Altı yıl sonra seyirciyi bekleyen Behzat Ç.

Bir Ankara polisiyesi olarak başlamıştı Behzat Ç. Ankaralılar bu televizyon dizisine hiç umulmadığı kadar güçlü bir şekilde sahip çıktı.

Siyasetin, kulislerin, dolapların döndüğü yarı aydınlık koridorlarıyla zihinlerde 'gri' bir yer edinen Ankara, bundan altı yıl önce kendi alternatifini bir dizide ete kemiğe bürünmüş halde gördü. 

AKP elitinin siyaset merkezi Çukurambar ile, AKP öncesi siyasi elitinin bistro ve kebapçılarının mekanı Balgat'a karşı alternatif bir mecraydı Behzat Ç. ve onun çekildiği mekanlar. Ankara Kalesi, Cumhuriyet'in kuruluşunun simgesi ve ilk adresi Ulus, hatta yer yer ODTÜ, Hacettepe vurgusu, muhalif ve de siyasetin Ankara'yı esir almaya çalıştığı 'uzun el'e karşı bir isyanın konuşlanışıydı aynı zamanda Behzat Ç. 

Tam da bu nedenden ötürü, üniversite gençliği başta olmak üzere, Ankara'ya giydirilmeye çalışılan elbiseye itirazın simgesi oldu Behzat Ç. Bir cinayet masası polis müdürünün isyankar, sistemi sorgulayan tavrı milyonların gönlüne taht kurdu.

Söylenemeyenleri bir polis müdürünün ağzından duymak Ankaralılara hem iyi geliyordu hem de Behzat Ç. 'başka bir Ankara daha var' demenin yeni ve benzersiz bir aracına dönüşüyordu. Bir süre sonra, Ankaralılar için bir gurur vesilesine de dönüştü 'Behzat Amir.' 

İktidara, kurulu düzene itirazın da adresi oldu dizi.

Altı yıl önce böyle başlayan macera, şimdilerde kaldığı yerden devam etmek üzere yola çıkmış vaziyette.

Blu TV'de sevenleriyle yeniden buluşuyor Behzat Ç.

Bu karaktere hayat veren oyuncu Erdal Beşikçioğlu da, hem karakteri, hem yeni versiyonunu hem de izleyiciyi bekleyenleri anlattı.

Milliyet Gazetesi'ndeki röportajın satırbaşları şöyle:

"- Aslında Behzat’ın bir gün geri dönmesi gibi bir ihtimal yoktu değil mi? Yoksa var mıydı sizin kafanızda?

Yok, hiç. Biz Behzat’ı yaptık bitti, rafa kaldırdık nihayetinde. Superman’in yaşlanması gibi bir şey aslında bu. Sen süper bir kahraman yaratıyorsun, bu süper kahramanın kendi içerisinde zamana direnememesi demek aslında. O yüzden kafamızda hiç böyle bir şey yoktu. Fakat bu Wolverine’in yaşlanması da “Acaba olabilir mi?” düşüncesini getirdi. Öyle olunca Serdar Abi (Akar) bir gece “Niye çekmiyoruz oğlum biz bu işi?” dedi. Dedim “Eğer çekebiliyorsanız çekin”. “Dijital kanala çekeriz” dedi, “Eee yapabiliyorsak yapalım” dedim. Ercan (Mehmet Erdem) zaten herhalde kapı eşiğinde bekliyormuş, yazıverdi hemen dokuz bölümü.

- Tek başına mı yazıyor, Emrah Serbes yok mu işin içinde?

Tek başına yazıyor. Bize gelen hikâye, kendi içerisinde tatlı, güzel bir hikâye. Dokuz bölümlük bis gibi bir şey oldu bu. Hani bizim yeniden o işe başlamamız, yeniden bir oyuncu olarak buna cesaret etmek de başka bir durum. Sadece ben değil, bütün ekip için öyle. Ama bir baktık ki biz çok özlemişiz yarattığımız karakterleri. Mesela Canan’ı (Ergüder) çok özlemişim ben, oynarken bambaşka bir kimya oluştu. Canan da çok özlemiş.

- Bütün ekip aynı mı?

Fatih (Artman) askerde. O yüzden olamadı. Ama İnanç (Konukçu) aynı şekilde, Berkan (Şal) aynı şekilde, Canan, Ege Abi (Aydan), Ayça (Eren), Eray (Eserol), Güven (Kıraç), Nejat (İşler) aynı şekilde hep beraberiz. Şöyle söyleyeyim; ilk iki bölümü hatırlamıyoruz bile, o kadar keyifliyiz ki.

- Ahu Türkpençe var gördüğüm kadarıyla.

Ahu da geldi evet, son bölümde Belçim (Bilgin) geldi. Şu anda sezonu çektik, bitirdik. Bakacağız bakalım bundan sonrasına.

- 2013 yılında Balçiçek Pamir’in programına katılmışsınız, “Behzat Ç.”den “biten” diye söz etmek istemiyorsunuz.

Ama onu ben ruhani olarak dedim yani.

- İçimizde yaşıyor gibi...

Gibi bir şey evet. O kadar tuhaf bir şey bıraktık ki geriye. Azalacak yerde çoğalarak devam etti. Ve böyle bir şey de bize denk geldi. Televizyondan kalktı ama Behzat hiçbir zaman gönüllerden kalkmadı. Gönüllerde katlanarak devam etti. İnsanlar özledikçe bir daha bir daha seyrettiler. Bazen bizim oyunlara pankart açanlar bile vardı. Finalde alkışta.

- Ne diye?

İşte yine Behzat, tekrar Behzat diye. İnsanlar “saçma sapan konuşma la” tişörtleriyle falan geliyorlardı oyunları seyretmeye.

- Herhalde sizin için de Behzat’ın yeri ayrıymış.

Tabii. Aslında Behzat’ı tekrar kabul etmek, kendi içinde seyirciye boyun eğmek gibi bir şey. Çünkü bir oyuncu her zaman yeni olanın peşinde koşmak istiyor ama özellikle televizyonda, madem böyle bir şey var, o zaman var olan bir şeyin içinde yeniyi arayalım dememe sebep oldu. Kabul etmediler yani baktığın zaman.

- Başka rollerde mi sizi istemediler?

İstemediler. Çünkü onların gönlünde biz amirdik. Bazen çok güzel roller çıkardığımız oldu tabii ki. Bunu televizyon için konuşuyorum sadece. Sinemada başka. Meraklısı gider seyreder ve bizim performansımıza bir not verebilir. Onun başka bir entelektüel seviyesi var, sahne üzeri başka bir entelektüel seviye ama televizyon öyle değil. Televizyon tüm entelektüel kriterlerden kurtulmuş, pirüpak bir ruhun izlediği bir şey. Çok istediler, buna kayıtsız kalamazsın ki. Bir de öyle ki, seyircisiyle olgunlaşmış bir karakter.

- Şimdi nasıl bir Behzat var karşımızda?

Biraz daha kendi içinde özel bir davası olan Behzat var. Adalet için değil de kendi adaletini empoze etmeye çalışan bir Behzat var. Artık iyice statülere aldırış etmeyen bir Behzat. Eskiden de öyleydi ama biraz daha umursar vaziyetteydi. Bu sefer umursamaz bir Behzat var. O da matematiği çok tuhaf bir hâle getirdi bizim için. Yine eski Behzat ama onu söylersem eğer tüyo vermiş olacağım, oraya girmeyelim, cinayet büroya dönmesine sebep olan durumun peşinden koşan bir Behzat. Daha kişisel bir davası var artık.

- Nedir gerçekten bu diziyi bu kadar özel kılan?

İçindeki çocuğun samimiyeti, hepimizin adalet olgusuyla ilgili derdinin olması ve Behzat’ın da bunu ağzına geldiği gibi söyleyebilecek bir patavatsızlığa sahip olmasından. Hepimizin yapmak istediğini o olabildiğince patavatsız bir şekilde yaptığı için biz sevdik. Bizim sözcümüz olduğu için belki de sevdik. İnsan ilişkilerindeki o candanlığı sevdik. Dilini çok sevdik. Anlatım biçimini çok sevdik. Biz sevdiğimiz için seyirci de sevdi demek ki."

Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz