Şahsımın Diyanet'ine laf söyletmem!

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ramazan ayının ilk cuması nedeniyle verdiği hutbede sarf ettiği sözlerinden sonra yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bağnaz İslami-faşizan bir rejimin pençesinde olduğunun son göstergesi oldu.

Belirli yaşam tarzını seçmiş insanları hedef alan bu “ötekileştirici” hutbeyi eleştiren Ankara Barosu, AKP yönetimi tarafından yaylım ateşine tutuldu, Diyanet Baro hakkında suç duyurusunda bulundu.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ı eleştirdiği açıklamasının "faşist" olduğunu iddia etti. Twitter hesabından bir açıklama yapan Çelik, şöyle bir iddia da bulundu:

"İnsanların inandıkları değer sistemine göre konuşması en doğal haktır. Anormal olan bunun tersini talep etmektir. Ankara Barosu’ndan kafasını uzatan faşist zihniyet, Sayın Erbaş'ı en temel haktan mahrum etmeye çalışan küstahça bir saldırganlık sergilemektedir." 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ramazan ayının ilk cuma günü verdiği hutbede Kur'an-ı Kerim’de yer alan Lut kavminin lanetlenmesi ile ilgili, “Ey insanlar. İslam, zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti.

Yılda yüz binlerce insan gayrimeşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim" ifadelerini kullanmıştı.

Diyanet İşleri Başkanı’nın yedinci yüzyıl Arap toplumuna yönelik bir mesajı, zamanı dondurarak çağdaş bir yorum getirmeden 2020 Anadolu’suna aynen taşıması absürt bir tutumdur. Aklı başında her insan da toplumun bir kısmını ötekileştiren böyle bir söyleme karşı durması zamanın ruhu gereğidir.

Gelişmiş Batı toplumlarında, böyle bir söylem en azından nefret söylemi olarak yaftalanır ve sözün sahibi hukuki bir sürecin muhatabı olur, onu eleştirenler değil.

Eğer, Kuran’daki her ayeti günümüz koşullarına aynen taşıyacaksak bu ayeti unutmayalım mesela:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Bu ayetin ışığında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na “Dostum Trump” diye hitap edenler Kuran’ın temel hükmünü çiğnemiş mi oluyor diyeceğiz. Hayır, bu ayetin Hz. Muhammed’in Hristiyan ve Yahudi grupları ile savaş halinde olduğu bir dönemin ürünü olduğunu bilecek, günümüz koşullarında bir anlamı olmadığını bileceğiz. Zaten günlük hayatın koşulları da bunu zorunlu kılıyor ve Müslümanlar bu ayet yokmuş gibi davranıyor.

Bu mantığın varacağı sonuç “Onları yakaladığınız yerde öldürün” (Bakara 191) ve “müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” (Tevbe 5) noktasına kadar varabilecektir açıkçası ve gösterilen öfke ve tehdit gidişatın bu yolda olmasa da baskının tarihte eşi görülmemiş bir noktaya doğru evrileceğini göstermektedir.

Erdoğan, koronavirüsü kullanarak toplumu kendi doğru bildiği yönde biçimlendirme çabasına devam ediyor. Onun zihnindeki dünyada eşcinsel, nikâhsız olarak bir arada yaşayanlara yer yok.

Tüm dünyayı pençesine almış bir salgının sorumlusu olarak böyle bir yaşam biçimine sahip insanların hedef gösterilmesi çok açık ve net biçimde nefret söylemidir ama daha da kötüsü bu insanların Türkiye’deki hayatlarının daha da cehennem olacağının göstergesidir.

Diyanet İşleri Başkanı’nın bu söylemi İslam dininin Türkiye’de ve genel olarak dünyada yaşandığı biçimiyle moderniteden ne kadar koptuğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda devlet aygıtının yargı ve güvenlikle birlikte en önemli aracı haline geldiğinin.

Türkiye’de Diyanet’in eşcinsel ve özgür kadın sorunu vardır ama çevre sorunu yoktur, yolsuzluk sorunu yoktur, daha da vahimi akıl sorunu yoktur. Bu devletin elindeki din size sorgulamayı değil, itaat etmeyi, düşman edinmeyi öğretir. Özgürlüğün bölünme anlamına geleceği korkusunu pekiştirecek mesajlar verir, büyüklerin sözünden çıkmamayı öğretir.

Diyanet İşleri Başkanı’nın bir tek gün gelin çevreyi koruyalım, gelin yolsuzluklarla mücadele edelim, hava kirliliğine karşı mücadele edelim, doğayı tahrip etmeyelim tarzı mesaj verdiğini duydunuz mu mesela? Duyamazsınız çünkü bu mesajlar tam da hizmet ettiği güçlerin yaptıklarını sorgulatacak mesajlardır. Orada susar, hedef şaşırtır.

Acılı, sancılı ve çileli bir dönem. Kesin sonucu ne olur elbette bilemem ama sonuçlarından birinin, dinden soğuyan insan sayısında rekor artış olacağından eminim.


© Ahval Türkçe