'Ankara'nın masanın dışına itildiği tescillendi'

Türkiye'nin Dağlık Karabağ, Akdeniz, Suriye ve Libya'da izlediği agresif politikaya karşı, ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve bazı Körfez ülkeleri tepki gösterirken, uzmanlar Türk dış politikasındaki tutarsızlıklara dikkat çekiyor.

Gazete Duvar yazarı Aydın Selcen, Türkiye'nin dış politikasına yönelik iki değerlendirme okulu olduğunu ve ikisinin de dış politikadaki 'işgüzar' tutum konusunda hem fikir olduğuna değiniyor. 

Selcen, Ankara'nın Ermenistan ile Azerbaycan arasında süren gerilimde masanın dışına itildiğini de hatırlatıyor.

Selcen, dış politikadaki ilk okulun dış politikayı ele alış yöntemiyle ilgili, "...birinci okul, ekonominin (bunu ben ekliyorum) oy verme örüntüsüyle birebir bağının koptuğu gibi, dış politikanın da kasanın boşalmasına bağlı olarak kendiliğinden yönelim ve yaklaşım değiştirmeyeceğini öne sürüyor. Bu uzmanlardan bir bölümü sözünü ettiğim orantısızlığı, her cephede devam eden ve sürekli yeni cephe arayan hareketliliğin esasen sürdürülemeyecek denli maliyetli olmayışıyla açıklıyor" ifadelerini kullanıyor.

İkinci okulla ilgili ise, "İkinci okul ise, aynı resme bakıp, sözkonusu öne kaçış durumunun doğal bir sonu olacağını kaydediyor. Gerçeklerin er ya da geç benimsenen 'iddialı' dış politikayı yakalayacağını ileri sürüyor. Dolayısıyla istimin çok gecikmeyecek bir noktada kendiliğinden kesileceğini savlıyor. Aslında bu grup, AB ve ABD’nin Ankara’yı idare etmeye dayanan yaklaşımının da kaçınılmaz sonuca yani duraklama dönemine ulaşmak için zaman kazanmaktan ibaret olduğunu da yeri geldiğinde kulaklarımıza fısıldıyor" yorumunu yapan Selcen, yazısını şu ifadelerle sürdürüyor:

"Önümüzde üzerlerinden akıl yürütmemize pencere aralayan iki örnek duruyor. Ankara bodoslamadan KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve Karabağ üzerinden gerçekleşen Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına taraf oldu. İlkinde seçimi kaybedeceği şimdiden belli. İkincisinde varılan ateşkesten geçici de olsa hoşnut kalmadı zira masanın dışına itildiği tescillendi. Üstelik dostumuz Vladimir’den Ağustos ayı ortasından bu yana ses seda yok. Bunun üzerine Oruç Reis yeniden denize açıldı, ancak Mısır donanması da Rusya’nın davetiyle Karadeniz’e geliyor.  

Böylece kol bükme siyasetinin sınırlarına mı geldik, yoksa kendi kendine sürekli genişleyen evrenin entropisi gibi bunun rejim ve iktidar değişmedikçe bir sonu olmayacak mı? Güç artırma idmanlarında adaleleri şişiren büyük ağırlıkla az tekrarlı ve setlerin arası uzun aralıklı dönemlerin ardından, küçük ağırlıkla yüksek sayıda tekrarlı ve setlerin neredeyse hiç dinlenme olmaksızın birbirini izlediği, adaleleri şişirmekten ziyade dayanıklılığı geliştiren ve adalelerin çizgilerini keskinleştiren dönemler gelir. Deneyenler her ikisinin de farklı biçimlerde ama eşdeğer zorlu sınamalar olduklarını anımsayacaklardır. Bizimkiyse biraz eski usul pazı ve göğüs şişiren vücut geliştirmeyi çağrıştırıyor.  

Üstelik sürekli kibirli, tepeden bakan, dudak büken, delikanlı atarlı açıklamalar bir özgüven eksikliğini açığa vuruyor. Sadece 'Oruç Reis' yazıp, bunu tüvitleyen bir dışişleri bakanı yetişkinlerin arasında ciddiye alınır mı? NATO müttefiğimiz olan kimi ülkelerin bakanlarını, başbakanlarını tüvitlerine etiketleyen orta-üst düzey hariciye memurları ve memur sözcüler; sert konuşmayı marifet sayıp, sürekli milliyetçi ve dinsel motifli mesajlar paylaşan büyükelçiler kendilerini yukarıya beğendirebilirler ve bir sonraki tayinlerini güvenceye alabilirler belki ama ya muhatapları?"

 

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz