Selim Eyüboğlu
Oca 14 2018

The Good Doctor: Midye gibi kapalı, ancak rahat değil

Bir Güney Kore dizisinden uyarlanan ve bir noktada dünyanın en çok ilgi duyulan televizyon dizisine dönüşen The Good Doctor (İyi Doktor) yeni yetme bir doktorun bize rüştünü ispat etme süreciyle başlıyor:

Alışveriş merkezi benzeri bir binanın inşaat iskelesinden düşen bir işçiye müdahale eden Shaun Murphy, MacGyver dizisini hatırlatırcasına, sağdan soldan bulduğu kamış, seloteyp, viski şişesi ve girişteki güvenliğin el koyduğu bir bıçakla hemen oracıkta ameliyata girişiyor.

Bizlerse, etrafına toplanan kalabalığın kuşkularına rağmen, kendinden emin bir ses tonuyla konuşan bu çocuk yaştaki cerrahın yeteneğine anında ikna oluyor, bir Hollywood klişesi olan deha mitinin son derece etkin bir şekilde inşa edilişine tanıklık ediyoruz.

Ve Shaun’da, Steve Jobs ya da Elon Musk' taki gibi bir deha potansiyeli görüyoruz.

Tüm bunlar olup biterken, paralel bir kurguyla bir hastanenin yönetim kurulunda söz konusu doktorun iş başvurusu tartışılıyor. Shaun’un otistik oluşu yüzünden itirazlar yükseliyor. Ta ki, içlerinden biri, Shaun’un youtube’da canlı yayındaki operasyon girişimini yönetim kurulundakilere gösterene kadar...

İlk başta Grey’s Anatomy gibi hastane türü tipik bir dizi gibi görünen The Good Doctor, Shaun’un sıra dışı ve mesafeli kişiliği sayesinde diğer dizilerden ayrılıyor.

Shaun sadece otistik değil aynı zamanda hızlı hesap yapmak, gördüğü her şeyi kafasında diyagrama dönüştürebilmek gibi özelliklerle kendini gösteren ‘sevant’ sendromundan da mustarip.

Bu da çevresindekilerle olan iletişimini zorlaştırıyor. Tıpkı Sherlock Holmes gibi onun aklından geçenleri ilk başta anlamak mümkün değil. Bu yüzden de Holmes’un ortalama zekâya sahip yardımcısı Watson işlevini gören üç boyutlu diyagramlar imdadımıza yetişiyor.

Otizmin dizideki temsili bir bakıma geek’lerinki gibi: Gerek sosyal çevreleriyle iletişim kuramadıkları için tüm enerjilerini teknik konulara yöneltip kendi alanlarında üstün yetenekler geliştiren geek’ler, gerekse benzer bir analitik zekâya sahip olan otistler uzun süredir zamanımızın yeni yıldızları gibi kabul görüyorlar.

Ve artık hemen her tür dizide bu karakterlerden biri mevcut. Bir an için düşünüldüğünde, NCIS’teki Abby, Buffy the Vampire Slayer’daki Willow, hatta daha da gerilere gidersek, Star Trek’teki Mr. Spock ilk akla gelenlerden.

Ne var ki, günümüzde bulunmaz Hint kumaşına dönüşen bu zeki ve yaratıcı kişiliklerin hemen hiçbirinin mutlu bir çocukluğu olamıyor.

Bu bağlamda, Shaun da sadece üstün yetenekli bir doktor değil. Dizi daha en başından, alışılmıştan çok daha uzun ve sık beliren flashback’lerle otizmini anlamayıp onu sık sık döven babasını, tavşanının ölümünü ve ardından da yegâne desteği olan kardeşini kaybedişini anlatıyor.

Dizinin en yaratıcı yanlarından biri tam da Shaun’un şimdiki zamanda karşı karşıya geldiği durumlar esnasında geçmişe ait bir anısını hatırlayışı.

Shaun geçmişinde derin iz bırakan olayları yaşadıkları üzerinden tekrar gözden geçirirken değişme uğraması, bir bakıma edebiyattaki bildungsroman türünü çağrıştırıyor.

Ancak bu değişim çevresindeki hemen herkesin sabır sınırlarını zorlayacak kadar ağır bir süreç. Shaun’un yer yer tutuk, yer yer duygusuz ve mesafeli davranışları ne kendini ne de sosyal çevresini mutlu ediyor.

Onun benmerkezcilikten uzak, ancak bir o kadar da başarılı performansı, kibirli ve başarı odaklı doktorları geriyor. Kıdemli doktorların buna getirdiği çözüm ise onu ayak işlerinde çalıştırmak oluyor.

Shaun’un hastanedeki işe başlar başlamaz çevresindeki tüm sosyal dengeleri değiştirmesi ötekileştirme refleksi açısından Türkiye’deki benzer sosyal ortamları da çağrıştırmıyor değil.

Bir bakıma, Shaun Murphy adeta bir diğer hastane dizisin karakteri olan Dr. House’un genç versiyonu gibi. Bu da şaşırtıcı olmamalı, çünkü hem House’un hem de The Good Doctor’ın yaratıcısı David Shore. Shaun, henüz Dr. House gibi bir anti-kahraman olmaktan çok uzak.

Ancak, içinde bulunduğu narsisizm ve rekabet ortamı onu giderek yaşadığı hayata yabancılaştırıp her şeye biraz daha şüphe ile bakmasına yol açacak gibi gözüküyor.
Dizinin ilerleyen bölümlerinden birinde buna örnek oluşturacak bir taciz vakası ise, şu sıralar tüm dünyada gündeme oturan #MeToo hareketi açısından daha güncel olamazdı:

İşe yeni başlayan kıdemli Doktor Matt Coyle hastanenin genç doktorlarından Claire’e kur yapıyor, hatta asılıyor.

Sert bir tepkiyle reddedilince de Catherine Deneuve’ün #MeToo girişimine karşı yüz kadınla birlikte kaleme aldığı karşı bildiriyi kalkan olarak kullanırcasına: ‘’Seni rapor etmeyeceğim ama bir daha biri çıkma teklif ettiğinde belki bu kadar göt olmamayı denersin,’’ diyerek üste çıkıyor.

Ne var ki, bu hastane çevresi göründüğü kadar umutsuz değil: hastaların yaşadığı trajedilerin yanı sıra umutları ve hayata tutunma çabaları, en kibirli doktorları dahi yumuşatıyor; empati kurma sürecinde insan olmayı da öğreniyorlar.

Geriye kalan tek soru ise Shaun’un gerçek hayatla hastane ortamı arasındaki ayrımı görüp, insani ilişkiler kurup kuramayacağı. Öte yandan, eğer daha insani bir karaktere dönüşürse, tıp alanındaki dehasının devam edip etmeyeceği de ayrı bir soru.