Zülfikar Doğan
Şub 25 2018

Avrupa olmadı, Asya da kalmadı, Afrika verelim…

Ankara- Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 26 Şubat-2 Mart tarihleri arasında dört Afrika ülkesine ziyarette bulunacağını açıklarken, “Afrika’yı en çok ziyaret eden dünyadaki birinci lider” olduğunu sözlerine ekledi.

Geçtiğimiz yıl, 24-27 Aralık’ta Sudan-Çad ve Tunus’a giden Erdoğan’ın,  dört ülkeyi kapsayacak bu son turuyla, Afrika kıtasında ziyaret ettiği ülke sayısı 32’ye ulaşacak.

1998’de kabul edilen Afrika Açılımı Planı ile Afrika’daki varlığını ilerletmeyi hedefleyen Türkiye açısından, iç politikada art arda yaşanan gerginlikler ve ardından gelen 2001 ekonomi krizi, süreci kesintiye uğrattı. AK Parti iktidara geldikten sonra ise Afrika Açılımı hız kazandı.

2005’te ilan edilen Afrika Yılı’nın ardından, 2008’de İstanbul’da 1. Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi toplandı. 2010’da kabul edilen ‘Afrika Strateji Belgesi’ ile siyasi ve ekonomik hedefler daha somutlaştırılarak, adımlara ivme kazandırıldı. 2014’te Ekvador Ginesi’nin Başkenti Malabo’da düzenlenen 2. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nde ise üçüncü zirvenin 2019’da Türkiye’de yapılması kararlaştırıldı.

Aslında AK Parti iktidarı ve Erdoğan’ın, Afrika’ya yönelik bu yoğun ilgisinin, ekonomik ve siyasi alanda peş peşe atılan adımların hızlandırılmasında, önemli unsurlardan birisi, o dönemde yakın ilişki içinde olunan Gülen Cemaati idi.

Gülen Cemaati’nin Afrika ülkelerindeki yüzlerce okulu, iş dünyasındaki yapılanması TUSKON’la, Afrika ülkelerine yönelik ticaret köprüsünün kurulmuş olması, atılan adımların hızlanmasında da etkili oldu. Cemaat üzerinden, onlarca Afrika ülkesinde oluşturulan “Türk Diasporası” ekonomik ve siyasi ilişkilerin altyapısını oluşturan bir zemin işlevi gördü.

Şimdi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, neredeyse iki-üç ayda bir, en az 3-4 ülkeyi kapsayan Afrika ziyaretlerinin ana hedefi, bu ülkelerdeki 'FETÖ' yapılanmasını, eğitim, siyasi ve diplomatik ilişkiler, ekonomi ve ticaret alanından tasfiye etmek.

Gidilen ülkelerdeki öncelikli taleplerden birisi, buralardaki cemaat bağlantılı Türk okullarının kapatılması ya da 28 Haziran 2016’da Resmi Gazete’de kuruluş yasası yayınlanarak faaliyetlerine başlayan iktidarın kontrolündeki Maarif Vakfı’na devredilmesi.

Şu ana kadar bu okulların bulunduğu 113 ülkeden 11’iyle bu yönde mutabakat sağlanmış durumda.  Senegal, Moritanya, Çad, Gabon, Burkina Faso, Sao Tome, Somali, Gine, Nijer, Cumhurbaşkanının ziyaretleri sonrasında, bu talebe olumlu yanıt veren Afrika ülkeleri.

Afrika dışında, Pakistan ve Afganistan da aynı yönde karar aldı.

Erdoğan, iki yıl önce faaliyete başlayan Maarif Vakfı Mütevelli Heyeti üyelerini kabulünde; “Onlar (Gülen Cemaati) 170 ülkede varız diyorsa, siz BM’ye üye 193 ülkenin de tamamında var olun” talimatını vermişti.

Mütevelli Heyet Başkanlığına getirilen Prof. Birol Akgün ise Cumhurbaşkanına “Arkasına millet ve devletin gücünü alan vakfın, dünya ülkelerine bir derviş, bir akıncı gibi, bir Sarı Saltuk anlayışıyla yola çıktık” yanıtını vermişti.

Yılda 20 ülkede okullar açması, mevcut okulları devralarak yönetimlerini, eğitim kadrolarını tümden değiştirmesi hedeflenen Maarif Vakfı’nın yanı sıra, Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ekonomi-yatırım-destek-proje bazında, yeni kurulan Yunus Emre Enstitüsü kültür, eğitim, sanat, tanıtım alanında Afrika Açılımı’nın diğer iki ayağını oluşturuyor.

TİKA, 11 ülkede koordinatörlük ofisleri açarken, Yunus Emre Enstitüsü, 6 ülkede Kültür Merkezleri açmış durumda. Diyanet Vakfı da bu iki kurumla birlikte Afrika ülkelerindeki varlığını ve aktifliğini artırıyor.

Afrika Açılımı’nın asıl öncelikli hedeflerinden birisi, ekonomik alanda yeni pazarlara yayılmak. Yeni Osmanlıcılık eksenli dış politikanın, Irak, Suriye, Libya, Mısır başta olmak üzere, Ortadoğu, Körfez Ülkeleri, Kuzey Afrika’ya yönelik ihracat ve ticarette ortaya çıkarttığı ağır kayıplar, ticaret yollarının kapanmasına karşı, telafi pazarları olarak Afrika Açılımı öne çıkarılıyor.
 

erdogan

 

Afrika Kalkınma Bankası’na üye olan Türkiye’nin, Afrika ülkeleriyle toplam ticaret hacmi 2003’te 5,4 milyar dolar iken, açılım stratejisiyle birlikte 2016’da 16,7 milyar dolara, 2017 sonunda ise 20 milyar dolar düzeyine yükseldi.  

Bunun 13 milyar dolarlık kısmını ihracat, 7 milyar dolarlık kısmını da ithalat oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye, AB, ABD, Rusya, Çin ile ticaretinde açık verirken, Afrika ile ticarette 6 milyar dolar düzeyinde fazla veriyor. Ancak yine de, 157 milyar dolarlık toplam ihracat içerisinde 53 Afrika ülkesinin payı yüzde 10’u bile bulmuyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) açıkladığı Ocak 2018 ayı ihracat verilerine göre, Cumhurbaşkanının 26 Şubat’ta başlayacak Afrika turunda gideceği Cezayir’e, Ocak ayındaki ihracat 5 milyon dolar. Moritanya’ya 324 bin, Mali’ye 80 bin, Senegal’e ise 855 bin dolarlık ihracat yapılmış.

Cezayir, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında aldığı bir kararla, tekstil, gıda, plastik ürünleri dahil olmak üzere, 24 kalem malın Türkiye’den ithalatını durdurdu. Şimdi Erdoğan, öncelikle bu sorunu çözmeye çalışacak.

Erdoğan ve AK Parti hükümetinin, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler’e destek politikası nedeniyle, Mısır’da Sisi yönetimiyle 2013’ten bu yana ipler kopuk.

Büyükelçiler karşılıklı çekildi ve ilişkiler en alt düzeye indi.  Kuzey Afrika’da Libya, Tunus, Cezayir gibi ülkelerdeki Mısır etkisi, bu bölgenin kapılarını Türkiye’ye büyük ölçüde kapattı.

Libya’da yine Sünni eksenli İslamcılara destek siyaseti, Türkiye’nin dışlanmasına neden oldu. Türk Müteahhitlerinin yurt dışındaki ilk ve en önemli pazarı olan Libya’da, 17 milyar dolara varan müteahhitlik alacakları alınamadığı gibi, işçiler, mühendisler kovuldu, şantiyeler, makine parkları yakılıp, yıkıldı.

Aralık ayındaki Sudan ziyaretinde,  Erdoğan ile yakın dostu Ömer el Beşir arasında varılan mutabakat çerçevesinde, Kızıldeniz’deki tarihi ve stratejik Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsis edilmesi, Mısır-Sudan ve Mısır-Türkiye ilişkilerinde gerilimi tırmandırdı.

Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır arasındaki Doğal Gaz ve enerji işbirliği anlaşmalarına karşın, Türkiye’nin bölgede Rum yönetiminin ilan ettiği ‘Münhasır Ekonomik Alanları’ tanımadığını ilan ederek, arama ve sondaj çalışmalarını engellemesi, Rumların yanı sıra, Mısır’la da bir başka gerginlik konusu.

 

erdogan

 

Nitekim Sisi yönetimi, geçen hafta başkent Kahire ve diğer şehirlerdeki Osmanlı adlarını değiştirme kararı aldı. İlk olarak Kahire’nin El Zeytoun semtinin en eski ve ünlü bulvarı Sultan 1. Selim Bulvarı’nın ismi söküldü.

Afrika Açılımı’nın en önemli ayaklarından birisi, bu bölgede siyasi ve askeri ağırlığın artırılması… Buna bağlı olarak, ekonomik varlığın güçlendirilmesi.  Bu açıdan Sudan’ın Sevakin Adası’nı Türkiye’ye tahsis etmesi, önemli adımlardan birisiydi.

Daha önce Somali’de kurulan Anadolu Kışlası Askeri Üssü, Somali Ordusu’na Türk Silahlı Kuvvetlerince eğitim verilmesi ve askeri işbirliği anlaşmasıyla Hint Okyanusu üzerinde de stratejik konuşlanma gerçekleştirildi.

Katar ile askeri işbirliği anlaşması çerçevesinde, bu ülkede TSK tarafından kurulan üssün de 2018 sonuna kadar Tugay seviyesine yükseltilmesi ve askeri personel sayısının 3 bine çıkarılması planlanıyor. Böylece deniz yolları ve ticareti açısından stratejik önemdeki, Kızıldeniz-Hint Okyanusu- Basra Körfezi üçgeninde Türkiye, askeri ağırlığını güçlendirmiş olacak.

AB ile tam üyelik ve Gümrük Birliği Anlaşmasının revizyonu müzakereleri dondurulmuş haldeki Türkiye için, Avrupa kapısı şu anda kapalı konumda.

İmtiyazlı ortaklık önerileri dillendirilirken, vize muafiyeti ise OHAL’in kalkmasını, terörle mücadele yasasının değişmesini, demokratikleşme adımlarının atılmasını bekliyor. Avrasya’da, Rusya ve İran rekabetiyle zorlanan Türkiye açısından, yeni pazarlar, açılımlar ve etkinlik arayışında geriye elde Afrika kalıyor.