Çukur'un Azer Kurtuluş'u Cihangir Ceyhan: İdolüm Yılmaz Güney'dir, Çukur'um Adana'dır

Cihangir Ceyhan, “Sıfır Bir-Bir Zamanlar Adana’da”nın namı-ı diğer Cio Baba’sı, şimdilerde ise Çukur’un Azer Kurtuluş’u… Oynadığı karakterler halk tarafından oldukça seviliyor, takdir görüyor. O ise hayallerini gerçekleştirmenin peşinde bir oyuncu… Herkese ve her şeye rağmen kişisel devrimini gerçekleştirmiş biri… Ama kendisini “halkın adamı” olarak niteliyor. İnternet ortamında Ceyhan’la ilgili birçok yalan yanlış bilgi yer alıyor. Biz iyisi mi kendisine soralım dedik ve kapısını çaldık.

Hem oyunculuk macerasını, hem hayatını, hem Sıfır Bir’den ayrılma nedenini hem de Çukur’a dahil olma serüvenini konuştuk. Cihangir Ceyhan Ahval’e samimi açıklamalarda bulundu.

Adanalı yoksul bir ailenin çocuğu ve bunu kendi cümleleriyle şöyle anlatarak başlıyor söze:

“Yaşadığımız şehrin (Adana) sosyolojisine baktığınız zaman bizimle aynı maddi düzlemde olan çocukların ezgin bir hayatı olur. Çocukken o durumun çok farkına varamazsınız ama 14- 15 yaşlarına geldiğinizde algılamaya başlarsınız. Adana çok sıcak olduğu için millet denize gider siz gidemezsiniz, insanlar yazlığına gider tatil için siz gidemezsiniz… Yaşadığın şehirde dershaneye gidersin ailen bir şekilde dershane parasını bulur ve gönderir fakat dershane sonrasındaki sosyal hayatın içine cebinde paran olmadığı için sen katılamazsın… Zaten varoş kesimin yapabileceği çok fazla sosyal etkinlik yok. Ya bisiklet sürersin ya kanala gider yüzersin. Cihangir Ceyhan da bu varoş kesimden gelen bir gençtir.”

dizi

Yine de kendisini şanslı buluyor, çünkü siyasi görüşü olan dayısı nedeniyle evlerine kitap girdiğini söylüyor:

“Bizim aynı semtte yaşadığımız insanlara nazaran tek bir artımız vardı. Oda dayımızın biraz siyasi bir adam olmasıydı. Onun sayesinde evimize kitap giriyordu. Dayım abimlere çok kitap okuttu, vizyonlarını geliştirecek şeyler yaptı. Ablamla abim daha entelektüel tiplerdi. Bizim evimize erken yaşlarda karikatür girmeye başladı. Abim çok hazırcevap bir çocuktu. Onu hazırcevap yapan şey ise okuduklarıydı diyebilirim. O dönemlerde futbola gitmek istiyordum abim; futbol oynarsan keko olursun baskete git dedi. Ben de basket oynamaya gitmiştim, Çukurova Üniversitesi’nde oynadığım içinde arkadaşlarımın çoğunluğu profesör çocuğuydu. Onların maddi durumu iyiydi, istediklerinin birçoğunu yapabiliyorlardı. Ben her ne kadar iyi oyuncu olsam da yapabileceklerim maddi durumumdan ötürü sınırlıydı. Onlar arabalarla gezerken, yazlığa giderken ben kendi kabuğuma çekiliyordum.”

Dört kardeş olduklarını ve bir ablasını kaybettiklerini söyledikten sonra, kendisini “oldum olası hayalleri olan ve onların peşinden koşan biri olarak” tanımlıyor:

“Mesela Çukur’un galasına gitmeyi hayal etmiyordum ama o enerjiyi,o özgüveni, o doğal endorfini hep çağırdım. Kendimi hep orada gördüm. Ama kendimi hiçbir zaman çok lüks arabalarla gezen, çok pahalı ortamlarda viski açan, diğer insanları ezen, lümpen boyutundaki insanlar gibi görmedim. Her zaman halktan bir insan olarak gördüm.”

dizi

Peki, Cihangir Ceyhan’ın oyunculuğa ilgisi nasıl başlamış, ondan dinleyelim:

“İyi bir hikaye anlatıcısıydım, iyi de taklitler yapardım. Büyüklerimizin sohbetinde de çok bulundum. 10 yaşındayken 25 yaşındaki bir insan gibi konuşuyordum. Bunların hepsi beni besleyen şeyler oldu. Hem taklit yeteneğimi hem de ruh dünyamı besleyen şeylerdi. Aslında oyunculuk işinden önce kamera arkasında çalışan biriydim. Çevremde rap yapan arkadaşlar vardı onlara klip çekiyordum. O dönemler Vimeo izleyip oralardan teknikler öğrenirdim. Tabi o dönemlerde mevzunun ekipmanda olduğunu düşünürdüm sonra öğrendim ki asıl mevzu fikirdeymiş. İyi bir fikrin varsa büyük yapımlarla iş yapabilirsin. Daha sonra viral videolar çekmeye başladık. ‘Oha kafalar güzel’ adında bir viral video çekmiştim. Onu izleyen bir arkadaşım İstanbul’a davet etti. İstanbul’a gelip oyunculuk eğitimi aldım.”

Bunları 24 yaşında yaptığını ve aradan altı yıl geçtiğini anlatıyor ve İstanbul’da nasıl bocaladığını:

“İstanbul’a ilk geldiğimde kaybolmama mücadelesi verdim. Etrafında farklı hayatlar yaşayan paralı insanlar görüyorsun. Paran yok, kendimi kaybetmemek için de ayrı bir mücadeleye giriştim. Yanlış yollara sapmamak için duruşumu bozmamak için de mücadele verdim. Hayatım hep mücadelelerle geçti. Şimdi ise bulunduğum şu güzel yerin beni ego zehrine bulaştırmaması için mücadele veriyorum diyebilirim.”

İlk oyunculuğu ise Adana’da bir arkadaşının tişört dükkanı için çektiği viral video:

“O reklamda sokakta serseri bir çocuğu oynuyordum. Reklam şöyleydi; köşeden bir çocuk geliyor. ‘Tişörtün güzelmiş çıkar bakayım’ diyor. Çıkarıyorum alttan bir tişört daha çıkıyor, onun altında bir tane daha, onun altında da bir tişört daha çıkıyor. Markanın sloganı ise “bizde tişört bitmez”di…(gülüyor) Oyunculuğumu hep sosyal gerçeklik üzerine temellendirmeyi hedefledim. Çevremdeki insanlardan beslendim, onları iyi gözlemledim ve analiz ettim ve etmeye de devam ediyorum.”

İnternetin fenomen ve aşırı reel dizilerinden “Sıfır Bir” ile buluşma hikayesi ise şöyle Cihangir Ceyhan’ın:

“Sıfır Bir dizisi aslında kolektif bir işti… Bu kolektif şuurla hazırlanmış işle ilgili ilk röportajlarına baktığınız zaman daha fazla gerçek beyanlara rastlarsınız. Ama son zamanlarda gerçeklerin üstü örtbas edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Herkes bir değer kattı o işe... Kimse kimseden fazla değer katmadı. İlk 16 veya 17 kişilik bir ekiptik, hatta mahalleden çocuklar da vardı işin içinde… Yusuf vardı, Abat vardı. Bu çocuklar da bizim yolculuğumuza destek verdiler, katkı sağladılar. İşin yönetmeni olan Kadri Beran Taşkın’la internet üzerinden tanıştık. İlk oturduğumuz gece Adana’da yani bizim topraklarımızda geçen suç dünyasını, fakirliği, varoşu kısacası sosyal gerçekçiliği anlatan bir film hikâyem vardı. Onu anlatmıştım Kadri Beran’a… O da çok yükseldi hikâyeye…

Sonrasında 2,5 yıl boyunca bir film yazdık kendisiyle filmin ismi ise Şeker’di… Derken zaman geçti ve benim de zihnim açılmaya başladı. Ezhel’e klip çektik Yoruldum adlı şarkısına… Daha sonra namaz kılan robot videosu çektik ve viral oldu. Beran gerçekten yetenekli bir insandı ve benim de kafamı açan birisiydi. Kadri Beran’la yakaladığımız enerjiyle internet dizisi yapma kararı aldık. Biz Sıfır Bir’e çok samimi bir şekilde başlamıştık. O projenin yaratıcısı ben ve Kadri Beran’dı… Sonra ekibe katılan ve destekleyen, emeği geçen birçok kişi oldu. Fakat çeşitli medya grupları işin içine girmeye başlayınca işin doğal yapısı bozulmaya başladı. Her zaman söylediğim bir söz var; Beyazlar adaya gelince Ada’nın doğal florası bozuldu.”

Ama herkesin sandığı gibi Sıfır Bir’den Çukur’dan teklif aldığı için ayrıldığı iddiasının gerçek olmadığını söylüyor:

“Çukur’dan teklif geldiği için ayrılmadığımı bütün Türkiye biliyor. Geçtiğimiz nisan ayında askere gittim. Askere gitmeden bir hafta öncesinde teklif aldım Çukur’dan… Ondan önce Özgür Meriç’le birlikte yapacağımız bir film projesi vardı. Bununla ilgili görüşmeler yapıyorduk. Daha sonra filmi yapmaktan vazgeçtik. Çukur’dan teklif aldığım için Sıfır Bir’den ayrılmadım. Artık bir şeyler kanıma dokunduğu için oradan ayrıldım. Özgür Meriç beni desteklediği için de satır yedi bazılarından… Biz birbirimiz satmadık, biz Özgür’le bir aradayız.  Özgür’le aramda tarif edilemez bir sevgi var. Ben bir medya maymunu değilim, halkın adamıyım. Bana yapılanlardan dolayı da herkese hakkım helal olsun… Kimseye bir kinim yok.”

Amatör bir oyuncuyken Çukur gibi profesyonel bir yapımda rol alması ise onun için epey unutulmaz bir deneyim olmuş:

“İnsanların kafasında ‘Gerçekten oyuncu mu’ sorusu vardı. O şüpheleri de ortadan kaldırmam gerekiyordu. Neyse askerden geldiğimin dördüncü günüydü ve ilk sahnem para yakma sahnesi… Bayağıdır oynamamışım… Arkamda bir sürü araba var, takım elbiseli bir sürü adam… Karşımdakiler ise resmen şampiyonlar ligi...  Karşımda Aras Bulut İynemli, Erkan Kolçak Köstendil, Necip Memili, Mustafa Kırantepe, Öner Erkan, Cem Uslu vardı… Benim için unutulmaz diyeceğim bir andı. Çok keyif aldığım bir sahneydi. Kamera arkası ve önü beni çok güzel karşıladı. Çok güzel bir enerji yakaladık. Şuan çok mutluyum Çukur gibi bir projede olduğum için… Setimizde ego yok, bağırma, çağırma yok. Keyifli geçiyor sahnelerimiz.”

Dizinin senaristinin “Benim Çukur’um Türkiye’dir” dediğini anımsatıp ona kendi Çukur’unu sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor:

“Benim Çukur’um Adana’dır. Reddedilemeyecek birikintisi vardır bende. O memlekette kaçak sigara satarken de bir şeyler yaşadım, takım elbiseyle kredi kartı satarken de… Adana içinde keyif aldığım bir Çukur’dur…”

Peki idolleri kim,  sayıyor:

“Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Gaspar Noe, Gayriçi… Hepsinin bir taraflarını severim ama ekolüm Yılmaz Güney’dir.”

Fotoğraflar: Servet Deniz

© Ahval Türkçe