Mehmet Ali Talat: Doğu Akdeniz’de her an her şey olabilir

Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve AB'nin tepkisine rağmen Doğu Akdeniz'de sondaj çalışmalarını sürdürmesinin yankıları sürüyor. Suriye savaşı dolayısıyla uluslararası güçler Doğu Akdeniz’de önemli donanma gücü bulundurduğu için, bölgede her an her şey olabilir.

Türkiye’nin burada tek bir müttefiki bile yok. Peki bu gerilim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve AB üyesi olan güneydeki Rum yönetimine nasıl yansıyor? KKTC’nin 1974 yılında Türkiye tarafından ele geçirilen ve o tarihten beri hayalet şehir olan Maraş’ı tekrar açacağına ilişkin açıklaması ne anlama geliyor? Adayı ve Doğu Akdeniz’i ne bekliyor?

GazeteDuvar'dan İrfan Aktan, KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la konuştu. Talat’a göre, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki gerginlik mevcut haliyle devam eder ve Kıbrıslı Türklerin doğalgaz yataklarındaki hak talebi karşılanmazsa, Doğu Akdeniz’in Ortadoğu’daki gerilimlere benzer bir noktaya gelme ihtimali var.

Mehmet Ali Talat’a göre Doğu Akdeniz’de bir provokasyon veya kaza çatışmaya sebep olabilir.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemini teslim almaya başlamasıyla beraber ABD’nin yaptırımlara hazırlandığı sırada Avrupa Birliği de başka bir bağlamda yaptırım hazırlığı içinde.

O “bağlam”, başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerinin ve ABD, AB, Rusya, İngiltere gibi uluslararası güçlerin odaklanacağı yeni gerilim sahası Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve hidrokarbon arama faaliyetleri.

Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da güç savaşları devam ederken Doğu Akdeniz’de de sular kaynıyor. Talat, AB'nin Türkiye'ye yaptırım uygulayacağı haberleriyle ilgili "Gelişmeler daha ziyade Rum tarafında bir heyecan oluşturuyor. Fakat bu gelişmelerin Türk tarafına şimdilik ciddi boyutta bir yansıması olduğunu söylemek doğru olmaz. Öte yandan, doğrusu Avrupa Birliği’nin bu bağlamda Türkiye’ye uygulayacağı yaptırımların ne kadar etkili olacağını bilemiyoruz" ifadelerini kullandı. 

"Kıbrıs açısından gerilim artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil, şu anda yaşanan bir gerçek" diyen Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

"Dolayısıyla Kıbrıs’ta, esas olarak da Doğu Akdeniz’de her an her şey olabilir. Bir provokasyon da yaşanabilir. Yahut provokasyon olmadan da bir kaza gerginliğe ve çatışmaya dönüşebilir. Zamanında İsrail komandolarının Mavi Marmara gemisine ateş etmesi ve insanları öldürmesi gibi olaylar her an bu bölgede de meydana gelebilir. Hatta bu bölgede çok daha tehlikelisi ve yıkıcısı da yaşanabilir. Bu bakımdan Kıbrıs, daha da doğrusu Doğu Akdeniz gerçekten bir gerilim merkezi. Tabii burada meselenin tek kaynağını doğalgaz oluşturmuyor. Bölgedeki gerilimin kaynağında egemenlik iddiası ve ispatı da önemli bir yer tutuyor. Rum tarafının “ben egemen devletim, gaz ve petrol aramaları bir egemenlik meselesidir” yaklaşımı var. Ama bu arada Rum tarafının çıkarılacak olan zenginliklerde Kıbrıslı Türklerin de hakları olduğunu teslim etmesi söz konusu."

"Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine tüm ülkelerin tepki göstermesi, Rum tarafının elini güçlendiriyor. Rumların bu güçle Türk tarafına yönelik politikalarında başarılı olma olasılığı var mı?" sorusuna şu yanıtı verdi: 

"Öyle bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Siyasette bulunduğum her zaman, Türkiye’nin veya Türk tarafının tehditlerle bir noktaya getirilemeyeceğini, bir noktaya taşınamayacağını anlatmaya çalışıyorum. Yani bu geleneksel olarak mümkün olmayan bir şeydir. O nedenle gerek Avrupa Birliği’nin gerekse başka aktörlerin alacakları tedbirlerin veya yapacakları tehditlerin Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk tarafına, “aman hadi siz haklısınız” dedirteceğini düşünmüyorum."

Röportajın bir bölümü şöyle: 

Sizce olası çatışmaya karşı nasıl bir bariyer kurulabilir?

Bana göre buna karşı yalnızlaşmamaya çalışmak gerekiyor. Yani diplomatik kanalları daha fazla kullanmak lazım. Türkiye’yi de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de kastediyorum. KKTC tek başına belki uluslararası güçleri harekete geçiremeyebilir. Ama KKTC, Türkiye’nin diplomatik gücünü de kullanarak yoğun bir çaba ortaya koyarsa, bence başarılı olabilir. Bunun olabildiği geçmişte gösterilmiştir. Yalnızlıktan kurtulmanın tek yolu diplomatik çabadır. Yoksa Türkiye’nin “askeri olarak güçlüyüz, istediğimizi yaparız” yaklaşımının sonuç getirmeyeceğini düşünüyorum.

Türkiye’nin sorun yaşamadığı neredeyse hiçbir ülke yok ama…

Doğru.

Bu sorunların Kuzey Kıbrıs’ın geleceğini de negatif etkileyeceği açık değil mi?

Kesinlikle öyle. Türkiye’nin bu konudaki başarısı veya başarısızlığı, Kıbrıslı Türkleri de yakından ilgilendirecektir. Az evvel de söylediğim gibi, Kıbrıslı Türklerin doğrudan uluslararası temasları sınırlıdır. Türkiye diplomasisi destek olmadığı sürece tek başına başarı göstermesi mümkün değildir. Ama şu sıralarda böyle bir çabayı da görmüyorum. Dolayısıyla durum iyi değil. Sanki demeç vererek veya iki-üç tane gemi ve onlara refakat eden birkaç geminin Akdeniz’deki faaliyetleri bize yeter gibi bir hava var.

Kıbrıslı Türklerin şu anda temel talep ve tepkileri neye yönelik? Halk ne istiyor?

Şu anda Kıbrıslı Türklerin en ciddi sıkıntısı ekonomidir. Büyük bir pahalılık var. TL’nin değer kaybından kaynaklanan enflasyon ve sıkıntı Türkiye’dekinden daha fazla. Bunun yarattığı ciddi ekonomik darboğazlar var. Bugüne kadar Türkiye’nin bütçeye ve altyapıya yaptığı çeşitli katkıların son zamanlarda durmuş olması söz konusu. Kıbrıslı Türklerin ana gündemi bu olmakla birlikte, halkın büyük çoğunluğu ekonomik sıkıntıların Kıbrıs sorunundan kaynaklandığını düşünüyor. Kaldı ki bu çok da yanlış bir düşünce değil. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları filan ikinci planda kalıyor. Geçenlerde buraya bir Rus füzesi düştü. O bile üç-dört gün konuşulduktan sonra bitti.

Peki hidrokarbon ve doğalgaz kaynaklarından elde edilebilecek gelirin ekonomiyi düze çıkarabileceğine dair beklenti var mı?

Hayır, o hiç yok! Bu işin gerçek olup olmadığı, böylesi kaynakların elde edilip edilemeyeceği bile Kıbrıslı Türkler açısından kuşku götürür.

Adada Türk ve Rum milliyetçiliğinde bir tırmanış yaşanıyor mu?

Milliyetçi bir gerilim yok ama milliyetçi yükseliş var. Birbirine düşmanlık değil ama “herkes kendi tarafında yaşasın, artık birlikte yaşama bir hayaldir” gibi yaklaşımlar artıyor. Bu yaklaşımlar milliyetçiliği, milliyetçilik de bu yaklaşımları pompalıyor. Ama Kıbrıslı Türklerin “Rumlarla çatışalım, savaşalım” veya Rumların “Türkleri zorla zapturapt altına alalım” gibi bir yaklaşım görmüyorum.

Eğer Tayyip Erdoğan’la görüşseydiniz, kendisine ne önerirdiniz?

Valla her zaman önerdiğim gibi, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılabilecek ne varsa bunu yapması ve bundan imtina etmemesidir.

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz