‘Boş ol’ yaz, boşluk bırak...

Diyanet’in geçen hafta SMS ve faks yolu ile boşanmanın kabul olduğunda dair verdiği fetva gündemi meşgul etmeye devam ediyor.  Böylesine hassas bir meselenin bir SMSe bağlı olması, bazı soru işaretlerine neden olurken, Diyanet’in çağımız iletişim vasıtaları değerlendirilerek paylaştığı fetva konuşulmaya devam ediyor.

‘’SMS yoluyla ‘Benden Boş ol!’’ başlıklı Karar yazısında Mustafa Öztürk,  Diyanet’in “Bir kimse, yüzüne karşı ‘seni boşadım, benden boş ol’ gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahi olarak söylemek suretiyle eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir, ‘’ifadesini ele alırken bu fetvanın geleneksel fıkıh mantığı ve mentalitesine yönelik zihniyet analizi açısından incelenmeye değer olduğunu ifade ediyor.

Klasik fıkıh doktrinine göre boşama ve boşanmada (talâk) temel unsur, siygadır. Hanefî mezhebi tarafından uygulanan bu yaklaşımda aslolan söz veya sözlü beyandır. Fıkıhta her zaman olduğu gibi, istisnalar vardı ve bazı durumlarda yazı ve işaret söz yerine geçer..

Yine aynı fıkhi bilgiler bize boşanmanın karı-koca arasında bir çift sözle başlayıp bitmekte, yani koca “Boş ol…” dediği an itibariyle boşama/boşanma gerçekleştiğini bildiriyor. Öztürk bu uygulamaya biraz daha yakından bakarken, birçok fakihe göre “Boş ol!’” sözü şakayla söylense dahi boşama gerçekleştiğini, fakihlerin çoğunluğu için sarhoş kişinin boşamasının da geçerli kabul edilmediğine değiniyor.  Nihayetinde  boşama/boşanma off the record (kayıt dışı) olarak gerçekleşen bir olaydır.

Islam fıkhında boşama yetkisin kocaya verdiği için kadının evlilik hayatının akıbeti  ‘kayıt dışı bir çift söze’ bakmış oluyor.  Öztürk bunun kadın aleyhinde ciddi istismarlar, mahzurlar ve mağduriyetler doğuracağının altını çiziyor.

Diyanet’in ise bu konudaki yaklaşımını eleştiren Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor;

‘’Talâk işlemine devletin müdahil kılınması, yani mahkeme yoluyla bu işleme resmiyet kazandırılması ve miras, tazminat, nafaka gibi konularda hukukî sonuçlar doğuracak şekilde kayıt altına alınması zorunludur. Resmî tescil evlilik akdi için de söz konusudur. Daha açıkçası halk arasında “imam nikâhı” diye tabir edilen ve çoğu zaman merdiven altı denebilecek usullerle gerçekleştirilen gayri resmî nikâhın da ancak devlet tesciliyle meşruiyet kazanacağını söylemek lazımdır. Ama gelin görün ki Din İşleri Yüksek Kurulu şifahi kültür kodlarının egemen olduğu bir dönemde, köy veya kasaba ölçeğine göre düzenlenen ve birçok yönüyle İslam öncesi dönemdeki örfî uygulamayla örtüşen şifahi boşama prosedürünün klasik fıkıh literatüründeki formülasyon şekline tarih-üstü değer atfetmektedir. Böyle bir mantık ve mentalite ile ne din ve diyanet ne de kültür ve medeniyet açısından bugünkü dünyaya söyleyecek bir sözümüz olabilir.’’

Talâk işleminin mahkeme sürecine bağlanması ve böylece resmî tescille kayıt altına alınması gerektiğinin altını çizen Öztürk, evlilik ve boşanmanın “din”e taalluk eden meseleler olmadığını hatırlatıyor.  Yazara göre evlilik en nihayet bir akittir ve boşanma ise bu akdin bozulmasıdır.

Din İşleri Yüksek Kurulu ise asırlar öncesindeki sosyolojik şartları göz önünde bulundurarak, o asırlardaki fıkıh mantığıyla ‘son model’ bir soruyu cevaplamıştır.