Suudi Arabistan sadece Türkiye’ye değil, herkese zeytin dalı uzatıyor - The Arab Weekly

Suudi Arabistan, son günlerde, bazıları Riyad'ın müttefikleri arasında olmayan farklı ülkelerden üst düzey devlet adamları için bir çekim merkezi haline gelerek büyük ilgi görüyor.

Bunlar arasında Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad el Sani, Pakistan Başbakanı İmran Han ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun ziyaretinin yanı sıra Riyad'ın İran'la doğrudan iletişim kanallarını açmaya yönelik sürpriz hareketi de vardı.

Körfez uzmanları, Riyad'ın İran'la doğrudan diyalog kurduğunu kabul etmesinin yanı sıra, ziyaretçilerin arka arkaya gelmesinin, Suudi liderliğinin bazı ülkelerle olan farklılıkların hafifletilmesine dayanan ve en tartışmalı konulardan bazılarını ikili bir perspektiften ele almaya çalışan yeni bir yaklaşımı yansıttığını belirtiyor.

Uzmanlar Riyad’ın ana hedefini, Körfez’deki veya daha geniş bölgedeki önceki ittifaklarından bağımsız olarak, her şeyden önce krallığın çıkarlarını araştırmak olarak görüyorlar.

Aynı uzmanlar, Suudi Arabistan'ın bölgesel değişikliklerden hızlı ve pragmatik bir şekilde yararlanmaya çalıştığını, önceki eğiliminden çok farklı olarak kararları erteleme ve diğerlerinin pozisyonlarının daha net hale gelmesini bekleme eğiliminden vazgeçtiğini düşünüyorlar.

Suudi liderliğinin eski ittifaklar ve rekabetlerle başa çıkma yöntemlerini değiştirdiğine de dikkat çekiliyor. İran ve Türkiye de dahil olmak üzere geleneksel rakipleriyle artık iletişim kanalları açmaya itiraz etmiyor.

Stratejisini, özellikle İran ile ilgili olarak kökten değiştirmeye başlayan Riyad, yeni ABD yönetiminin İran'la masaya oturmasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek gelecekteki gelişmeleri tahmin etmeye çalışıyor olabilir. Bu bağlamda, sonradan bir oldu bittiyle karşılaşmak yerine Tahran'la ısınma turları başlattı.

Suudi Arabistan, kendilerine yeniden güvenceler vermek, nükleer programları hakkındaki bölgesel endişeleri gidermek ve rollerinin birbirine karıştığı bölgesel krizleri azaltmak için bir diyalog arzusu iletmek için bir fırsat arayabileceklerini düşündüğü İranlıların doğrudan diyalog başlatmakla ilgileneceğine inanıyor.

Riyad'ı kazanmak Tahran'ın üzerindeki baskıyı hafifletebilir ve bölgesel rollerinin yerel olarak kabul edilmesinin önünü açabilir.

İran hükümet sözcüsü Ali Rabiei, bölge ülkelerini endişelendiren tüm farklı bakış açılarını ele almaya kararlı olduklarını söyledi. Bu farklılıkları sona erdirmenin ve bölge ülkeleri arasında bir güvenlik, iyi komşuluk ve kardeşlik iklimi tesis etmenin zamanının geldiğine olan inancını dile getirdi.

Suudi diplomasi tarihinde ender rastlanan bir olay olan Bağdat'ta İran'la gizli görüşmeler yapıldığını kabul ettikten sonra Riyad, Irak'ta İran ile bir sonraki tur görüşmeler için düzenlemeler yapmak üzere Suudi Savunma Bakan Yardımcısı Prens Halid bin Selman başkanlığındaki bir heyeti Bağdat'a gönderdi.

The Arab Weekly’ye konuşan Iraklı siyasi kaynaklar Suudi delegasyonunun Iraklı yetkililer ve ardından İranlı yetkililerle görüşecek bir dizi siyasi ve güvenlik figürü içerdiğini doğruladı.

Suudi-İran görüşmelerinin gündemi her ne kadar gizli tutulsa da, özel kaynaklar Suriye'nin geleceği, Lübnan hükümetinin kurulması ve Yemen'de ateşkes gibi konuların görüşülecek olası konular arasında yer aldığını belirtiyor.

Irak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gizli diyaloga ev sahipliği yapsa da, kaynaklar Tahran ve Riyad'ın Irak'la ilgili meseleleri derinlemesine irdelemekten kaçınacağını söylüyor.

Gözlemciler, Suudi Arabistan'ın İran'la geçmişteki "kırmızı çizgileri" geçmeye yönelik yeni ivmesinin, Suudilerin yavaş yavaş köşeye sıkıştıklarını ve kendi ulusal güvenlikleriyle ilgili zorlukları hesaba katmadan tavizler vermeye zorlayan Biden yönetiminin baskısına yanıt olarak geldiğini belirtiyor.

Riyad, İran’la doğrudan diyalog kurma isteğini ifade ederek, Suudi Arabistan'a şantaj yapmak için Tahran'ı korkuluk olarak kullanmak isteyenlerin ayaklarının altından halıyı çekmiş olacağını belirtiyorlar.

Ancak Riyad ile Tahran arasındaki diyaloğun sonucu ve gelecekte hangi düzeyde yapılması gerektiğine ilişkin beklentiler hala sınırlı kalmaya devam ediyor, zira bu aşamada iki ülkenin müzakerelerdeki temsil düzeyini yükseltmesinin zor olacağına dair göstergeler var.

Suudi Arabistan'ın İran adımı, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Riyad'ın İran'la "iyi ve seçkin" ilişkiler kurma arzusunu vurguladığı son TV röportajındaki açıklamaların sadece bir manevra olmadığını gösterdi. Tam tersine bu, ülkenin bölgesel çevresini yeniden şekillendirmeyi ve yeni çıkar temelli ilişkiler kurmayı hedefleyen Suudi stratejisinin bir parçasıydı.

Röportajında ​​Prens Muhammed, Suudi Arabistan'ın "İran'la durumun zor olmasını" istemediğini söyledi.

"Günün sonunda İran komşu bir ülke ve tek umduğumuz iyi ilişkilere sahip olmak" dedi.

Açıklamasında Prens Muhammed, "Bizim sorunumuz, nükleer programından bölgedeki yasadışı milislere verdiği desteğe veya balistik füzeleri ateşlemesine kadar İran’ın olumsuz davranışıyla ilgili. Bu sorunlara çözüm bulmak için bölgesel ve küresel ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz ve herkesin yararına olacak iyi ilişkiler için bunların üstesinden gelmeyi umuyoruz" ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, şaşırtıcı Suudi dönüşünün yeni ittifaklar kurmayı içeren bir vizyonun parçası olabileceğine ve bunun krallığın doğrudan rakiplerini saf dışı bırakabileceğini öne sürüyor. Özellikle son dönemdeki baskıların Türkiye, Katar ve Pakistan gibi son yıllarda Suudi karşıtı kampta yer almayı seçen tüm ülkeleri etkilediğine işaret ediliyor.

Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın göndermek istediği açık mesajın, ister Körfez, ister daha geniş bölgesel düzeyde olsun, eski ittifaklar ve rekabetlerle artık ilgilenmediği yönünde olduğunu söylüyor.

Buna örnek olarak Katar ve Bahreyn arasında yaşanan anlaşmazlığa Riyad’ın mesafeli durması gösterilebilir.

Yeni stratejisine göre Riyad sorun yaşadığı ülkelerle ayrı görüşmeler yaparak çözüm bulmayı tercih ediyor gibi görünüyor. Bu durum Suudi Arabistan'ın, Türk mallarına yönelik Suudi boykotunu aşmanın yolu olarak artık uzlaşmayı gören Türkiye'ye yönelik tutumunda netleşti.

Prens Muhammed’in son açıklamasında Yemen’deki Husileri tanıyabileceğine dair işaretler de bulunuyor.