Selim Eyüboğlu
Oca 28 2018

Ekonomik krizi anlatan pembe dizi: Damnation (Lanet)

1929 ekonomik krizi sırasında geçen ‘The Waltons’ adlı dizi, yetmişli yıllarda tüm televizyon izleyicisinin hafızasına kazınmıştı.

Dizinin popülerliği, insanların bir tavuk çalmak ya da üç kuruş kazanmak için birbirini boğazladığı bir dönemde dimdik ayakta durabilen bir ailenin başarısını yazar olmaya özenen bir çocuğun gözünden nostaljik bir dille anlatabilmesinden kaynaklanıyordu.

Aynı dönemde geçen ve Western havasındaki ‘Damnation’ dizisinin ekonomik krize yaklaşımı ise bunun tam tersi: Iowa’nın küçük bir kasabasında aracıların fiyat kırmasını engellemek için harekete geçen çiftçiler ürünlerini bu koşullarda satmayı reddediyor.

Bu dizide mutlu aileler olmadığı gibi, bu çiftçi protestosuna karşı sanayiciler, bankalar, yandaş basın, hatta Ku Klux Klan benzeri bir ‘kara birlik’ ortak cephe oluşturarak karşı hamlede bulunuyor. Sonuçtaysa kan gövdeyi götürüyor.

Ancak tüm bunların dizi malzemesine dönüşmesini sağlamak için bir ana karakter gerekiyor. Bu da vaizliğe soyunarak işçileri kışkırtan Seth.

Ruhani bir lider gibi davranan Seth kilisede, İncil’in haksızlığa karşı mücadele etme misyonu olduğunu vaaz ederek, çiftçilere birlik olmaları çağrısında bulunuyor.

Seth tam bunu sağlamak üzereyken uzmanlık alanları grevleri kırıp dağıtmak, göz dağı vermek ve gerekirse sendika liderlerini öldürmek şeklinde tanımlanabilecek Pinkerton dedektif firmasından biri çıkageliyor.

Grev kırıcı ajan Creely’nin ilk icraatı, öldürdüğü grevci bir çitçinin cesedini bara getirip herkese ibret olsun diye karşısına geçip içki içmek oluyor.

Çok geçmeden Seth ile Creely’nin birbirine düşman iki kampı temsil etmelerinin ortak geçmişlerinden kaynaklanan son derece kişisel nedenlerle ilgili olduğu ortaya çıkıyor.

Ve bu noktada dizi ekonomik kriz esnasında çiftçilerin mücadelesini anlatırken, bir anda ‘pembe diziye’ dönüşüyor.

Ataları Dallas, Dynasty ve Flamingo Yolu olan pembe dizilerin en belirgin özellikleri, uzak geçmişe dayanan aile sırlarının yavaş yavaş ifşa olması, intikam ateşiyle yanıp tutuşan aile fertleri, birbirini aldatan çiftler ve gayrı meşru çocuklar...

Muhtemelen pembe diziler bir tür olmaktan ziyade bir format: çünkü, Twin Peaks’ten Battlestar Galactica’ya kadar apayrı türlere ait birçok dizi bu ortak özellikleri taşıyor.

Bu bağlamda Damnation da onlardan çok farklı değil: Seth’in babası bir fahişeden dünyaya gelen Creely’yi eve getirip Seth ile birlikte büyütüyor.

Ancak babanın oğullarını dayakla ‘eğiterek’, kendi işi olan büyük şirketler adına çiftçileri yerlerinden etmek için onları göz dağı vermeye, gerekirse de öldürmeye zorladığını izliyoruz.

Bir papazın kızına âşık olan Seth, tam geçmişini geride bırakıp Cynthia ile kaçmaya hazırlanırken her şey ters gidiyor ve iki kardeş birbirine düşman oluyor…

Ancak, dizinin tıpkı Twin Peaks gibi pembe dizi özellikleri taşıması karanlık olmadığı anlamına gelmiyor: Evini kaybetmek üzere olan bir çiftçi ailesine yardım etmek için Seth ve bir grup çiftçi İnciller'in içine sakladıkları tabancalarla açık artırmaya gizlice müdahale ediyor, evin 1 sent karşılığı sahibine geri satılmasını sağlıyorlar.

Ne var ki, çiftçileri yerlerinden etmeyi, hatta önlerine çıkan kiliseleri bile yok etmeyi amaçlayan organize suç çeteleri ve arkalarındaki sermayedarların yanında Seth’in yöntemleri fazlasıyla masum kalıyor.

Kendini, Martin Eggers Hyde, PhD, olarak tanıtan bir sanayici, Amerikan ordusuna satmak için zehirli gaz üretiyor, bunu da borca batmış çaresiz insanlar üzerinde deniyor.

Seri üretimin çiftçiliğin pabucunu dama atacağını öngören Martin Eggers, aynı zamanda ‘‘Henry Ford’un olduğu bir ülkede kimin İsa’ya ihtiyacı olabilir?’’ şeklinde bir hayat felsefesini savunuyor.

Ve bu felsefeyi en kârlı şekilde hayata geçirmek için Seth ve Creely’nin babası gibi küçük adamlardan, gönüllü namus bekçiliği de yapan ‘kara birliğe’ kadar herkesi etrafa korku salmak için kullanıyor.

Grev haberlerini yazmak yerine kasabaya gelen karnavalı ya da en son Hollywood trendlerini haber yapmayı tercih eden gazete dahi Martin Eggers’e çalışıyor.

Bu bağlamda dizi sadece kendi dönemini anlatmakla kalmıyor, günümüz Amerika’sından Türkiye’sine kadar bu ve benzeri baskı yöntemlerinin hemen hiç değişmediğini de düşündürüyor.

Öte yandan, bu aşırı girişimci iş adamlarını ve yöntemlerini tanıtma şeklinden yola çıkarsak, dizinin muhtemelen kapitalizmin işleyiş şeklinden ziyade sadece vahşi kapitalizme karşı eleştirel bir tutum aldığı da düşünülebilir.

Kuşkusuz bu çatışma denkleminin içinde kadın karakterler de var. Üstelik tüm arka plana itilmişliklerine karşın, erkeklerden daha soğukkanlı düşünüp daha zekice stratejiler kurabiliyorlar.

Açık artırmaya silahlı müdahale fikrinden, gazetede çalışan ve kendinden hoşlanan genç bir yazarı etkileyip ona matbaada bildiri bastırmaya, hatta takma isimle muhabirlik yapmaya ikna etmeye kadar her türlü taktiği düşünen Seth’in karısı dizinin en önemli karakterlerinden biri.

Ayrıca, Creely’nin genel evden kendine okuma yazma bildiği için seçtiği Bessie, fahişeliğin yanı sıra girişimciliği sayesinde başarılı bir iş ortağına dönüşüyor.

Ancak dizinin en tuhaf ve sıra dışı karakteri, grevcilerin öldürdüğü kocasının öcünü almak için yollara düşüp Seth’in izini süren; kişiliği bir anda tekinsiz bir şefkatten, gözünü kırpmadan insan öldüren tetikçiye dönüşen Connie.

Eğer erkekler kadın karakterlerin gözünden anlatılsaydı, muhtemelen ortaya çok daha ilginç bir dizi çıkardı: üstelik bu Damnation 'ı Deadwood gibi dizilere fazlasıyla benzediği için eleştirilmekten de alıkoyabilirdi.

Doğrusu, çevresindeki insanları kahramanca kurtararak adeta terapi seansına katılmışçasına babalarıyla yaşadıkları travmadan kurtulan erkek karakterler konusunda televizyon dizilerinin anlatabileceği yeni bir şey yok gibi görünüyor.