Pompeo’nun Kıbrıs ziyareti, ABD’nin Doğu Akdeniz’e yeniden dönmesinin işareti mi?

Türkiye’nin başta Yunanistan olmak üzere Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerle yaşadığı gerginliğin ortasında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Cumartesi günü Kıbrıs’ı ziyaret etti. 

Türkiye’nin bölgedeki petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinden endişe duyduğunu belirten Pompeo, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki gerilimleri kullanma çabalarına da dikkat çekti. 

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı Türkiye Programı Direktörü Aykan Erdemir, vakfın internet sitesinde yayınlanan makalesinde Pompeo’nun Lefkoşa’yı ziyaret rotasına ekleme yönündeki son dakika kararının, Washington’un çatışmayı önlemek ve Rusya’nın bölgede artan etkisini kontrol altına almak için ABD liderliğinin gerekli olacağına dair bilincini yansıttığını belirtiyor.

Pompeo’nun doğaçlama molasının, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Moskova ile Lefkoşa arasındaki diplomatik münasebetlerin 60. yılı dolasıyla Kıbrıs'ı ziyaret etmesinden beş gün sonra geldiğine işaret eden Erdemir, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades’in, Lavrov'a ülkesinin sunduğu en yüksek liyakat derecesini verdiğini, Lavrov’un da Lefkoşa'da ABD'nin Doğu Akdeniz'de sorun çıkarmak için "acınası" girişimini eleştirdiğine vurgu yapıyor. 

Ziyaret sonrası Lavrov, Kıbrıslı mevkidaşı Nikos Christodoulides'i Rusya'ya davet etti.

Rusya'nın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem Kıbrıs hem de Yunanistan’ın üzerinde hak ettiği sularda hidrokarbon aramaya yönelik kışkırtıcı araştırmalarından yararlanarak Kıbrıs’a uzandığının altını çizen Erdemir, “Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le Temmuz ayında yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında, Türkiye'nin "yasadışı eylemlerini durdurmaya ikna etmesi için" kişisel ilişkisini kullanma çağrısında bulundu ve Putin de Türk cumhurbaşkanı ile konuyu görüşme taahhüdünde bulundu. 7 Eylül ziyareti sırasında Lavrov, Rusya’nın "ilgili taraflardan talep gelmesi durumunda iyi komşuluk ilişkileri kurmaya katkıda bulunma" taahhüdünü yineledi” diye yazıyor. 

Rusya’nın Suriye'nin Tartus liman kentindeki deniz üssünü genişletmeye başlayarak saldırı jetleri konuşlandırması, Libya'da savaş misyonları gerçekleştirerek Doğu Akdeniz'deki etkisini artırması ABD'nin Kıbrıs’a yönelik endişesini arttırdığını da aktaran Erdemir, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Judith Garber’in geçtiğimiz hafta Rusya'yı “bölgede çok istikrarsızlaştırıcı bir rol oynamakla” suçladığını ve Lefkoşa'dan Rus savaş gemilerine liman hizmetleri vermeme çağrısında bulunduğunu belirtiyor. 

ABD 1 Eylül’de Kıbrıs’a yönelik yaklaşık otuz yıldır devam eden silah ambargosunun bir kısmını kaldırmıştı. Pompeo, ziyareti sırasında “değerlerimizi paylaşmayan ve bölgede tutunmaya çalışan milletler” konusunda uyarıda bulunarak, “Kıbrıs limanlarında duran tüm Rus askeri gemilerinin Suriye'de insani misyon yürütmediğini biliyoruz" diye konuştu. 

Erdemir yazısında, “Pompeo’nun Kıbrıs ziyareti, yalnızca ABD’nin bölgede daha fazla angajmana girmesinin değil, aynı zamanda transatlantik müttefikleriyle daha fazla ABD koordinasyona girmek istemesinin de bir işaretidir. Pompeo’nun ziyareti öncesinde ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, Washington’un "liderliği sürdürme, Avrupalı müttefiklerimizle çalışmaya devam etme taahhüdünü" yineledi. Pompeo Cuma günü basına yaptığı açıklamada, ziyaretinin Başkan Donald Trump'ın hem Erdoğan hem de Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ile yaptığı telefon görüşmelerinin devamı olduğunu belirtti. Pompeo daha sonra Almanya’nın Ankara ve Atina’yı görüşmelere başlamaya” ikna etme yönündeki diplomatik çabalarına övgüde bulundu” diyor. 

“Tarihsel olarak, Türk-Yunan gerginliklerini yatıştırma ve Kıbrıs ihtilafını çözmede en büyük ilerleme, ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle yakın koordinasyon içinde arabuluculuk rolü oynamasıyla gerçekleşti” diye yazan Erdemir, Putin ve Erdoğan gibi otokratlara kâr sağlayan Doğu Akdeniz'deki artan gerilimin ancak Washington'un öncülüğünde benzer bir transatlantik tepkiyle etkisiz hale getirilebileceğinin altını çiziyor. 

Erdemir, “Bu vaka bir kez daha ABD'nin bölgedeki mevcut angajmanını sürdürmesinin barışı koruma ve Rusya'nın emellerini kontrol altına almanın anahtarı olduğunu gösteriyor” diyor.