Diyanet İşleri Başkanı giderken masaya 'zarf' da bırakmış mıdır?

Sistemin işleyişine bir kez çomak soktunuz mu devamı da geliyor. Hem de çorap söküğü gibi. Çürümüşlüğün işlemediği alan kalmıyor. 

İktidar safları sıklaştırırken elbette din kalemini de es geçmiyor, es geçme lüksü de pek yok. Zira, bu ülkedeki din anlayışı bireyin akıl ve mantıkla düşünerek iman etmesine değil, iradesini bir hoca, şeyh, şık ve ya da tarikat liderine teslim etmesiyle şekilleniyor. 

Öyle olunca da gönül bağı kurulan dini grup ya da kişiler neyin şeklini aldılarsa, onları izleyenler de o şekli alıyor. Çoğu zaman da o kaptan ne yemek yenilir ne de su içilir hale geliyor. Dünya zevklerini nefsinde öldürmeye çalışanlar, nefsi yok etmek için kademe kademe yollardan geçenler, bir bakmışsınız dünyanın tam da merkezi zevk ve sefalarının talibi. 

Yani siyasetin. Yani paranın, yani refah ve sefahatin...

Bu da 21. yy İslam yorumunun en büyük açmazlarından. Bundan ötürü, aklını da vicdanını da başkasının itaati altına vermemiş Müslümanlar, "Biz onlarla (şeyhinin müridi, devletinin diyaneti) tayfası ile aynı dinden değiliz" diye haykırmak zorunda hissediyor. 

Hele bu itiraz bir din adamından -kara koyun ilan edilen- geliyorsa çok daha anlamlı. İtiraz ekolünün en görünür ve de tüm yasaklara rağmen sesi gür çıkan temsilcisi de ilahiyatçı İhsan Eliaçık. 

Eliaçık, bugün yaşananların gerçek İslamiyetle ilgisi olmadığını, bunlara bakıp da, “Allah’ın dini böyle mi olur?” diyerek ateist olanlar bulunabileceğini belirterek, “Zaten ben de bu dinin ateistiyim” diyor açık açık.

Çarpık, siyasete meze, her günahı akça pakça edip din diye sunanlar karşısında bu isyanın farklı bir versiyonu AKP mahallesinde de mevcut. 

Yeni Akit'in yazarı Abdurrahman Dilipak'ın her üç yazısından biri, 'cehennem sizi bekliyor' tadında. Kime yapıyor böylesi üst perdeden bir uyarıyı? Elbette AKP'lilere. Yani yoldaşlarına, hempalarına. 

İşi helal diskoya kadar vardıran mütedeyyin, muhafazakar kesime yüklendikçe yükleniyor Dilipak ama nafile. Atı alan Üsküdar'ı geçmiş, zevkin kucağında dini mırıldanmalar sarmalı AKP'nin 'burjuvazisi'ni çoktan ele geçirmiş vaziyette. 

Kimbilir, Dilipak bu uyarıyı geminin yakında su alarak hızla batacağını öngörerek yapıyor. Geminin battığı gün de ortamlarda 'yiğitçe' salınıp "Çok uyardım dinletemedim ama" diyeceği günlerin yakın olduğunun farkında belli ki. 

Gelelim bu yazıyı yazdıran konuya. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, kurumunun toplumun dini, beşeri tüm pratiklerine nüfuz etme çabasının bir parçası olarak bu kez de iş insanları ile Ankara'da bir masada buluşup yemek yemiş. 

Diyanet'in görevi hac, umre, namaz vakitleri, vaaz, hutbe, cami değil miydi? Ya da en fazla, Cuma Namazı'na gelen müminlere 'AKP propagandası' yapacak imamlarla kadrolaşmak ve bütçenin köküne kibrit suyu dökmek değil miydi?

Ama belli ki sınır tanımayan bir din anlayışı ile karşı karşıyayız. Sıra iş adamlarına ayar vermeye, onları hizaya sokmaya, din-Allah-kitap sarmalı içinde hem iktidara hem de Diyanet'e daha 'sadakatli' kılmaya gelmiş.

Daha ne kadar sadakatli olabilirler orası da ayrı. Sadakatinden şüphe duyulanların mallarına kayyum marifetiyle çöküldü, bu iktidar varken kendilerine ekmek çıkmayacağını gören iş adamları ise sermaye ve işlerini yurt dışına taşıdı, bir kısmı da, "Lanet olsun" deyip, elindekini avucundakini satıp piyasadan tüydü. 

Kalanlarla oynamak üzere topa girmiş görünüyor Diyanet.

Peki o toplantıda neler söylemiş Erbaş, bunu da kurumun Internet sayfasından aktarmışlar:

"Ankara’da sanayici ve iş insanlarıyla bir araya gelen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, yerli üretimin önemine değinerek, 'Sanayicilerimizin daha fazla mal üretmesi lazım. Milletimizin de yerli ürünleri öncelikli tercih etmesi lazım' dedi."

Neyse ki, "Ey gafil üretemiyorsan bir sor niye diye. Çünkü yeteri kadar dindar değilsin" dememiş en azından.

Yoksa demeye mi getirmiş?

Erbaş, Peygamberin “Kazancın onda dokuzu ticarette ve cesarettedir” hadisini de hatırlatmış.

Peki mal zekatsız, sadakasız olur mu? Olmaz tabii ki İslam'a göre. O halde? Pamuk eller cebe.

Niyet okuyayım ve durumu bir adım daha öte taşıyayım. Bundan sonra bir fon kurulur ve iş adamlarının mallarının 40'ta birlik zekatının Diyanet'e verilmesi yönünde bir 'tavsiye' kararı alınırsa ne olur? 

O 40'ta biri Diyanet'e vermeye yanaşmayan iş adamlarının hali nice olur, mesela?

Belli ki, iktidar hem yurt dışında hem de yurt içinde Diyanet üzerinden siyasi yayılmacı programını genişletme kararı aldı ve bunun için para lazım. Hazine'nin dibi göründü malum. Bütçeden Diyanet'e oluk oluk para akıtılan bolluk günleri geride kaldı. 

Şimdi sıra iş adamlarının Diyanet için pamuk ellerini ceplerine atmalarında.

Evet, Erbaş'ın 'iş dünyası' ile biraraya gelmesi, bir nevi masaya 'zarf' bırakıp gitmesidir. Artık gönülden ne kopar, içi ne ile doldurulursa... 

Hani ücretsiz olduğu belirtilen devlet okullarında evlere yollanan, "Aman ha şu kadar liradan az olmayacak miktarda para" konulsun günleri vardı ya. Tam da öyle.

Diyanet, iş adamlarının masalarına hacmi, ebatı geniş birer zarf bırakmış, içinin de şişkince doldurulması niyetini aşikar etmiştir.

DİTİB'i yurtdışında beslemek kolay değil. İçeride de mücadele edilecek bir dolu tarikat, cemaat var. Baksanıza, Furkan Vakfı grubu gibi 'uyumsuzlar' çıkıp, AKP'nin de Diyanet'in de tezgahına taş koyuyor. Hiç olacak iş mi?

Sayın iş adamları, pamuk eller cebe lütfen!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.