör uygulayan bir aktörün sırtını sıvazlayan bir aktörün arabulucu rolünden çekilmesi gerekir. Barış süreci devam edecekse, artık başka bir arabulucu görev almalıdır.” Açılın ben doktorum! Pardon, yani yeni arabulucunuzum! Bir nevi doktor sayılırım tabiyy bu anlamda. Yaralarınızı ben saracağım. Bakma kendi kelime sürecek merhemim yok ama halifeliğe giden yol, birkaç yıl önce Mısır'a kaptırdığım arabuluculuk rolünü yeniden geri almaktan geçer. Bütün dünya İŞID'e silah yardımı yaparak teröristleri desteklediğimi düşünsene de en büyük terörist devlet İsrail'dir ve Amerika onun sırtını sıvazlıyorsa o da teröristtir.

Adam haklı hanımlar beyler! Her ne kadar 2016 Nisan'ında yapılan ve her açıdan şaibeli olduğu bütün dünya tarafından bilinen referandumda kazandığı için sayın Cumhurbaşkanımızı ilk kutlayan liderlerden biri Trump olsa da (diğer mümtaz şahsiyetler de dünya siyasetinde demokratikliği ve insan haklarına saygısıyla ünlü Azerbaycan ve Suudi Arabistan'dı), dün dündür bugün bugündür “netekim”. 

Bakmayın siz sırtımızı dayadığımız Rusya'dan gelen “Moskova’nın İsrail’e yönelik tutumu “İsrail, terör ve işgal devletidir” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la aynı değildir. Erdoğan'ın bu tutumunu biliyoruz ve mevcut durumda bu tutum, Rusya'nın tutumuyla örtüşmüyor.” açıklamasına. Bugüne bugün bütün dünya karşımızda dursa da Türk'ün gücü tüm dünyaya bedeldir. Nihayetinde her birimiz birer Kara Murat değil miyiz? Tükürsek boğarız

O Trump da akıllı olsun, onun aklını alırız icabında!