Dimitar Bechev
Oca 31 2018

İstanbul'daki Balkan Zirvesi, Türk dış politikasının farklı yüzünü gösteriyor

Afrin ve çevresinde olanları izlerken, Türkiye'nin dış politikalarının sadece öfke ve şiddet üzerine kurulu olduğu sonucuna varılabilir.

Ama durum hiç de öyle değil.

Tabii ki manşetlerde gördüğümüz tek şey, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın düzenli olarak diğer ülkelere ve liderlerine karşı gerçekleşen patlamaları.

Fakat, Türkiye'nin dış dünyayla anlaşmalarının pragmatik bir sınırı var.

Rusya'yla olan ilişkilerinde 2016 ortalarında yaşanan U-dönüşü, buna mükemmel bir örnek.

Ama başka örnekler de var. Erdoğan, bir şekilde Türkiye'den kâr sağlayabileceğini düşünen birçok Balkan hükümetiyle oldukça olumlu ilişkiler kurmayı başardı.

En taze örneği de, İstanbul'da gerçekleşen ve Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vucic ile Bosnalı lider Bakir İzetbegovic'in katıldığı üçlü buluşma.

Bu buluşmaya dahil olan katılımcıları düşünün bir an için. Vucic siyasi kariyerine, ultra ulusalcı Sırp Radikal Partisi'nde başladı ve 1998'de Slobodan Milosevic'in istihbarat bakanı oldu. Bundan birkaç ay sonra Erdoğan, İslamcı politikaları yüzünden hapse girdi.

Yaşadıkları geçmişe bakınca, bu ikilinin Sıbistan'daki Müslüman nüfusun çoğunluğunun yaşadığı Sancak'taki bir toplantıda, halkın coşkulu tezahüratı eşliğinde el sıkışacaklarını kim öngörebilirdi?

Erdoğan ve merhum Alija Izetbegovic'in oğlu Bakir İzetbegovic, daha doğal bir eşleşme olarak görülebilir.

Fakat, 2010 yılına dönüp bakarsanız, Ankara'nın, Bosna-Hersek'in üçlü başkanlık yarışında Bosna koltuğuna oturması için Bakir'in rakibi Halis Siljadzic'i nasıl desteklediğini mutlaka hatırlarsınız.

Şimdi hem Vucic hem Izetbegovic için Erdoğan, seçilmiş bir müttefik. Bosnalılar geleneksel olarak Türkiye'yi uluslararası bir hami olarak görüyor, Bosna'daki Sırp çoğunluğa ait Sırp Cumhuriyeti'nde Rusya'nın devamlı büyüyen varlığının pekiştirdiği bir durum bu.

Vucic de iş yapmaya açık. Bu, kendisinin bir yıl içerisinde Erdoğan'la yaptığı üçüncü yüz yüze görüşme. 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyareti sırasında Türkiye'yle serbest ticaret anlaşması imzalayan Sırbistan, daha fazla Türk yatırımı çekmekte çok hevesli.

Dahası, Batı karşıtı tutuma dönüşü ve birçok Sırp için popüler olan Putin'le sıcak bağları, düşmanlığı yatıştırmakta epey yol alıyor. Vucic'in ana akım medya üzerindeki kontrolünün uzlaşmayı olumlu bir hale çevirdiğini söylemeye bile gerek yok.

Sırp Cumhuriyeti'nin, İzetbegovic'in an itibariyle kolektif başkanlıkta yeri olmadığı için, İstanbul'da Bosna adına konuşmaya hakkı olmadığı yönündeki şikayetlerine basında çok yer verilmeyeceği kesin.

Bir yandan da Belgrad ve Saraybosna'nın kur yapıyor olması, tabii ki Türkiye'nin Balkanlarda elini sağlamlaştırıyor. Tıpkı Türk nakti gibi. Vucic ve İzetbegovic'in İstanbul'a gitme sebeplerinden biri de, Belgrad ve Saraybosna'yı bağlayacak karayolu konusunda bir orta yol bulmaktı.

Geçtiğimiz Ekim ayında, Türkiye Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Sırp meslekdaşıyla, yolun bir kısmını finanse etmek üzere bir MoU imzaladı. Fakat Bosna ve Sırbistan güzergah konusunda anlaşamadılar.

Saraybosna, Brcko ve Tuzla'dan geçecek bir kuzey güzergahı isterken, Sırbistan, Sırp Cumhuriyeti'yle beraber, Sancak üzerinden bir bağlantıyı tercih ediyor.

Her şey Erdoğan'ın desteğine bağlı. Vucic, güney güzergahının, son derece Türk ve AKP yanlısı bir seçim bölgesi olan Sancaklı Müslümanlar için daha faydalı olacağını düşünüyor.

Pazartesi günü gerçekleşen zirve kördüğümü çözemedi. Ama asıl önemli olan, sembolize ettikleri. Görüşmelerden önce İzetbegovic, "Bu dev bir proje -ama Türkiye de, muazzam işlere imza atan muazzam bir ülke," dedi.

Vucic ise, kendine düşen kısımda, Bosna ve Sırbistan'ın "bir daha asla sorun yaşamayacak" olduğunu ifade etti.

Görünen o ki, birçok komşusuyla çatışma yaşayan Türkiye, bu sefer değişiklik olarak yapıcı bir rol oynuyor.

Başarının bir kısmı, Erdoğan'ın Türk hırslarını bir miktar azaltmış olması. 2009-2010'da Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin AB ve ABD'nin yerine geçebilecek bir sorun çözücü olduğu yönünde çığırtkanlık ederek Balkanlara sınır çizmişti.

Yine de onun girişimleri, Sırbistan ve Bosna dışişleri bakanlarıyla düzenli olarak bir araya gelmesine rağmen, Bosna siyasetini felç eden kronik anayasal çıkmazlar gibi çetin cevizleri yumuşatamadı.

Bölgedeki bir diğer önemli uluslararası konu, Kosova söz konusu olduğunda ise Türkiye sürücü koltuğunda değil.

Makedonya'daki uzun süreli krizin sonunu getiren AB ve ABD'li diplomatlardı. Türkiye'nin tek tesellisi, Aralık 2016'daki genel seçimlerde AKP'ye bağlı bir partinin öne geçmiş olması.

Bugünlerde Ankara bölgede daha az varlık gösteriyor, ama görünen o ki daha iyi iş çıkarıyor. Balkan hükümetleri Türkiye'nin desteğini istiyor: mültecilerin gelmesini engellemek için, Hazar'daki doğalgazı bölgeye getirmek için, yatırımları güvence altına almak için.

Vucic ya da Bulgaristan Başbakanı Bokyo Borisov gibileri, Erdoğan'la beraber çalışmak için bir sürü iyi neden olduğunu düşünüyor.

Türkiye, Batı'yla olan stratejik bağlara bir alternatif değil, ama şüphesiz kullanışlı bir ek.