FT: 'Erdoğan’ın yabancı ülkelere müdahalelerle başı dertte'

Türkiye’yi krizden krize sürükleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son gerginlik alanının Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan Dağlık Karabağ sorunu olduğu belirtiliyor. 

Konuyla ilgili olarak İngiliz Financial Times gazetesinde bir makale kaleme alan David Gardner, “17 yılı aşkın süredir Türkiye'yi yöneten, pragmatik ve hırçın olmasıyla tanınan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan”ın” Doğu Akdeniz’de NATO üyesi ortağı ve Ege’deki rakibi Yunanistan’la deniz sınırları ve gaz yatakları nedeniyle artan gerilimi, sismik araştırma gemisini geri çekerek Ekim ayı başında gerçekleştirilecek Avrupa Birliği zirvesi öncesi düşürdüğüne işaret ediyor. 

Erdoğan’ın şimdi de “Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ'ın ayrılıkçı yerleşim bölgesi üzerindeki kaynayan anlaşmazlığın ölümcül bir şekilde yeniden alevlendiği başka bir çatışmaya giriyor gibi göründüğünü” aktaran Gardner, “Bu, onu bir ara arkadaşı ve diktatör dostu olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile başka bir çekişmeye sürükleyebilir” diyor. 

Yazıda Türkiye ve Rusya’nın Suriye ve Libya’daki sivil savaşta karşı cephelerde yer aldıkları, yine de bu çatışmaları kendi çıkarlarına göre yönlendirmek için işbirliği yapmaya çalıştıkları da ifade ediliyor. 

Gardner, “Erdoğan, 2011'den itibaren Suriye'de Beşar Esad'a karşı esas olarak Sünni isyanını güçlü bir şekilde destekledi. O zamanlar, Müslüman Kardeşler'e müttefik güçlerin bir dizi Arap isyanlarında önlerini açmalarını bekleyen daha açık neo-İslamcı bir figürdü. Putin, İran Devrim Muhafızları ve karadaki vekil milisleriyle birlikte 2015'te Rus hava kuvvetlerini Suriye'ye getirerek Esad rejimini kurtardı” şeklinde ifadeler de kullanıyor. 

2016 yazında Erdoğan’ın ABD ve bazı AB ülkelerinin suç ortağı olduğunu düşündüğü bir darbe girişimini geçiştirdikten sonra, Putin’in Ankara'yla aradaki anlaşmazlığı gidermek için hızla ve çeviklikle hareket ettiğini de belirten Gardner, Erdoğan'ın asıl endişesinin, Türkiye'deki Kürt isyancılar ile ittifak halinde olan ancak IŞİD'e karşı mücadelede ABD tarafından desteklenen Suriyeli Kürt milisleri sınırdan geri püskürtmek olduğunu fark eden Putin’in, 2016, 2018 ve 2019'da Türkiye'nin kuzey Suriye'ye arka arkaya üç saldırısına izin verdiğinin altını çiziyor. Gardner, bölgesel bir süper güç olarak geri dönen Rusya’nın, Türkiye'nin stratejik derinlik arzusuyla çarpıştığını, bu durumun Şubat ayında iki ülkeyi Suriye'de savaşın eşiğine getirdiğini belirtiyor.

Türkiye’nin Libya’ya müdahalesinin kısmen Doğu Akdeniz petrol ve doğalgaz zenginliklerini güvence altına almayı amaçladığını yazan Gardner şunları ifade ediyor: 

”Türkiye, Haziran ayında Rusya, Fransa, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın desteklediği Halife Hafter'e karşı iç savaşın gidişatını değiştirdi. Rusya'nın buna yanıt olarak kuzeybatı Suriye'den doğu Libya'ya savaş uçakları gönderdiği bildirildi. BAE ve savaş uçakları tarafından desteklenen Mısır, Türklerin daha fazla ilerlemesini durdurmak için Libya'yı işgal etmekle tehdit etti. Ankara her ne kadar bu tehdidi ciddiye almıyor gibi görünse de, yanlış hesaplamalar yaptığının farkında.” 

2016'da yaklaşık 200 kişinin ölümüne neden olan kısa ama şiddetli çatışmadan sonraki en ağır krizin yaşandığı Dağlık Karabağ’da, 1990'ların başındaki savaşa dönüş korkusunun yeniden alevlendiğini belirten Gardner, bölge ve etnik Ermeni nüfusunun, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından patlak veren Yugoslav’daki iç savaşın gölgesinde kalan bir çatışmada Türk Azerbaycan’ından ayrıldığını ifade ediyor. Gardner bölgedeki tuhaf ilişkiler yumağına ise, “Azerbaycan'dan Türkiye'ye ve Avrupa'ya büyük bir petrol ve gaz boru hattı geçiyor. Ermenistan'da askeri üssü ve savunma anlaşması olan Rusya, Azerbaycan'a da silah satıyor ve çatışmayı bastırmaya çalışıyor” sözleriyle ifade ediyor. 

Ermenistan’ın Türkiye tarafından Suriyeli paralı askerlerin bölgeye gönderildiğine dair ortaya atılan iddiaların Azerbaycan tarafından reddedildiğini aktaran Gardner, tıpkı Libya’daki gibi burada da bir yanlış hesaplama olduğunun altını çiziyor. 

Türkiye'nin Kuzey Afrika veya Levant bölgesinde Rusya'ya meydan okumasının, Kafkasya'da meydan okumasıyla aynı olamayacağını vurgulayan Gardner, “Eski bir Osmanlı toprağı olsa da, burası eski Sovyet sahası. Erdoğan’ın otoriter yönetimi altında, iç ve dış politika arasındaki kavramsal sınırlar silindi. Zayıflayan durumunu güçlendirmeye çalışırken her iki cephede de milliyetçilikle ilerliyor. Çok tecrübeli diplomatları görevden uzaklaştırarak yurtdışında sert güce başvurması, Türkiye'nin haydut devlet olduğu izlenimini veriyor” diyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kasım ayında seçimi yeniden kazanamaması durumunda Erdoğan’ın, Amerikan yönetiminin sağladığı kalkanı kaybedeceğini belirten Gardner, “Bütün bu gelişmeler Erdoğan'ın siyasi olarak savunmasız olduğu bir zamanda yaşanıyor; onun maceracılığı, zayıflamış bir ekonomi ve para birimine çarpabilir” diye yazıyor.