'Spano’nun skandal gezisi' - Can Dündar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uzun süredir, Türkiye’de hukuktan umudu kesenlerin son umuduydu; artık değil… Çünkü Mahkeme Başkanı Robert Spano, Türk hükümetinin daveti üzerine yaptığı skandal bir geziyle, AİHM’in tarafsızlık imajını yerle bir etti.

Mayıs 2020’de başkanlığa getirilen İzlandalı yargıç, Türkiye’ye ilk kez geliyordu; Türkiye de ilk kez bir AİHM Başkanı’nı ağırlıyordu. Ankara’nın son 30 yılda 3 bin mahkûmiyeti var. Halen mahkemenin önündeki 60 bin kadar başvurunun yaklaşık 10 bini Türkiye’den… İnsan hakları ihlali başvurularında Erdoğan, Putin ile başa güreşiyor.

AİHM, bu iş yükünü azaltmak için Türkiye’ye defalarca heyetler yolladı; yargıçlara eğitim verdi; Anayasa Mahkemesi’nin süzgecini sıkılaştırmayı denedi; olmadı. Sonunda Başkan düzeyinde bir ziyaret planlandı. Ne var ki, Ankara’yı hukuk çizgisine çekmeyi amaçlayan bu ziyareti Türk Hükümeti, kendi hukuksuzluğuna Strasbourg’un desteği olarak sunmayı başardı.

Spano, Türkiye’de yargı bağımsızlığının nasıl yok edildiğini iyi bilen bir isim… Meclis’teki ikinci büyük muhalefet partisi HDP’nin eski lideri Selahattin Demirtaş’ın ve insan hakları savunucusu işadamı Osman Kavala’nın tutukluluklarını hak ihlali sayan ve "derhal serbest bırakılmalarını" hükme bağlayan kararların altında imzası var. Bu kararlara rağmen her iki isim de hala tutsak durumdalar. Çünkü hükümet, karar çıkar çıkmaz yeni suçlamalar icat ederek,ikisini de daha kapıdan çıkmadan yeniden tutukladı.

Spano, bu hukuksuzlukların faili olan iki isimle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun Adalet Bakanı ile görüştü Ankara’da…Sonra bu kararlarda imzası olan yargıçları yetiştiren Adalet Akademisi’nde "hukuk devleti" dersi verdi. Son 5 yılda 5 bin kadar savcı ve hâkimin iktidar tarafından ihraç edildiği ülkede, buna hiç değinmeden, "İktidardakilerin mahkemeleri kontrol edemeyeceğini" söyledi.

Salonda maske koşulu olduğu için izleyenlerin tebessümü görünmedi.

Ardından İstanbul Üniversitesi’ne gitti. Son 5 yılda, 117 üniversiteden 5 bini aşkın akademisyenin, bir hükümet kararıyla ve hukuksuz şekilde atıldığı ortamda fahri doktora unvanını kabul etti. Daha önce 1980’in cunta lideri Kenan Evren’e giydirilen cübbeyi giyerken bu hukuksuzluğa değinmek yerine, "Bu prestijli ödülü onurla kabul ediyorum" dedi. Salona öğrenci alınmadığı, gazeteciler de Spano’nun "ricasıyla" dışarı çıkartıldığı için, izleyenlerin tepkisi görülemedi.

Spano’nun son durağı Mardin’di. Kimilerine göre Mardin’in programa alınma nedeni, şehrin çok kültürlü yapısı, kimilerine göre ise AİHM’ne yeni atanan yargıcın Mardinli olmasıydı. Yargıç Saadet Yüksel, gezi boyunca Spano’nun yanından hiç ayrılmadı. İkiliye Mardin’de, Yüksel’in eski AKP milletvekili olan ağabeyi de eşlik etti. Birlikte Yüksel’in anne-babasının adına yaptırılan camiyi ve okulu ziyaret ettiler. İktidar partisinin il başkanıyla ve seçilmiş başkanın hukuksuz şekilde görevden alınmasından sonra yerine atanan kayyımla görüştüler. 

Spano’nun Mardin durağındaki ziyaretleri iktidar partisinde öyle sevinç yarattı ki, partinin kadın kolları, birlikte çektirdikleri fotoğrafları sosyal medyada yayınlayıp sonra tepkiler üzerine silmek zorunda kaldı.Spano, bu tek adam rejiminin mağduru olanlardan herhangi birine veya ailesine ziyareti aklına bile getirmedi.

Le Monde’un "dalkavukluk" diye nitelediği gezinin asıl skandal boyutu, Spano’nun ziyaret ettiği her kurum aleyhine açılan davalarda,karar makamında oturacak olması…

İstanbul Üniversitesi’nden bir kararnameyle atılan akademisyenler Strasbourg’a gittiklerinde yargıç kürsüsünde, davalı üniversitenin doktora cübbesini giymişSpano’yla karşılaşacaklar.

Koltuğu gaspedilen belediye başkanlarının yargılaması, yerlerini işgal edenleri ziyaret eden Mahkeme Başkanı tarafından yapılacak. Bir emirle işlerinden kovulan yargıçlar, o yargıçları kovan partiyle içli dışlı olmuş İzlandalı başkandan adalet bekleyecek. Ve maalesef mahkemenin vereceği kararlar da tartışmalı olacak.

Türkiye’de yargıdan umudunu kesenler, çareyi Ankara’nın Avrupa hukukuna uyum sağlamasında görüyordu. Ancak, Spano’nun ziyareti sonrası ortaya çıkan manzarada Avrupa hukuku, Ankara’nın hukuksuzluğuna uyum sağlamış gibi görünüyor. Değer miydi?

Can Dündar'ın Die Zeit için kaleme aldığı yazıya buradan ulaşabilirsiniz