Tem 10 2018

Piyasada damat dalgası: Dolar ne olacak?

Türkiye’nin yeni mutlakiyetçi yönetim sistemi ve Osmanlı’dan bu yana hemen hiçbir TC Hükümet’inde olmayan yetkilerle donatılan ilk Başkanlık Kabinesi piyasalarda soru işaretleri ve dalgalanmaya neden oldu.

Dün öğle saatlerinde 4.51 TL’ye kadar inen ve ardından kabine üyelerinin açıklanmasıyla tırmanışa geçen dolar 4.75 TL’yi gördü. Dolar belki Mayıs ortasında gördüğü 4.92 TL’lik zirveyi geçemedi, ama mevcut düzeyleriyle bile hala ekonomi için en öncelikli tehdit olmayı sürdüreceğini gösterdi. Kabine üyelerinin açıklanmasının ardından borsada yüzde 3 gerileme yaşanırken 10 yıllık Hazine tahvil faizleri de yüzde 17.31 ile yeni bir rekor kırdı. Tabii ülkenin Eurobond faizleri ile iflas sigortası risk primleri (CDS) de tırmanışa geçti. Türkiye, Mısır’la birlikte ABD ve Alman tahvillerine kıyasla en yüksek getiriyle borçlanma yapan ülke konumunu sürdürdü.

Açıklanan kabine üyelerinin özellikle ekonomiyle ilgili bölümleri iş dünyasından gelen isimlerden oluşturulurken, bu Başkan Erdoğan’ın yakın zamanda da gündeme getirdiği ‘devleti bir CEO gibi yönetmek’ felsefesine uygun gözüküyor. Ancak kabinede bakan olan işadamları AKP döneminde yıldızı yükselen isimlerden. Bu isimler Batı’ya yakın duran geleneksel Türk elitlerine kıyasla daha az şeffaf ve sürprizlere açık bir ekonomi yönetiminin oluşması endişelerini de beraberinde getiriyor.

Yeni kabinede piyasalar açısından en önemli isim ise kuşkusuz Hazine ve Maliye gibi devletin mali tekelini sağlayan kurumların başına atanan Berat Albayrak oldu. Piyasalarda devlet ve genel ekonominin finansmanı açısından en kritik görev olarak kabul edilen Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine Erdoğan’ın damadının atanması, fiyatları dalgalandıran ana unsur olarak ortaya çıktı.

Berat Albayrak’ın keskin kariyerinde devlet maliyesinin yönetimi konusunda bir tecrübe olmadığı için, piyasalar onun nasıl kararlar alacağını ve Mayıs ayında Erdoğan’ın Londra’da yatırımcılara yaptığı ‘faiz karşıtı’ açıklamalar nedeniyle ortaya çıkana benzer bir yol kazasına yol açıp açmayacağı endişesi taşıyor.

Ancak yine de dış basında Albayrak’ın geçmişte adının geçtiği IŞİD petrolü satışı ve Reza davası gibi sorunlu konularda adının geçmiş olması ilk günden olumsuz bir intiba için yeterli oldu.

Diğer taraftan asıl önemli konu ise Albayrak’ın faiz konusundaki görüşleri de tam bir muamma olması. Albayrak daha önceki açıklamalarında ‘Faiz lobisi’ ve ‘Doları dış güçler’ yükseltiyor sözleriyle Türk ekonomisinin sorunlarını ‘komplocu’ bir bakış açısıyla değerlendiren çok sayıda cümle sarfetti. Ancak bu onu büsbütün piyasa ‘düşmanı’ da yapmıyor. Kendisi aynı zamanda, özel röportajlarında Türkiye’nin ilk şirket Eurobond’unu satarak yurtdışından borç almakla ya da Dünya Bankası kredisiyle gaz terminali yapmakla övünen bir isim.

Bu tıpatıp Erdoğan’ı iktidarda tutan pragmatizmin kopyası ve bugüne kadar en azından ekonomiyi sert bir duvara çarpmadan korudu. Ancak sistemin doğası gereği çıkan kronik kavgalar nedeniyle yatırımcıyı diken üstünde tutuyor ve siyasi istikrarsızlık yaratarak uzun vadeli finans kaynaklarının girişini engelliyor. Bu yüzden Türkiye 2005-1015 arasındaki küresel döviz bolluğuyla da beslenen yüksek doğrudan yatırım girişlerini artık alamıyor. Ayrıca nispeten daha uzun banka ve şirket kredilerinin yenilenmesinde hem miktar hem de faiz artışı gibi sorunlar büyüyor. Ve sadece günlük döviz piyasası finansmanı için bile uluslar arası kısa vadeli portföy yatırımlarına ihtiyaç hızla artırıyor.

Piyasalar kur, faiz ve borsadaki gelişmelerle Başkanlık Kabinesi’ne Berat Albayrak rahatsızlığının sinyalini verse de, henüz ellerin tetikte olduğunu göstermenin ötesine geçilmedi. Asıl sınav ise 24 Temmuz’da Merkez Bankası’nın yapacağı faiz toplantısı olacak. Borç verenler son 2 ayda Merkez Bankası’nın 5 puanlık faiz artışını yeterli bulmuyor ve Haziran’da tüketicide yüzde 15, üretici de ise yüzde 23’ün üzerine çıkan enflasyon rakamlarından sonra yeni bir artırım kovalıyor.

Bugüne kadar her defasında Londra’daki eski çalışma arkadaşları olan fon yöneticilerinin istediklerini veren eski Bakan Mehmet Şimşek artık yok. Kendisi artık sıradan bir milletvekili bile değil. Erdoğan’ın deprem yaratan faiz açıklamalarının ardından Haziran başında yaptığı Londra’daki son özür ziyaretinde verdiği ve daha sonra uyguladığı faiz artırımlarına ilişkin sözlerinin şu an geçerli olup olmadığı da soru işareti.

Türkiye’de bu şartlar altında dolardaki dalgalanmanın en azından 24 Temmuz’a kadar süreceği söylenebilir. 24 Temmuz’da alınacak faiz artırım kararı, her ne kadar ekonomideki sorunların daha da büyümesine neden olacak bir gelişme olsa da, en azından günü kurtarmak açısından önemli olacak.

Dün ve bugün yaptığı ihalelerde bu yazın en büyük geri ödemesini finanse etmeyi başaran Hazine’nin Ağustos’ta ödemesiz bir döneme girecek olması, aynı dönemde özel sektör dış borç ödemelerinin yavaşlaması, yaz aylarına özgü döviz bolluğu ve Kurban Bayramı etkisi, en azından Eylül ortasına kadar piyasalarda bir rahatlama yaşatabilir. Ağustos ayında tüm önemli fon yöneticilerinin tatile çıkması, Fed ve diğer Merkez Bankaları’nın suskun günlere girmesi de dış konjonktürü buna uygun kılıyor.

Doları fiyat olarak çok aşağılarda görmesek de en azından faiz ve enflasyona göre geride kalması mümkün. Uzmanların çoğunluğu 4.46 seviyesini önemli bir teknik destek seviyesi olarak görüyor.

Diğer taraftan anlaşma olmaması ve Erdoğan’ın İran tipi bir ‘Direniş ekonomisi’ tarzıyla örgütlediği yeni kabine ile piyasalar arasında gerilim başlarsa doları ilk etapta 5 TL’nin üzerinde görmek mümkün. Analizler sonrasını ise 5.80 TL’ler olarak bahsediyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar