Cengiz Aktar
Ağu 12 2019

Uluslararası statükoların sonu

Üç K! Kudüs, Keşmir, Kıbrıs!

Yıllar önce Pakistanlı bir iş arkadaşımdan işitmiştim. İslâm dünyasının üç travması olarak bilinirmiş Pakistan’da. 

İlginçtir ki Soğuk Savaş sonundan bu yana altüst olan düzenin geldiği küresel keşmekeş noktasını iyi anlatan bir üçlü bu.  

Bu üç kadim sorun yakın zamana kadar görece bir statüko sayesinde nispeten sâkin bir seyir hâlindeydi. Üç statüko da birdenbire ve hızla altüst oldu. Hem bu sorunların özelinde hem de uluslararası keşmekeş açısından statükonun bozulması son derece vahim.

Keşmir’den başlayalım. 

Keşmir’in 220.000 km2’lik toprağı Hindistan, Pakistan ve Çin arasında bölünmüş durumda. Ancak Hindistan ile Pakistan tam kontrol iddiasından vazgeçmiş değil. 

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi (BJP), Hindistan’ın anayasal garantisi altında bulunan Keşmir’in görece muhtariyetini kaldıracağı vaadini içeren bir platformla Mayıs’ta yeniden seçildi. Ve geçenlerde, Hindu milliyetçisi çizgisini perçinleyerek seçim vaadini yerine getirdi.

Hindistan hâkimiyetindeki Jammu ve Keşmir bölgesine savunma, iletişim ve dış ilişkiler dışındaki tüm alanlarda kendi karar alma haklarını veren Hindistan Anayasasının 370’inci maddesini iptal etti. Ve özerk statünün kaldırmasıyla beraber kıyamet kopmaya başladı. 

Keşmirli isyancıların, Keşmir’in nispeten küçük bölümünü kontrol eden Pakistan’ın ve özerkliği ilgâ edilen bölgede Çinlilerin yaşadığı Ladak alt-bölgesinin de özerkliği ilgâ edildiği için Çin Halk Cumhuriyeti’nin tepkileri gecikmedi. 

1989’dan bu yana Hindistan kontrolüyle mücadele eden Keşmirli isyancılar bölgenin Pakistan yönetimi altına girmesini ya da bağımsız bir ülke olarak birleşmesini talep ediyor. 370’inci madde Jammu Keşmir bölgesi dışından gelenlerin kalıcı olarak bölgeye taşınmasını ve mülk satın almasını önlüyordu.

Bu önlemin gevşetilmesi, Modi hükümetinin, Hindu yerleşimcilerin Keşmir’e taşınmasının önünü açarak Müslüman çoğunluğa sâhip Keşmir’in demografisini tehdit etme potansiyeli taşıyor. 

Geçen pazartesi alınan kararda, Keşmir’e binlerce ilâve Hint askerinin yerleştirilmesi ve güvenlik soruşturması sırasında İnternet ve telefon hizmetlerinin askıya alınması mevcut. Yeni Delhi’nin kıskacı hızla daralıyor ve gezegenin en militarize bölgelerinden biri büyük tehlike arzediyor.  

İslamabad’ın tepkisi şimdilik Hindistan’ı “çok tehlikeli bir oyun oynamak” ile suçlamak ve Birleşmiş Milletlere müdahale etmesi çağrısında bulunmakla sınırlı kaldı. Ne var ki nükleer silaha sâhip iki komşu, Hindistan alt kıtasındaki Britanya yönetiminden bu yana 1947, 1965 ve 1999’da üç kez Keşmir bağlantılı savaşa tutuştular.

Ama her seferinde askerî harekât akim kaldı ve 1948’de Birleşmiş Milletler gözetiminde iki ülke arasında varılan Keşmir statükosuna geri dönüldü. 

İşte bugün bu statüko, hem de savaş olmaksızın yerle bir olmuş durumda ve bilinmeyeni çok yeni bir döneme işaret ediyor. Hem iki ülke hem daha geniş bölge hem de uluslararası düzensizlik açısından…

Diğer bozulan statüko Kudüs’te. 

Netanyahu hükümetinin 2018 Temmuz’unda İsrail’in Yahudilere ait olan bir ulus-devlet olmasına hükmetmesiyle 1948’de devletin kuruluşundan beri kabul görmüş statüko zaten bozulmuştu. Trump ABD’sinin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi ve ABD Büyükelçiliğini 14 Mayıs 2018’de Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması statükoyu yerle bir etti. 

ABD üç dinin mukaddes şehri için uluslararası bir rejimin kurulmasını sağlayan 1947 Kasım’ındaki Birleşmiş Milletler Paylaşma Planına ve 1948 Arap-İsrail Savaşını takiben 1948’de 194 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına olumlu oy vermişti.

Ancak 1949’da, Kudüs’ün BM’nin yönetiminde özel bir uluslararası rejimle, bir “corpus separatum” (sınırdaş olduğu ülkelere kıyasla farklı yasa ve politik statüsü bulunan) olmasını talep eden 303 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına karşı oy kullanmıştı. O zamandan beri ABD’nin tavrı Kudüs’ün nihaî statüsünün kalıcı barış müzakereleriyle çözülmesi olmuştu. 

Trump’ın en önde gelen Cumhuriyetçi politikacılara rağmen Amerikan aşırı sağına yakın radikal Yahudi lobileriyle birlikte hareket ederek aldığı bu kararın artçıları olacaktır. 

Üçüncüsü Kıbrıs’ın kuzeyinde ateşkes sınırında TSK işgalindeki Maraş (Varosha) bölgesinin iskâna açılma kararı.  

Geçen hafta perşembe günü, bir uzmanlar ekibi KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ile birlikte 1974’ten bu yana ilk kez Maraş’a girdi. Tesadüf o ki aynı gün BM Güvenlik Konseyi oybirliğiyle Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler Barış Gücü Operasyonunun görev süresini yenileyen 2483 sayılı kararı kabul etti. Kararda Maraş’ın iskâna kapalı özel durumuna atıf var.   

Kıbrıs meselesinde “hayalet kasaba” olarak geçen Maraş, TSK kontrolündeki Mağusa kasabasının çitle çevrili bölümüdür. BM Güvenlik Konseyi’nin 1984 tarihli ve 550 sayılı kararına göre Maraş’ın herhangi bir bölümüne eski sakinleri dışında kimse yerleşemez. 

Ankara’nın dahli olmadan olamayacak Maraş oldubittisi KKTC’deki sıkışmışlığın, milliyetçi kolaycılığın emaresi olduğu kadar Ankara’nın kural tanımazlığının da kanıtı. Tıpkı Hindistan ve İsrail gibi. 

Keşmir, Kudüs ve Kıbrıs literatürde “ne savaş ne barış” olarak adlandırılan statükoların en eskilerindendir. Japonya ile Rusya arasındaki Kuril adaları anlaşmazlığı, koloniyalizm döneminden kalan bir dolu anlaşmazlık da bu kategoridedir. 1989 sonrasında bunlara Dağlık Karabağ, Abhazya, Güney Osetya, Kırım gibi yenileri eklendi. 

Bu donmuş sorunlar, iyinin kötüsü, yani savaşa tercih edilen statükolarla bugüne kadar geldi. Bundan böyle 3K örneğinde olduğu gibi BM kararlarını hiçe sayma anlamı taşıyan kural tanımazlık yeni normal olacak gibi duruyor. Bu yeni normal cehennemin kapısını gösteriyor olabilir. 

Türkiye’nin reisinin bütün bu sorunlardan da eskiye uzanan Lozan Antlaşması gibi bir uluslararası akdi tanımama iddiasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.