Hazır olun: Yeni bir döviz krizi geliyor

Türkiye’de dolar geçen hafta 6.24’ten 6.1 TL’ye inerken piyasalarda nispi bir rahatlama oluştu. Kurdaki bu geri çekilmede koronavirüs etkisiyle gerileyen petrol fiyatları ve Türkiye’nin İdlib savaşında ateşkes için Rusya ile el sıkışması önemli faktörler olarak gözüküyor.

Ancak bu iki faktörün tek başına doların TL karşısında yüzde 2.2’lik değer kaybını açıklayacağı da şüpheli. ABD para biriminin küresel çapta altı başat döviz birimine karşı değerini gösteren Dolar Endeksi’nin hafta boyunca yüzde 2 gerilemesi TL’ye güç kazandıran bir başka etkendi. 

Öte yandan geçen hafta Türk para biriminde yaşanan düzeltmenin kalıcı olacağı konusunda tahminde bulunup iyimserliğe kapılmak için çok erken. Tam tersine Ocak başından itibaren dolar fiyatlarını TL karşısında yüzde 6’dan fazla değerlendirerek 6.24 TL’ye kadar yükselten etkenler daha da güçlenerek sürme eğiliminde.

Üstelik bunlar koronavirüs ya da İdlib’teki çatışmalar gibi dolaylı faktörler değil. Doğrudan ekonominin kendi dinamikleriyle ilgili nedenler. Bu yıl küresel çapta büyük bir düşüş beklenen turizm gibi hizmet gelirlerindeki performansın geçen yıla göre daha az olacağı aşikar. Ancak bunu göz ardı etsek bile, Türk ekonomisi ve piyasalarındaki son gelişmeler döviz sıkıntısının hızlanarak sürdüğünü gösteriyor.

Bunun için iki önemli veri göz önünde bulundurulabilir. Birincisi ihracat ve ithalat arasındaki farkı ortaya koyan dış ticaret dengesi. Diğeri de mali piyasalardaki net döviz çıkışını gösteren portföy yatırımlarının durumu. Her ikisi veride de önemli bozulmalar var.

Öncelikle dış ticaret verilerinde Türkiye’nin geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren bütçe dengelerini de göz önünde bulundurarak yürürlüğe koyduğu düşük faiz politikasının etkisi her geçen ay daha fazla hissedilmeye başlandı.

Merkez Bankası’nın Temmuz ayından bu yana 13.25 puan indirip yüzde 10.75’e geriletmesi ve beraberinde bankalara başta tüketime dönük kredilerde faiz indirimi ve kredi dağıtma baskısı uygulanması ülkede dış ticaret dengelerinde hızlı değişiklere neden oldu. Son günlerde bazı önlemler alınsa da faizlerin böylesine düşürüldüğü bir ortamda bunlar gerçekçi durmuyor.

Sonuç olarak yaz ortasında neredeyse ihracatla başa baş olan ithalat son iki ayda rekor düzeyde artış kaydetti. Bu Türkiye’nin ihracat artışındaki zayıflamayla birleşince Ocak’ta 4.5, Şubat’ta ise 3 milyar dolara yakın dış açık verildi. Bu rakam toplam 7.5 milyar dolar düzeyinde net döviz çıkışı anlamına geliyor.

Diğer taraftan portföy yatırımları konusunda da tablo pek parlak değil. Merkez Bankası rakamlarına göre Şubat ayında 1.8 milyar doları bono, kalanı da hisse senedi ve şirket tahvillerinde yapılan satışlardan kaynaklı 2.47 milyar dolarlık yabancı satışı ülke piyasalarından döviz çıkışının en önemli göstergesi.

Mali piyasalardaki bu satış aylık bazda 2015’in Mayıs ayında gerçekleşen 3 milyar dolarlık yabancı satışının ardından en yüklü rakamı temsil ediyor. Üstelik 2015 yılında Türk piyasalarında fiyatlar bugünküne göre çok daha yüksekti.

Yaşanan yüklü devalüasyon ve nominal fiyat düşüşleri göz önünde bulundurulduğunda, yabancıların geçmişe göre çok ucuza da olsa Türk varlıklarını ellerinden çıkarmakta ısrar etmesi, ülke ekonomisine ilişkin beklentileri karamsarlaştırıyor.

Şubat’taki rekor düzeydeki satışın ardından yılın ilk iki ayında mali piyasalarda yaşanan toplam döviz çıkışı 3.3 milyar doların üzerine yükseldi.

Türkiye’nin dış ticaret ve mali piyasalardan kaynaklı döviz net çıkış verileri yılın ilk iki ayında 11 milyar dolara yaklaşırken, dövizdeki artış için artık iç piyasadaki dolarizasyon eğiliminin şart olmadığı da gösteriyor. Yani kurlar geçen yılın tersine, artık iç piyasa kaynaklı spekülatif döviz talebi olmasa da yükseliş yaşayacak ekonomik dinamiklere sahip durumda.

Tabii ülkedeki dolarizasyon eğiliminin sürdüğünü de hatırlatmakta fayda var. Geçen yıl 40 milyar dolara yakın artan bankalardaki döviz hesaplarının tutarı, bu yılık ilk iki ayında 6 milyar dolar daha yükseldi ve 230 milyar doları geçti.

Bugüne kadar piyasalarla yaptığı swap tutarını artırma, Katar ve Libya’dan döviz getirme gibi şapkadan tavşan çıkarma benzeri hamlelerle döviz fiyatlarını kontrol eden Türk Merkez Bankası’nın işi giderek zorlaşıyor.

Eğer sihirli şapkanın içi boşaldıysa Türkiye’nin yeniden faiz artırımıyla ekonomi ve döviz fiyatlarını kontrol etmek veya döviz fiyatlarındaki kontrolü büsbütün yitirmek dışında şansı gözükmüyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.